Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Bazen yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafa denk geliyorsun. Belki telefonun eski klasörlerinde, belki sosyal medyanın hatırlattığı bir gönderide. Fotoğraftaki kişi sensin ama aynı zamanda biraz yabancı gibi. Saçın farklı, yüzün daha genç, belki bakışların bile başka. Ama asıl tuhaflık görüntüde değil. O fotoğrafa bakarken o gün neyi dert ettiğini hatırlamaya çalıştığında başlıyor.
Bir zamanlar dünyanın sonu gibi görünen şeyler artık aklına bile gelmiyor.
Bir zamanlar vazgeçilmez sandığın insanlar hayatında yok.
Bir zamanlar asla yapmam dediğin şeyleri yapmışsın.
Ve insan ister istemez düşünüyor:
Ben gerçekten aynı kişi miyim?
“Bir insan gerçekten değişebilir mi?” sorusu belki de bu yüzden yıllardır insanların aklını kurcalıyor. Çünkü bir yandan değiştiğimizi hissediyoruz, diğer yandan içimizde hiç değişmeyen bir şeyler olduğuna da inanıyoruz.
Garip olan şu ki insanlar hem değişmek istiyor hem de aynı kalmak istiyor.
Daha sabırlı olmak istiyoruz ama karakterimizi kaybetmek istemiyoruz. Daha cesur olmak istiyoruz ama kendimiz olmaktan da vazgeçmek istemiyoruz. Geçmişte yaptığımız hatalardan uzaklaşmak istiyoruz ama o hataların bizi biz yapan şeylerden biri olduğunu da biliyoruz.
Belki de değişim dediğimiz şey bu yüzden kafa karıştırıyor.
Çünkü filmlerdeki gibi olmuyor.
Bir sabah uyanıp bambaşka bir insana dönüşmüyoruz.
Hayatımızı değiştiren büyük kararlar, güçlü konuşmalar ve dramatik dönüm noktaları elbette var. Ama gerçek hayattaki değişim çoğu zaman çok daha sessiz ilerliyor. İnsan bazen fark etmiyor bile.
Bir gün artık eski bir alışkanlığı yapmadığını fark ediyor.
Eskiden saatlerce sinirleneceği bir şeye birkaç dakika düşünüp geçiyor.
Bir zamanlar sürekli onay beklediği konular artık umurunda olmuyor.
Ve bütün bunlar olurken büyük bir dönüşüm yaşadığını hissetmiyor.
Çünkü değişim çoğu zaman yaşanırken görünmüyor.
Ancak geriye dönüp bakınca fark ediliyor.
Belki mesele karakterden çok alışkanlıklarla ilgili.
Çünkü insan değişir mi sorusunu düşündüğümüzde genellikle karakteri düşünüyoruz. Oysa günlük hayatımızı şekillendiren şeylerin büyük kısmı alışkanlıklar. Nasıl düşündüğümüz, neye tepki verdiğimiz, neyi ertelediğimiz, kimlere yaklaştığımız…
Bir insanın alışkanlıkları değiştiğinde hayatı da değişiyor.
Hayatı değiştiğinde ise dışarıdan bakıldığında sanki kişiliği değişmiş gibi görünüyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Emin değilim.
Bazı insanlar büyük acılardan sonra bambaşka biri gibi görünür mesela. Bir kayıp yaşarlar, ciddi bir hayal kırıklığı yaşarlar ya da uzun süre taşıdıkları bir yükle yüzleşmek zorunda kalırlar. Sonra çevresindekiler “Çok değişti” demeye başlar.
Belki gerçekten değişmiştir.
Belki de sadece daha önce görünmeyen tarafları ortaya çıkmıştır.
Çünkü insan psikolojisi biraz da bununla ilgili. Bazı özelliklerimiz hep vardır ama ancak belirli koşullarda görünür hâle gelir. Tıpkı bazı yaraların yalnızca dokunulunca fark edilmesi gibi.
Yıllar sonra eski sosyal medya paylaşımlarına bakınca hissedilen o hafif utanma duygusu da ilginç aslında.
Bazı cümleleri okuyup “Ben bunu gerçekten yazmış mıydım?” diye düşünür insan.
O an biraz utanır, biraz güler.
Ama aynı zamanda o kişiye karşı tuhaf bir şefkat de hisseder.
Çünkü o eski versiyonun elindeki bilgiler bunlardı. O günkü korkular, hayaller ve deneyimler bunlardı.
Belki de değişim bazen geçmişteki kendine yabancılaşmak değil, onu anlayabilmek.
Yine de değişmek ile kendine yabancılaşmak arasında ince bir çizgi var.
Bazı insanlar yıllar sonra dönüp baktığında kendini tanıyamıyor. Çocukluk hayalleri değişmiş oluyor. Eskiden çok önem verdiği şeyler anlamını kaybetmiş oluyor. Aynı sokaklarda yürüyor ama başka biri gibi hissediyor.
Bu bazen özgürleştirici.
Bazen de biraz ürkütücü.
Çünkü insan içinde sabit kalan bir şey olduğuna inanmak istiyor.
Hayat değişse de, şehir değişse de, insanlar gelip gitse de içeride değişmeyen bir çekirdek olduğunu düşünmek rahatlatıcı geliyor.
Ama belki o çekirdek bile zamanla dönüşüyordur.
Belki mesele değişmek değil.
Belki mesele hangi parçaların değiştiğini, hangilerinin kaldığını ayırt etmeye çalışmak.
Çünkü insan bazen değiştiğini fark etmiyor ama çevresindeki herkes görüyor. Bazen de değişmediğini sanıyor ama yıllar önceki hâliyle yan yana gelse birbirlerini tanıyamayacak kadar uzaklaşmış oluyorlar.
Bir zamanlar vazgeçilmez görünen insanların hayatımızdan çıkması da biraz bunu gösteriyor aslında. O insanlardan vazgeçen kişiyle bugün yaşayan kişi aynı mı?
Belki evet.
Belki hayır.
Belki ikisinin arasında sessizce oluşmuş uzun bir yol var sadece.
Ve galiba bu sorunun net bir cevabı yok.
İnsan değişir mi?
Belki.
İnsan değişmez mi?
Belki.
Ama yıllar sonra eski bir fotoğrafa, eski bir mesaja ya da unutulmuş bir anıya bakınca hissedilen o kısa yabancılık duygusu bir şeyi hatırlatıyor:
Belki de insan aynı kişi olarak kalmaz; sadece değişimin ne kadarını fark ettiğini her zaman bilemez.
Peri, Ebrar Sıla, "Bir Insan Gerçekten Değişebilir Mi?" yayımlanmamış, el yazması deneme. 2025