Sınıfların o kendine has, zamanı durduran kokusunu bilirsiniz; tebeşir tozu, eski ahşap ve biraz da tatlı bir telaşın karışımı... Ama bir sınıfı asıl yaşayan bir yer haline getiren şey ne boyalı duvarlarıdır ne de köşede duran yazı tahtası. Sınıfın gerçek ruhu, üzerinde yıllarca dirsek çürüttüğümüz, cilası yer yer aşınmış o emektar okul sıralarının derinliklerinde saklanır.
Hele ki o sıraların üzerine dersin en sıkıcı, zamanın adeta akmamakta direndiği o anlarında bir pergel ucuyla ya da tükenmez kalemle kazınan isimler yok mu? İşte onlar, okul koridorlarının en samimi, en sessiz günlükleridir.
Bir okul sırası fabrikadan ilk çıktığında sadece pürüzsüz, soğuk bir odun parçasıdır aslında. Ne zaman ki bir öğrenci üzerine oturur, işte o an o sıranın yazılmamış tarihi de işlemeye başlar. Sıraya bir isim kazımak, dışarıdan bakıldığında ufak bir yaramazlık gibi görünse de aslında zamana karşı bırakılan küçücük bir imza, sessiz bir haykırıştır. Matematik formüllerinin tahtayı kapladığı, dışarıda güneş parıldarken içeride sıkışıp kaldığımız o uzun saatlerde, bir gencin dünyaya "Ben buradayım ve tüm bunlara rağmen varım!" deme şeklidir.
O sıraların pürüzlü yüzeyinde gezinirken resmi okul kayıtlarında asla bulamayacağınız bambaşka bir tarihle karşılaşırsınız. Bir köşede alelacele çizilmiş ve içi boyanmış, sahibine bir türlü açılamamış gizli aşkların baş harfleri durur. Diğer köşede ise hayali kurulan o üniversitenin kısaltması, tutkuyla dinlenen bir müzik grubunun logosu ya da sadece can sıkıntısından doğup ince ince işlenmiş geometrik desenler yer alır.
Bu durum, aslında sıralar arasında yaşanan sessiz ve zamansız bir bayrak yarışıdır. Sıraya adını yazan genç, kendisinden yıllar sonra aynı yere oturacak o hiç tanımadığı yabancıyla görünmez bir bağ kurar. Yeni gelen öğrenci, parmaklarını o ahşabın derinliklerindeki kazıntıda gezdirirken yalnız olmadığını hisseder. Bilir ki kendinden önce orada oturan o yabancı da tam olarak aynı sıkıntıyı çekmiş, aynı hayallere dalmış ve aynı zilin çalmasını sabırsızlıkla beklemiştir.
Zaman su gibi akıp gider; okul biter, diplomalar alınır ve o koridorlar yepyeni seslerle dolar. Bizler büyür, hayatın koşturmacasına kapılır ve bambaşka yollara saparız. Arkamızda bıraktığımız o sıralar belki zımparalanır, belki boyanır ya da tamamen eskiyip yerini yenilerine bırakır.
Ancak o sıralara bıraktığımız izler kolay kolay silinmez. Çünkü biz o ahşapların arasına sadece isimlerimizi değil; ilk gençlik heyecanlarımızı, en büyük hayal kırıklıklarımızı, kurduğumuz devasa düşleri ve en saf halimizi kazıdık. Bugün geriye dönüp baktığımızda, o pürüzlü sıralarda bıraktığımız görünmez izler, büyüme hikayemizin en sessiz ama en gerçek şahitleridir.
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.