
Önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi tarih anlatıları çoğu zaman iktidar merkezli bir çerçeveye yaslanır: Liderler, savaşlar, diplomasi ve “büyük kararlar” ön plandadır. Annales Okulu, Marksizm gibi yaklaşımlar ise bu ölçeği tersine çevirebilir. Geçmişi ve/veya tarihi gerçekten kim/ne şekillendirir; komutanlar mı, yoksa gündelik hayatın, toplumun maddi altyapısı mı? Ya da daha genel çerçevede insan dışı doğal yapılar mı? Bu tersten okumalardan biri de temel gıda/tarım ürünleri üzerinden geçmiş
TR
Mehmet Salih Çoban

Tarihyazımında bir dönemi, bir süreci ya da tarihsel bir dönüşümü anlamak, uzun süre boyunca büyük ölçüde olaylar, siyasal kırılmalar ve öncü şahsiyetler üzerinden kurgulanmıştır. Klasik ve pozitivist tarih anlayışı, tarihi çoğu zaman kronolojik olay dizileri ve “büyük adamlar” etrafında şekillendirmiş; mekân ise bu anlatıların arka planında, çoğunlukla edilgen bir unsur olarak yer almıştır. Oysa 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen yeni tarihyazımı yaklaşımları, mekânın yalnızca olay
TR
Mehmet Salih Çoban

Bilim tarihi yazımında Avrupa merkezli anlatılar, uzun bir tarihsel dönem boyunca bilimsel gelişmeyi Antik Yunan’dan Avrupa Rönesansı’na uzanan doğrusal ve ilerlemeci bir çizgi içinde değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, bilimsel bilginin üretimini belirli coğrafi ve kültürel merkezlere münhasır kılarak, İslâm bilim geleneğini çoğu durumda sadece antik bilginin aktarımını sağlayan ara bir evre olarak konumlandırmıştır.George Saliba, İslam Bilim Geleneği Avrupa’yı Nasıl Aydınlattı?, çev. M. Murtaza Öz
TR
Emrullah Köker