BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarNisa ÜSTÜN10 Temmuz 2026 15:46

Bir Duygunun Adı Yoksa Yok mudur?

Edebiyat+1 Daha
Alıntıla
kure star outline

Herkes yaşadıklarına bir anlam yüklemek ister.

Çünkü anlam, insanı rahatlatır. Bir şeyin neden olduğunu bilirsek onunla baş edebileceğimizi düşünürüz. Üzüntüyse neden üzüldüğümüzü, öfkeyse neden öfkelendiğimizi, özlemse kimi özlediğimizi bilmek isteriz.

Peki ya hiçbir açıklaması olmayan hisler?

İşte onlar insanı en çok yoran duygulardır.


Bazen hiçbir şey olmamıştır. Hayat normal akışındadır. Ailen iyidir, işinde büyük bir problem yoktur, telefonun çalmamıştır, kötü bir haber almamışsındır. Oturup düşündüğünde, "Benim canımı sıkan ne var?" diye kendine sorarsın.

Cevap gelmez.

Ama o his gitmez.

Sanki içinde bir şey yolunda değildir. Sanki birazdan kötü bir haber alacakmışsın gibi... Sanki hayat, henüz sana söylemediği bir şey saklıyormuş gibi...

İnsan bu belirsizliğe dayanamaz. Çünkü belirsizlik, çoğu zaman acının kendisinden daha ağırdır.

Bu yüzden zihnimiz hemen bir sebep aramaya başlar.

"Galiba dün söylediğim o cümle yüzünden."

"Acaba onun bana soğuk davranması mı?"

"Belki de yeterince başarılı değilim."

"Yoksa gerçekten mutlu değil miyim?"

Aslında hiçbir ilgisi olmayan onlarca düşünceyi bu hissin üzerine yapıştırmaya çalışırız. Çünkü nedensiz bir duygudan daha korkutucu olan tek şey, ona isim verememektir.


Belki de sorun, yaşadığımız duygu değildir.

Sorun, onu açıklayamıyor oluşumuzdur.

Belki de bu yüzden insan, tarif edemediği hislere isim vermek ister. Çünkü isim koymak bazen çözüm bulmak değildir; sadece hissettiğin şeyi kendine yabancı olmaktan çıkarmaktır.


Ben de kendi içimde dolaşıp duran o belirsiz boşluk için bir kelime aradım.

Bulduğum kelime "eksiz" oldu.

Belki doğru isim bu değildir.

Belki yıllar sonra biri aynı duyguya bambaşka bir isim verir.

Belki de hiç kimse ortak bir isim bulamaz.

Ama ben, ne zaman nedenini açıklayamadığım o boşluğu hissetsem, ona eksiz diyeceğim.

Bu, o duygunun gerçek adı olduğu için değil; benim onu tanıyabilmem için.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı, duygusunu dünyaya anlatmak değil, önce kendine anlatabilmektir.


Yine de şuna inanıyorum:

Bir duygunun var olması için mutlaka bir isme ihtiyacı yoktur.

Rüzgârı göremeyiz ama tenimize değdiğini biliriz.

Sessizliğin bir şekli yoktur ama bazen en ağır yük odur.

Bir odadan biri çıktığında geriye kalan boşluğu göremezsiniz; yine de o boşluk bütün odayı doldurur.

Bir ev, içindeki insanlar gitmeden de ıssız hissedebilir.

Bir şehir, kalabalığın ortasında bile insana yalnız gelebilir.

Bazen çocukluğunu özlersin ama aslında özlediğin şey bir ev, bir sokak ya da eski oyuncakların değildir. Geri gelmeyeceğini bildiğin bir histir.

Bazen de uzun zamandır görmediğin bir yere gidersin. Her şey yerindedir. Sokak aynı sokaktır, ağaç aynı ağaçtır. Değişen tek şey sensindir. İçinde tarif edemediğin bir eksilme dolaşır ama aslında hiçbir şey eksilmemiştir.


İnsan en çok da olmayan bir şeyi özlediğinde şaşırır.

Çünkü neyi aradığını bilmez.

Neyi kaybettiğini söyleyemez.

Hatta gerçekten bir şey kaybedip kaybetmediğinden bile emin değildir.

Belki de bu yüzden bazı duyguların cevabı yoktur.

Onlar çözülmek için değil, fark edilmek için vardır.


İsteyen, kendi boşluğuna bir isim verir.

İstemeyen, sadece onun varlığını kabul eder.

İki durumda da değişmeyen tek şey şudur: Bir duygunun adı olmayabilir.

Ama bu, onun olmadığı anlamına gelmez.

Belki de en gerçek hisler, sözlüğe hiç girmemiş olanlardır...