Osmanlı İmparatorluğu denince zihnimizde genellikle saraylar, fetihler, diplomatik mücadeleler ve devasa bir bürokratik mekanizma canlanır. Ancak koca bir imparatorluğun kalbi aslında saray odalarında değil; mahalle aralarındaki o ahşap evlerde, yani toplumu ayakta tutan en küçük hücrede, "aile" yapısında atıyordu. İlber Ortaylı’nın ufuk açıcı eseri "Osmanlı Toplumunda Aile", makro tarihin gölgesinde kalan bu mikro dünyaya ışık tutuyor. Şer’iyye sicillerinden, seyahatnamelerden ve zengin arşiv belgelerinden süzülerek gelen bu çalışma, ezberleri bozan bir portre çiziyor.
İlber Ortaylı’nın kitabında kalın çizgilerle belirttiği ilk ve en önemli gerçek, tek tip bir Osmanlı ailesi modelinin olmadığıdır. İmparatorluk geniş bir coğrafyaya sahipti.
Kitapta Müslüman, Ortodoks, Katolik, Yahudi veya Ermeni cemaatlerinin aile yapılarının hem kendi içlerindeki özerk kuralları hem de ortak bir "Osmanlı kent kültürü" paydasında nasıl buluştukları harika bir dille anlatılıyor. Ortaylı’ya göre, dinler ve hukuk sistemleri farklı olsa da komşuluk ilişkileri, mahalle baskısı ve ortak yaşam alanı, bu farklı aile tiplerini birbirine yaklaştırmıştı.
Batı seyahatnamelerinin ve popüler kültürün yarattığı en büyük efsanelerden biri, Osmanlı’da her erkeğin çok eşli olduğu ve evlerin birer "harem" gibi işletildiğidir. İlber Ortaylı, mahkeme kayıtlarına (şer'iyye sicillerine) dayanarak bu klişeyi tamamen yıkıyor:
Osmanlı toplumunda, sanılanın aksine çok eşlilik oranı son derece düşüktü. Birden fazla kadınla evlilik genellikle çocuksuzluk gibi zorunlu istisnalara ya da taşradaki zengin toprak sahiplerinin nüfuz çabalarına dayanıyordu. Sıradan bir Osmanlı kentlisinin ekonomik gücü, birden fazla aileyi geçindirmeye zaten yetmiyordu.
Genel kanı Osmanlı ailesinin hep "büyükbaba, büyükanne, amcalar ve halalarla" aynı çatı altında yaşayan devasa bir geniş aile olduğu yönündedir. Ortaylı, özellikle kentlerde (İstanbul, Bursa, Edirne gibi) çekirdek aile yapısının oldukça yaygın olduğunu arşiv verileriyle kanıtlıyor.
Ortaylı, Osmanlı kadınının toplumsal ve hukuki statüsünü incelerken oldukça nesnel bir yaklaşım sergiliyor. Kadının siyasi alanda adı olmasa da, İslam hukukunun (Şer'i hukuk) ona tanıdığı mülkiyet hakları sayesinde ekonomik ve hukuki olarak tamamen çaresiz olmadığını vurguluyor:
Kitabın en sürükleyici kısımlarından biri de Tanzimat sonrasında, yani 19. yüzyılda ailenin geçirdiği sarsıntılı dönüşümdür. Batılılaşma dalgası sadece kıyafetleri ya da mimariyi değil, evlerin içindeki ilişkileri de değiştirmiştir.
Ortaylı; Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarından, dönemin dergilerinden ve tiyatro oyunlarından örnekler vererek, geleneksel ebeveyn-çocuk ilişkilerinin nasıl sarsıldığını, "görücü usulü" evliliğin nasıl sorgulanmaya başladığını ve kadının modern eğitim hayatına girme çabalarını anlatıyor. Aslında bu dönem, bugünkü modern Türk ailesinin de temellerinin atıldığı sancılı bir geçiş dönemidir.
İlber Ortaylı’nın Osmanlı Toplumunda Aile kitabı; bugünkü aile içi ilişkilerimizi, evlilik geleneklerimizi, boşanma usulünü ve kadının toplumdaki yerini anlamak için geçmişe tutulmuş bir ışıktır.
Tarihi sadece savaş meydanlarından ibaret görmeyen, "insan"ın evinin içine, mutfağına, mahkemesine ve gönül ilişkilerine merak duyan herkesin kütüphanesinde bulunması gereken akıcı bir başyapıttır.
Ortaylı, İlber. Osmanlı Toplumunda Aile. İstanbul: Kronik Kitap, 2020. https://kronikkitap.com/kitap/osmanli-toplumunda-aile/
Çok Kültürlü Bir Mozaik
Ezber Bozan Gerçekler: Harem ve Çok Eşlilik (Poligami)
Monogami (Tek Eşlilik) Esastı
Geniş Aile mi, Çekirdek Aile mi?
Kadının Hukuki Gücü ve "Mehir" Güvencesi
Modernleşme Dönemi ve Ailenin Dönüşümü
Neden Okumalıyız?