
Bilim tarihi yazımında Avrupa merkezli anlatılar, uzun bir tarihsel dönem boyunca bilimsel gelişmeyi Antik Yunan’dan Avrupa Rönesansı’na uzanan doğrusal ve ilerlemeci bir çizgi içinde değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, bilimsel bilginin üretimini belirli coğrafi ve kültürel merkezlere münhasır kılarak, İslâm bilim geleneğini çoğu durumda sadece antik bilginin aktarımını sağlayan ara bir evre olarak konumlandırmıştır.【1】
Bu tarihsel çerçeve içerisinde Orta Çağ İslâm dünyası, özgün bilimsel üretimden ziyade önceki bilgi birikimini koruyan ve Avrupa’ya aktaran bir geçiş aşaması olarak yorumlanmıştır. Bu tür bir yorum, bilim tarihini Avrupa merkezli bir süreklilik içinde ele alan dar bir metodolojik perspektifi yansıtmaktadır.
Oysa tarihsel veriler, Orta Çağ İslâm dünyasının antik bilgi mirasını koruma işlevinin yanı sıra, özgün teorilerin geliştirildiği ve yeni bilimsel yaklaşımların üretildiği dinamik bir entelektüel merkez niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.【2】
Bu dönüşüm, bilim tarihinin kronolojik bir ilerleme anlatısının yanında kültürel ve epistemolojik bir inşa süreci olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda “kaybolan halka” ifadesi, tarihsel bir eksiklikten ziyade belirli tarih yazımı gelenekleri tarafından görünmez kılınmış bilimsel katkılara işaret etmektedir.

Beytül Hikme Tasviri (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
İslâm bilim geleneğinin kurumsal temelleri, özellikle Abbâsîler döneminde Bağdat’ta şekillenen tercüme ve araştırma faaliyetleriyle güç kazanmıştır. Beytü’l-Hikme çevresinde yürütülen çalışmalar sayesinde Antik Yunan, Hint ve İran bilim mirası Arapçaya aktarılmış; bunun yanında matematik, astronomi, tıp ve coğrafya alanlarında yeni araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Huneyn b. İshak, Sâbit b. Kurra ve Kustâ b. Lûkâ gibi isimlerin katkılarıyla tercüme faaliyetleri, mevcut bilginin korunmasının ötesine geçerek farklı bilimsel geleneklerin sentezlendiği bir araştırma ortamına dönüşmüştür. Böylece Beytü’l-Hikme, bir tercüme merkezi olmanın ötesinde, yeni teorilerin üretildiği ve bilimsel bilginin sistematik biçimde geliştirildiği bir kurum hâline gelmiştir. Bu süreç, İslâm dünyasının sonraki yüzyıllarda astronomi, matematik, tıp ve optik alanlarında ortaya koyacağı özgün bilimsel üretimin temelini oluşturmuştur.【3】

Tercüme Hareketleri (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Bu çerçevede literatürde baskın olan “aktarımcı evre” tasvirinin, Beytü’l-Hikme’de yürütülen bilimsel faaliyetlerin niteliğini açıklamakta yetersiz kaldığı görülmektedir; zira mevcut veriler, bu kurumun metinlerin nakledildiği bir merkezden ibaret olmadığını, aynı zamanda bilginin yeniden üretildiği ve dönüştürüldüğü dinamik bir entelektüel ortam olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu tartışmanın somutlaştığı alanlardan biri İslâm astronomisidir. 14. yüzyıl Şamlı astronomu İbn Şâtır (1304–1375) tarafından geliştirilen gezegen modelleri ile Kopernik’in 1543 tarihli heliosentrik sistemi arasında tespit edilen yapısal benzerlikler, bilim tarihi literatüründe önemli bir tartışma alanı oluşturmuştur. Bu benzerlikler, astronomik modellerin gelişiminin Avrupa içi bir süreçle sınırlı olmadığını, daha geniş bir bilimsel etkileşim ağı içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Otto Neugebauer (1903–1990), Kopernik astronomisini incelerken İbn Şâtır’ın matematiksel modelleriyle karşılaşmış ve bu karşılaşma, İslâm astronomisinin teknik yapısına ilişkin yeni soruların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Daha sonra Edward S. Kennedy (1912–2009), İslâm astronomlarının gezegen modellerini ve çok sayıdaki astronomik tabloyu (zîc) ayrıntılı biçimde incelemiştir. Bu çalışmalar, İbn Şâtır’ın modelleri ile Kopernik sistemi arasındaki yapısal benzerlikleri daha açık biçimde ortaya koymuştur. Araştırmalar, astronomi tarihindeki model dönüşümlerinin yalnızca Avrupa içindeki gelişmelerle açıklanamayacağını göstermiştir. Ayrıca farklı coğrafyalar arasındaki bilgi dolaşımının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuştur.【4】 Bu durum, bilim tarihinin kültürler arası etkileşim temelinde yeniden okunmasına katkı sağlamıştır.

