BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarEbrar Sıla Peri27 Mayıs 2026 09:15

İnsan gerçekten birini tamamen tanıyabilir mi?

Alıntıla
kure star outline

Bazen bir insanı yıllardır tanıyor olursun. Ses tonunu bilirsin, kahvesini nasıl içtiğini, hangi şarkıları sevdiğini, hangi konularda sinirlendiğini… Hatta bazı cümlelerini o söylemeden tamamlayabilecek kadar alışmışsındır ona. Sonra bir gün, çok sıradan bir anda, hiç beklemediğin bir şey söyler. Ya da bir olaya verdiği tepki seni durdurur. İçinden kısa bir düşünce geçer:


“Ben bu insanı gerçekten tanıyor muydum?”


İnsan ilişkileri biraz bu hissin etrafında dönüyor galiba. Birine çok yaklaşmakla onu tamamen tanımak arasında görünmez bir fark var. Çünkü bir insan hakkında çok şey bilmek, onun iç dünyasının tamamına ulaşmak anlamına gelmiyor.


Belki de birini tanımak sandığımızdan daha karmaşık bir şey.


Çünkü insanlar herkese aynı yüzünü göstermiyor. Hatta bazen aynı insana bile her gün aynı tarafını göstermiyor. İnsan ruh hâline göre değişiyor, zamana göre değişiyor, yorulunca değişiyor, korkunca değişiyor. Bazı taraflarımız yalnızca belirli anlarda ortaya çıkıyor. Bazılarıysa ömür boyunca içeride kalıyor.


Bu yüzden bir insanla çok yakın olmak bile onun bütün sessizliklerini bilmeye yetmiyor.


Bazen uzun ilişkilerde bile saklı kalan yerler oluyor. Yıllarca birlikte yaşayan insanların bile birbirine hiç anlatmadığı düşünceler. Kimseye söylenmeyen küçük utançlar. Gece herkes uyuduktan sonra akla gelen korkular. Birine bakarken bile içte tutulan yabancılık hissi.


Ve ilginç olan şu:
İnsan bazen kendini bile tam tanımıyor.


Bir olay yaşanana kadar nasıl tepki vereceğini bilmiyor. Bir cümle duyana kadar içinde neyin kırık olduğunu fark etmiyor. Yıllarca “ben böyle biriyim” diye yaşayıp sonra hiç beklemediği bir anda tamamen başka biri gibi hissedebiliyor.


Kendine bile yabancı düşebilen bir zihnin, başka bir insanı tamamen çözebilmesi ne kadar mümkün emin değilim.


Belki bu yüzden yakınlık hissi bazen biraz yanıltıcı olabiliyor. Çünkü yakınlık arttıkça insanlar birbirini tamamen bildiğini sanmaya başlıyor. Oysa çoğu zaman alışkanlıkla tanımayı karıştırıyoruz.


Birinin en sevdiği filmi bilmek kolay.
Kahve siparişini bilmek kolay.
Hangi günlerde sessizleştiğini fark etmek bile kolaylaşabiliyor zamanla.


Ama insanın içinden geçen şeyler her zaman dışarı taşmıyor.


Bazen biri “iyiyim” derken gerçekten ne hissettiğini hiçbir zaman öğrenemiyorsun. Bazı insanlar en yoğun duygularını bile çok sakin bir yüzle taşıyabiliyor. Bazılarıysa konuşarak saklanıyor. Sürekli anlatıyor ama aslında en önemli şeyi hiç söylemiyor.


İnsanların görünmeyen tarafı biraz burada başlıyor sanırım.


Birinin yalnızken nasıl biri olduğunu gerçekten bilememek mesela. Gece kendiyle baş başa kaldığında ne düşündüğünü. Hangi anıları zihninde tekrar tekrar çevirdiğini. Hangi korkuyu kimseye anlatmadan taşıdığını.


Çünkü insan ilişkileri çoğu zaman iki kişinin birbirine gösterdiği parçalar üzerinden kuruluyor.


Ve belki de herkesin içinde, kimsenin tam ulaşamadığı küçük bir oda kalıyor.


Bazen yıllar sonra gelen yabancılık hissi de bundan kaynaklanıyor olabilir. Çok iyi tanıdığını düşündüğün biri bir gün sana uzak hissettirmeye başlıyor. Aynı kişi ama başka biri gibi. Çünkü insanlar yalnızca değişmiyor; değiştiklerini her zaman aynı anda göstermiyorlar.


Bir insanın içinde sessizce büyüyen şeyleri bazen en yakınındakiler bile geç fark ediyor.


Belki de bu yüzden bazı ayrılıklardan sonra insanlar “Sanki artık onu tanımıyorum” diyor. Aslında belki o insan uzun zamandır değişiyordu ama değişimin iç kısmı görünmüyordu. İnsanların iç dünyası dışarıya gecikmeli yansıyor biraz.


Sessizlikler bile bu yüzden farklı anlamlar taşıyor.


Bazı sessizlikler rahatlık.
Bazıları kırgınlık.
Bazıları sadece yorgunluk.
Bazılarıysa anlatılamayan şeylerin ağırlığı.


Ama dışarıdan bakınca hepsi aynı görünebiliyor.


Galiba birini tanımaya çalışmanın en zor tarafı şu:
İnsan yalnızca anlatılanı değil, anlatılmayanı da merak ediyor.


Çünkü bazen bir insanın kim olduğu söylediklerinde değil, sustuğu yerlerde saklı oluyor.


Yine de insanlar birbirine yaklaşmaya devam ediyor. Hikâyelerini anlatıyor, alışkanlıklarını paylaşıyor, yıllarını veriyor. Belki tamamen tanımak mümkün olmadığı hâlde, yaklaşmaya çalışmak bile başlı başına bir bağ kuruyor.


Çünkü insan ilişkileri biraz eksik bilgiyle sevme hâli gibi.


Bir insan hakkında en çok şeyi bilen kişi bile onun zihninin içinde yaşamıyor sonuçta. Hiç kimse başka birinin anılarını, korkularını, gecelerini, iç sesini tamamen deneyimleyemiyor.


Ve belki de birini sevmek bazen onu tamamen çözmek değil, hiçbir zaman tamamen çözemeyeceğini kabul etmektir.

Kaynakça

Peri, Ebrar Sıla, "İnsan Gerçekten Birini Tamamen Tanıyabilir Mi?" yayımlanmamış, el yazması deneme. 2025