İçindeki Kalabalık...
Yalnızlaştıkça Artan Bir Şey Var...
Bazen kimsenin tam olarak anlamadığını düşündüğün, hissettiğin anlar olur; işte bu yazı tam olarak o hisse dokunuyor.
İnsan yalnızlaştıkça hayallerin kalabalıklaşır; çünkü , sadece dış dünyanın eksilmesi değil, aynı zamanda iç dünyanın büyümesidir. Başkalarının sesleri sustuğunda, insan kendi içindeki uğultuyu ilk kez bu kadar net duyar. O uğultu, bastırılmış duyguların, ertelenmiş arzuların ve yarım kalmış hikâyelerin birleşimidir. İşte tam da bu noktada, hayaller birer kaçış olmaktan çıkıp varoluşun dili haline gelir.
Kalabalıkların içinde insan çoğu zaman kendini unutur. Rol yapar, uyum sağlar, görünür olmak için kendinden ödün verir.
Ama yalnız kaldığında bu maskeler yavaş yavaş düşer.
Geriye, tüm çıplaklığıyla “ben” kalır. Bu yüzleşme her zaman huzurlu değildir; bazen insan kendi içindeki boşlukla karşılaşır. Ancak o boşluk sandığımız gibi yokluk değildir. Aksine, doldurulmayı bekleyen bir anlam alanıdır. Ve insan, o alanı en çok hayalleriyle doldurur.
Hayaller burada sadece güzel ihtimaller değildir; aynı zamanda insanın kendine itiraf edemediği gerçeklerin de yansımasıdır. Kimi hayaller, yaşanmamış bir hayatın yasını tutar. Kimi ise henüz cesaret edilememiş bir geleceğin provasıdır.
Yalnızlık, insana kendini anlatmanın en dürüst yoludur.
Bu süreçte zaman da farklı akar. Dış dünyanın ölçtüğü saatler anlamını yitirir. İnsan, bir anın içinde geçmişe gider, sonra bir ihtimalin peşinden geleceğe savrulur. Yalnızlık, zamanı doğrusal olmaktan çıkarır; onu derinleştirir. Bu derinlikte kurulan hayaller ise yalnızca zihinsel imgeler değil, aynı zamanda ruhun kendini ifade etme biçimidir.
Fakat burada ince bir çizgi vardır. Yalnızlık, insanı ya kendine yaklaştırır ya da kendinden uzaklaştırır. Eğer kişi bu sessizliği kabullenip onunla kalabilirse, hayaller bir pusulaya dönüşür. Ona kim olduğunu, neyi özlediğini ve neye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Ama eğer yalnızlık bir kaçışa dönüşürse, hayaller de gerçeklikten koparan bir sis halini alabilir.
İnsan, aslında en çok kendi içinde kalabalıktır. İçinde konuşan farklı sesler, çatışan duygular, birbirine zıt arzular vardır.
Ve belki de insanın en gerçek hali, kimsenin görmediği o iç kalabalıkta saklıdır.
Sonunda insan şunu fark eder: Yalnızlık bir eksiklik değil, bir eşiktir. O eşikten geçen kişi, artık kendini eskisi gibi göremez. Hayallerinin kalabalığı, onun içsel zenginliğinin kanıtı olur.
Çünkü insan, en çok kimse yokken kendisiyle doludur.