İbn Şâtır (1304–1375) (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
İbn Şâtır ile Kopernik arasındaki benzerlikler, İslâm bilim geleneğinin Avrupa üzerindeki etkisinin münferit bir örnekle sınırlı olmadığını göstermektedir. Fuat Sezgin’in dikkat çektiği üzere, bilimsel bilginin Avrupa’ya aktarımı Endülüs ve Latince çeviri hareketleriyle sınırlı kalmamış, Bizans, İran ve Doğu Akdeniz üzerinden işleyen çok yönlü temas ağları da bu süreçte önemli rol oynamıştır. Özellikle astronomi, trigonometri ve bilimsel aletler alanında geliştirilen teoriler ve teknikler, farklı coğrafyalar arasında dolaşıma girerek Avrupa’daki bilimsel gelişmeleri etkilemiştir. Naṣîrüddîn et-Tûsî’nin trigonometri çalışmaları, Merâga Rasathanesi çevresinde geliştirilen astronomi modelleri ve İbn Şâtır’ın gezegen teorileri, İslâm dünyasında üretilen bilimsel bilginin geniş bir etkileşim ağı içerisinde hareket ettiğini ve Rönesans öncesi Avrupa’nın bilimsel birikiminin oluşumunda rol oynadığını göstermektedir.【5】

Merâga Rasathanesi (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Bu bilimsel tartışma hattı, George Sarton’un kurucu bilim tarihi yaklaşımı ve Fuat Sezgin’in kaynak temelli metodolojisiyle birlikte daha geniş bir teorik çerçeveye taşınmıştır. George Sarton, bilimsel gelişmeyi Introduction to the History of Science (Bilim Tarihine Giriş) adlı üç ciltlik eserinde Antikçağ, İslâm dünyası ve modern Avrupa arasında kesintisiz bir bilgi ve düşünce birikimi olarak ele almış ve bilim tarihini küresel ölçekte bir sentez olarak yorumlamıştır. Sarton’un yaklaşımı, bilim tarihini birbirinden bağımsız medeniyet anlatıları yerine süreklilik gösteren tek bir bilgi akışı olarak değerlendiren bütüncül bir çerçeve sunmuştur. Bu çerçevede İslâm bilim geleneği, antik bilginin taşıyıcısı olmanın ötesinde modern bilimsel düşüncenin oluşumuna katkı sunan kurucu bir evre olarak değerlendirilmiştir. Özellikle Sarton’un “The Time of Biruni” başlıklı değerlendirmelerinde Ebû Reyhân el-Bîrûnî merkeze alınarak, İslâm bilim geleneğinin deneysel gözlem, matematiksel hesaplama ve doğa araştırmaları açısından ulaştığı yüksek düzey ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Bu yaklaşım, Sarton’un bilim tarihini kronolojik ilerleme fikriyle sınırlamayıp, farklı medeniyetlerin eşzamanlı katkılarıyla şekillenen çok katmanlı bir bilgi dolaşımı sistemi olarak yorumladığını göstermektedir.【6】

