AyAynı şehirde yaşayıp bambaşka hayatlar sürmek mümkündür. Özellikle İstanbul gibi kalabalık, katmanlı ve sürekli hareket halinde olan bir şehirde, herkesin aynı sokaklardan geçmesine rağmen farklı bir şehir deneyimi yaşaması oldukça doğal görünür. Çünkü şehirler yalnızca binalardan, caddelerden ve meydanlardan oluşmaz; onları anlamlı hale getiren şey, insanların o şehirle kurduğu kişisel bağdır. Aynı vapur iskelesinden geçen iki kişi bile o anı tamamen farklı duygularla yaşayabilir. Biri için den
TR
Ebrar Sıla Peri

Milena’ya Mektuplar, Franz Kafka’nın 1920–1923 yılları arasında Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplardan oluşan bir eserdir. Kafka’nın ölümünden sonra yayımlanan bu metinler, yazarın hem duygusal dünyasını hem de düşünsel çatışmalarını doğrudan yansıtan bir belge niteliği taşımakta olup eser, kurmaca bir roman olmaktan çok, edebî değeri yüksek bir mektup derlemesi olarak bilinir ve öyle değerlendirilir; ancak içerdiği yoğun anlatı gücü ve içsel çözümlemeler nedeniyle çoğu zaman roman başlığı altı
TR
Beyza Başar

Lorenzo’nun Yağı (Özgün adıyla Lorenzo’s Oil), yönetmenliğini George Miller’ın üstlendiği, 1992 yapımı biyografik dram türünde bir sinema filmidir. Yapım, yedi yaşında nadir görülen ve ölümcül bir genetik hastalık olan Adrenolökodistrofi (ALD) teşhisi konulan Lorenzo Odone’un ve çocuklarını kurtarmak adına tıp dünyasının yerleşik kurallarına karşı çıkan ebeveynleri Augusto ve Michaela Odone’un gerçek yaşam öyküsüne dayanmaktadır. Senaryosu George Miller ve Nick Enright tarafından kaleme alınan f
TRBengisu Sarı

“Bir şeylerin değişmesi için, sen değişmelisin.” Bu cümle ilk duyulduğunda kulağa basit, hatta biraz klişe gelebilir. Ama insan durup gerçekten düşününce, hayatın en ağır gerçeklerinden birini taşıdığını fark eder. Çünkü çoğumuz, değişimi dışarıda aramaya alışmışızdır. İnsanların davranışlarında, şartlarda, şansımızda… Oysa en zor kabul edilen gerçek şudur: Hayatımızın yönünü belirleyen en büyük güç, kendi içimizde saklıdır. İnsan doğası gereği konfor alanına tutunur. Aynı düşünceler, aynı alışk
TR
Zeynepnur Karagülle

Bir toplantıda, bir sınıfta, bir sokakta hayatımın bir noktasında şunu hissettim: "Bir şeyler yanlış ama kimse ses çıkarmıyor, belki ben yanlış anlıyorum." Ve sustum. Sonradan öğrendim ki o odadaki neredeyse herkes aynı şeyi hissediyormuş. Herkes birbirinin sessizliğinden "bu normal olmalı" sonucunu çıkarmış. Hepimiz birbirimizi kandırmışız. Bu deneyim bana şunu öğretti: Sessizlik, onay değildir. Ama biz onu öyle okuruz. Çünkü insan, belirsizlik anında çevresine bakar. Etraftaki yüzler sakinse b
TR
Nida Üstün

İtidal: Ölçülü, orta yollu, dengeli demektir. İtidalli olmak; olması gerektiği gibi olma durumudur. Bu durum neden mühimdir? İtidalli olunmadığı takdirde bu durum birçok sorunun sebebi olarak ortaya çıkmaktadır. Zihinsel, bedensel ve ruhsal sorunlardan insani ilişkilere; tarıma, eğitime, ekonomiye kadar birçok alanda, olması gerekenin olması gerektiği gibi olmaması sebebiyle sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bir şeyin olması gerektiği gibi olması; o şeyin normalinin normalde sorunsuz olmasını gerekti
TR
Hilmi Onur Kaya

Yeryüzünün bu yalnızlığı şu koca âlemde, bu karmaşada, hengamede insanın sükût-u sessizliği hayır mıdır şer mi ? Oysa ne çok hakkımız var konuşmaya, bilmeye, bilinmeye ve en çok da anlamaya tabi anlaşılmaya da. Milyonlarca insan arasında yalnız hissediyoruz. Anlayabildiğimiz ne çok insan var sanıp anlaşılmamaktan dert yakınıyoruz. Sahi gerçekten anlıyor muyuz? O yüzden mi yalnız, çaresiz hissediyoruz. Yaşamın bir yerlerinde ansızın tıkanıyoruz. Herşeyden ve herkesten uzaklaşıp sessizleşiyoruz. B
TRZeynep Gök

Akşam olmuştu. Gün boyunca omuzda taşınan çanta sonunda kapının yanına bırakıldı. Anahtar çevrildi, ayakkabılar çıkarıldı, günün ağırlığı yavaş yavaş üzerinden dökülür gibi oldu insanın. Fakat garip bir şey vardı: Çanta yere konabiliyordu, mont askıya asılabiliyordu, elde taşınan poşetler bırakılabiliyordu. Günün içindeki birçok yük bir şekilde insanın üzerinden ayrılabiliyordu. Ama bazı şeyler vardı ki kapının dışında bırakılamıyordu. Eve birlikte giriyorlardı. Sessizce. Her gün. İnsan bazen bu
TR
Ebrar Sıla Peri

Yıllarca popüler kültürün, şarkıların ve romantik komedilerin zihnimize kazıdığı o meşhur cümleleri bir düşünün: "Sensiz yaşayamam", "Beni herkesten çok sev", "Sensizliğin pençesindeyim", "Sen hayatımın merkezindesin"... Peki bu arzu harfiyen, kelimesi kelimesine gerçekleşseydi ve karşınızdaki insan tüm benliğini, ahlakını, dostlarını, hatta hayatta kalma güdüsünü sizin için tek kalemde silip atsaydı, neler olurdu? Korku sinemasının en etkili numaralarından biri, bizden bir şey almak değildir; z
TR
Ayşe Aslıhan Yoran

Ben gözyaşlarımı birer fedakarlık olarak görürüm. Yaşadıklarıma, şahit olduklarıma benimle beraber şahit oldukları İçin bir dışa vurum da denilebilir. Ağladığım hiçbir geceyi unutmam mesela. Gözyaşlarım o geceyi zihnimde sağlamlaştırır. Kolay kolay da ağlamam. Eğer bir şeyi ağlayacak kadar çok seviyorsam, ne olursa olsun bırakamam. Bu da benim kötü bir yönüm aslında. Bazen insanlar ağlamanın bir şeyi değiştirmediğini, gereksiz bir eylem olduğunu düşünürler. Ancak bir şeyi değiştirmesine gerek yo
TR
Ebrar Sıla Peri