Bilgisayarın bir köşesinde yıllardır duran bir dosya vardır bazen. Adı yarımdır. İçinde birkaç paragraf bulunur. İlk cümlesi yazılmış, devamı düşünülmüş ama tamamlanmamıştır. Silinmez de. Atılmaz da. Orada durur. Zaman zaman açılır, birkaç saniye bakılır, sonra yeniden kapatılır. İnsan o dosyanın varlığını unuttuğunu sanır ama unutmaz aslında. Çünkü bazı şeyler tamamlanmadıkları için hafızada kalır. Bitmiş olanlar yerini bulur; yarım kalanlar ise içeride yaşamaya devam eder.
Belki bu yüzden hayatın bazı dönemleri bir taslak metne benzer. İnsan yaşar, çalışır, konuşur, kararlar alır, yeni yerlere gider. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir. Ama içeride, sessiz bir yerde, sanki henüz başlanmamış bir şey vardır. Asıl hayat biraz sonra başlayacakmış gibi. Asıl kararlar ileride verilecekmiş gibi. Asıl insan henüz olunmamış gibi. Bu his çoğu zaman belirgin değildir. Günlük hayatın gürültüsünün arasında fark edilmez. Ama bazen gece geç saatte, bir pencerenin önünde dururken ya da eski bir defterin boş sayfalarına bakarken ortaya çıkar. İnsan o an kendisine tuhaf bir soru sorar: Ya yaşadığım şey hazırlık değilse?
Çocukken bu duygu daha masumdur. İnsan büyüyünce başlayacağını düşündüğü hayatı bekler. Biraz daha büyük olunca her şeyin yerli yerine oturacağına inanır. Sonra okul biter, başka şeyler başlar. Mezuniyet gelir, iş gelir, yeni sorumluluklar gelir. Ama o beklenen tamamlanmışlık hissi çoğu zaman gelmez. Çünkü insan her dönemde biraz daha ileride duran bir versiyonuna inanmayı sürdürür. Daha hazır olan, daha cesur olan, ne istediğini daha iyi bilen bir versiyonuna. Sanki hayatın gerçek sahibi odur da şimdiki kişi yalnızca onun yerine geçici olarak burada duruyordur.
Garip olan şu ki, gelecekteki benliğe duyulan güven bazen bugünkü benliğe duyulandan daha fazladır. İnsan bazı kararları bugünkü hâliyle vermez. Bir gün verecektir. Bazı konuşmaları yapmaz. Bir gün yapacaktır. Bazı hayalleri başlatmaz. Bir gün daha uygun bir zaman gelecektir. O gün geldiğinde daha hazır, daha güçlü, daha net biri olacaktır. Gelecekteki insanın omuzlarına bırakılan şeyler giderek çoğalır. Ve fark edilmeden, hayatın bazı parçaları taslaklar klasörüne taşınır.
Belki bu yüzden kullanılmadan saklanan şeyler vardır hayatlarımızda. Özel bir gün için ayrılan kıyafetler. Daha güzel bir zaman geldiğinde başlanacak defterler. Daha sonra okunacak kitaplar. Daha uygun bir ruh hâline bırakılan şarkılar. İnsan bazen eşyaları değil, günleri saklar. Henüz harcamak istemediği zamanları. Henüz yaşamaya kıyamadığı ihtimalleri. Fakat zamanın ilginç bir huyu vardır; kullanılmadan bekletilen şeyleri de eskitir.
Taslaklar biraz da ihtimal taşır çünkü.
Tamamlanmamış bir cümlede sonsuz seçenek vardır. Yazılmamış bir paragrafın nasıl biteceği bilinmez. Bu yüzden bazı insanlar hayatlarını da biraz böyle tutar. Kesinleşmemiş hâlde. Açık bırakılmış. Düzeltilmeye hazır. Çünkü tamamlanan şey aynı zamanda kapanır. Oysa taslak hâlindeki şeylerde hâlâ başka ihtimaller yaşar. Belki insanın geleceğe duyduğu bağlılığın bir kısmı da bundan kaynaklanıyordur. Gelecek, henüz kaybedilmemiş ihtimallerin evidir.
Ama zaman ilerledikçe insan başka bir şeyi fark etmeye başlar. Hayat, taslak olduğunu düşündüğümüz dönemlerde de yaşanmaya devam etmektedir. Beklenen gün henüz gelmemiş olsa bile sabahlar gelir. İnsanlar yaşlanır. Dostluklar değişir. Ağaçlar büyür. Bazı sokaklar dönüşür. Çocuklar büyürken ebeveynlerin saçlarına beyazlar düşer. İnsan bir gün dönüp baktığında, hazırlık aşaması sandığı yılların aslında hayatın kendisi olduğunu fark eder.
Bu fark ediş genellikle büyük bir olayla gelmez. Daha çok eski bir e-postaya denk gelmek gibi. Yıllar önce yazılmış ama gönderilmemiş bir taslağı okumak gibi. İnsan o satırlara bakar ve onları yazan kişinin geleceği beklediğini görür. Sonra tuhaf bir sessizlik çöker. Çünkü o kişinin beklediği gelecek çoktan geçmiş zamana dönüşmüştür. Ve insan bir anlığına, hayatın ne kadarının ertelenmiş beklentilerden oluştuğunu düşünür.
Tamamlanmış hissetmek mümkün müdür? İnsan gerçekten bir gün hazır olur mu? Yoksa hep biraz eksik, biraz tereddütlü, biraz yarım mı yaşar? Bu soruların kesin cevapları yok. Belki de olmamalı. Çünkü insanın en canlı taraflarından biri, tamamlanmamışlığıdır. Yeni cümleler kurabilmesi, yön değiştirebilmesi, başka biri olabilmesi biraz da bundan kaynaklanır.
Yine de bazen hayatın kenarına düşmüş eski taslaklara bakarken insanın içine hafif bir duygu yerleşiyor. Kullanılmamış sayfalar. Başlanmamış konuşmalar. Uygun zamanı beklerken sessizce geride kalmış günler. Ve bütün bunların arasında dolaşan tuhaf bir düşünce: Belki de asıl yanılgı, hayatın bir gün temize çekileceğine inanmak.
Çünkü belki de hiçbirimiz son hâlimiz değiliz. Belki hepimiz kenarlarında notlar bulunan, bazı cümleleri çizilmiş, bazı satırları eksik bırakılmış metinleriz. Ve belki yaşadığımız şey, bir gün başlayacak olan hayatın hazırlığı değil; başından beri yazılmakta olan metnin ta kendisi.
Peri, Ebrar Sıla, "Hayatın Taslak Hâli" yayımlanmamış, el yazması deneme. 2026