George Sarton (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
El-Hârizmî’nin cebir çalışmaları, el-Bîrûnî’nin ölçüm ve gözlem teknikleri, İbn Sînâ’nın tıp sistemi ve İbnü’l-Heysem’in optik teorileri, bilim tarihinin gelişim çizgisinde belirleyici katkılar olarak ele alınmıştır. Sarton’un bu geniş ölçekli tarihsel sentezi, bilimsel bilginin farklı medeniyetler arasında kesintisiz bir dolaşım içinde geliştiği fikrini güçlendirmiştir.【7】
Fuat Sezgin, Sarton’un bu katkısını bilim tarihi yazımında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirmiştir. Sezgin’e göre, Sarton, oryantalist araştırmaların ortaya koyduğu verileri kapsamlı biçimde işleyerek İslâm bilim geleneğini dünya bilim tarihinin ayrılmaz bir parçası hâline getiren en önemli bilim tarihçilerinden biri olmuştur. Özellikle yaklaşık üç bin yıllık bilimsel birikimi ele aldığı üç ciltlik Introduction to the History of Science adlı eserinde, Antik Çağ’dan Orta Çağ’ın sonlarına kadar uzanan bilimsel gelişmeleri sistematik biçimde incelemiş ve İslâm bilim insanlarının bilimsel mirasın oluşumundaki yerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur.
Bununla birlikte Sezgin, Sarton’un ulaştığı sonuçların sonraki bilim tarihi çalışmalarında ve özellikle eğitim amaçlı tarih anlatılarında yeterince dikkate alınmadığını belirtmektedir. Bu durum, İslâm bilim geleneğinin bilim tarihindeki yerinin araştırmalarla ortaya konulmasına rağmen genel tarih yazımında ve ders kitaplarında yeterli düzeyde temsil edilmediğini göstermektedir.【8】
Fuat Sezgin ise Sarton’un kuramsal çerçevesini daha somut ve kaynak temelli bir düzlemde yeniden inşa etmiştir. Sezgin’in çalışmaları, yazma eserler, bilimsel aletler ve maddi kültür unsurlarını bilim tarihinin temel veri alanları olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, bilim tarihini metinler üzerinden okunan bir alan olmaktan çıkararak deneysel ve maddi kanıtlarla desteklenen bir araştırma disiplinine dönüştürmüştür.
Sezgin’in Introduction to the History of Science üzerine yaptığı değerlendirmeler, Sarton’un tarihsel sentezinin metodolojik gücünü ortaya koyarken, bu çerçevenin daha ayrıntılı kaynak incelemeleriyle genişletilebileceğini göstermiştir. Bunun yanında Sezgin’in Geschichte des Arabischen Schrifttums (Arap Edebiyat Tarihi) çalışması, İslâm bilim geleneğinin bibliyografik ve filolojik temellerini sistematik biçimde ortaya koyan en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kabul edilmektedir. 【9】
Frankfurt’ta kurulan İslâm Bilim Tarihi Müzesi ve araştırma koleksiyonları, Sezgin’in bilim tarihi yaklaşımının teorik bir çerçeveyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda maddi kültür üzerinden yeniden üretilebilen bir araştırma alanı sunduğunu göstermektedir. Bu koleksiyonlarda yeniden inşa edilen astronomi aletleri ve bilimsel cihazlar, tarihsel bilginin görsel ve deneyimsel bir boyut kazanmasına imkân vermiştir. 2019 yılında koleksiyonun önemli bir bölümünün İstanbul’daki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ne taşınması, bu bilimsel mirasın uluslararası akademik dolaşımını güçlendirmiş ve bilim tarihinin kurumsallaşmasına katkı sağlamıştır.

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi (T.C. İstanbul Valiliği)
Sarton ve Sezgin arasındaki ilişki, bilim tarihi yazımında hem süreklilik hem de yöntemsel farklılık içeren bir yapıyı temsil etmektedir. Sarton geniş ölçekli bir tarihsel sentez geliştirirken, Sezgin bu sentezi yazma eserler ve maddi kanıtlar aracılığıyla ayrıntılandırmıştır. Bu iki yaklaşım birlikte değerlendirildiğinde, bilim tarihinin tek merkezli bir ilerleme modeli yerine çok merkezli ve etkileşimli bir bilgi dolaşımı süreci olarak okunması mümkün hâle gelmektedir.
Jacques Sédillot (1777–1832) ve oğlu Louis-Amélie Sédillot (1808–1875), İslâm astronomisi ve matematik tarihi üzerine önemli araştırmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar, Joseph-Toussaint Reinaud’nun (1795–1867) coğrafya, İslamî arkeoloji ve savaş teknikleri alanlarındaki katkılarıyla birlikte değerlendirildiğinde, 19. yüzyıl bilim tarihi yazımında İslâm bilim mirasının yeniden görünür hâle gelmesinde etkili olan önemli bir entelektüel hattın oluştuğunu göstermektedir.

