Halimi hiç sormaz oldun diyor yazar. Bekliyor yani gelsin ve onun yaralarını sarsın, halini hatrını sorsun. Burada böyle samimi, içten yazılar yazmak hoşuma gidiyor, çünkü beni kimse tanımıyor. Ayrıca burada paylaşılan şeyler geçmiş ya da ortak çevre falan değil, bizzat duygularımı ve kafamın içini paylaşıyorum. Bence insanlara nefes almak için bunun zorunlu tutulması lazım.
Her neyse, bir söze takıldı aklım: Neye üzülsem ona ağladım. Çok şey yaşadım ama günün sonunda sana ağladım çünkü sen yoktun ama ben gelmeni bekledim. Biliyorum ki sen hep gelirdin, galiba bu yüzden çok uzun süre gelmeni bekledim. Ama gelmedin. Ben de çekildim köşeme, "gelecektin, gelmez oldun" dedim ve uzun uzun gökyüzünü izledim. Sizinle bu duyguyu paylaşmak istiyorum. Geleceğinden emin olduğumuz, küçüklüğümüzden beri 23 Nisanlarda, karne törenlerinde, hasta olduğumuzda, çok mutlu olduğumuzda hep yanımızda olan o kişi...
Gidiyor, hem de rüyanızda veda edip öylesine gidiyor. Kabul edilir mi onun gidişi, ya da yerini tutabilir mi bir başka geliş? İşte konumuzda tam olarak bu gidişin insanda bıraktığı hüzün. Gün geçmiyor ki seni anmadığım. Adını bırak, acını nasıl unutayım? İşte bekliyoruz gidenin gelmesini, geleceğine çok alışık olduğumuz için kabul edemiyoruz bu yokluğu. Neden acaba?
Sonra gelmiyorsun diye değil, hani gelecektin, neden gelmedin diyoruz. İkisi arasındaki farkı anlayan gerçekten bir gidenin arkasından bakan kişidir. Kendimi Leyla ile Mecnun'daki babasını sahilde bekleyip "O gemi bir gün gelecek, babamı da getirecek" diyen adam gibi hissediyorum. O gelmezse de bir kayık alıp yanına gidecek gibi denizi seyrediyorum.