Bilginin Dolaşımını Temsil Eden Görsel (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Fuat Sezgin’in aktardığına göre Reinaud, bilimler tarihini kesintili bir ilerleme olarak görmeyip süreklilik arz eden bir süreç olarak ele almış; insanlığın keşiflerini ani sıçramalar yerine adım adım ilerleyen bir bilgi zinciri içerisinde değerlendirmiştir. Bu çerçevede bilim tarihi, birbirinden kopuk olayların toplamı olarak görülmeyip zaman içerisinde bazı halkaları görünmez hâle gelebilen, ancak yapısal bütünlüğünü koruyan bir zincir olarak tasavvur edilmiştir. 【10】
Bu yaklaşım, daha sonra George Sarton’un bilim tarihine kazandırdığı bütüncül çerçeveyle kuramsal bir zemine kavuşmuştur. Sarton, bilimsel gelişmeyi farklı medeniyetlerin katkılarıyla şekillenen kesintisiz bir bilgi akışı olarak yorumlamış ve bu zincirin önemli halkaları arasında İslâm bilim geleneğine merkezi bir yer vermiştir. Fuat Sezgin ise bu süreklilik fikrini metin merkezli anlatımın ötesine taşıyarak yazma eserler, bilimsel aletler ve maddi kültür unsurları üzerinden somutlaştırmış; böylece görünmez kalmış tarihsel katkıların yeniden ortaya konulmasına imkân sağlamıştır.
Bu bağlamda “kaybolan halka” problemi, bilim tarihinin doğasından ziyade tarih yazımı geleneklerinin ürettiği bir görünmezlik meselesi olarak değerlendirilmelidir. Sarton’un süreklilik modeli ile Sezgin’in kaynak temelli yaklaşımı birlikte ele alındığında, bilim tarihinin tek bir medeniyetin ürünü olmaktan ziyade farklı kültür ve toplumların katkılarıyla şekillenen çok merkezli ve kesintisiz bir bilgi dolaşımı süreci olduğu daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır.
Demirci, Mustafa. Beytü’l-Hikme. İstanbul: İnsan Yayınları, 1996.
Saliba, George. İslam Bilim Geleneği Avrupa’yı Nasıl Aydınlattı? Çev. M. Murtaza Özeren. İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025.
Sarton, George. Introduction to the History of Science. 3 cilt. Washington, DC: Carnegie Institution of Washington, 1927–1948.
Sezgin, Fuat. Geschichte des arabischen Schrifttums. 17 cilt. Leiden: Brill, 1967–2015.
Sezgin, Fuat. İslam’da Bilim ve Teknik. 3. basım. 5 cilt. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları, 2015.
T.C. İstanbul Valiliği. ''İstanbul’un Müzeleri: İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi.'' istanbul.gov.tr. Erişim tarihi: 21 Haziran 2026. https://istanbul.gov.tr/istanbulun-muzeleri-islam-bilim-ve-teknoloji-tarihi-muzesi
Tekeli, Sevim, Esin Kâhya, Melek Dosay Gökdoğan, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir ve Yavuz Unat. Bilim Tarihi. Ankara: Doruk Yayıncılık, 1997.
[1]
George Saliba, İslam Bilim Geleneği Avrupa’yı Nasıl Aydınlattı?, çev. M. Murtaza Özeren (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025), 259–308.
[2]
Sevim Tekeli vd., Bilim Tarihi (Ankara: Doruk Yayıncılık, 1997), 49, 87.
[3]
Mustafa Demirci, Beytü’l-Hikme (İstanbul: İnsan Yayınları, 1996), 52, 129.
[4]
Saliba, İslam Bilim Geleneği Avrupa’yı Nasıl Aydınlattı? 263–264.
[5]
Fuat Sezgin, İslam’da Bilim ve Teknik (Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları, 2015), 159–160.
[6]
George Sarton, Introduction to the History of Science (Washington, DC: Carnegie Institution of Washington, 1927–1948), 1-3.
[7]
Sarton, Introduction to the History of Science, 1-3.
[8]
Sezgin, İslam’da Bilim ve Teknik, 1-2.
[9]
Fuat Sezgin, Geschichte des arabischen Schrifttums (Leiden: Brill, 1967–2015), 1-17.
[10]
Joseph-Toussaint Reinaud, aktaran Fuat Sezgin, Geschichte des arabischen Schrifttums (Leiden: Brill, 1967–2015), 1-11.