
Her Türk’ün hayatında, o bembeyaz taşların sessizce ama vakur bir şekilde yan yana dizildiği o kutsal mekanlara, şehitliklere düşmeli yolu. Bu bir sıradan ziyaret, bir turistik uğrak değil ruhu pasından arındıran, kalbi hizaya sokan bir yerdir. Ben ne zaman o kapıdan içeri adım atsam, adımlarımı yavaşlatır, sesimi kısar ve içimden sadece şu cümleyi geçiririm: "N’olur kabul buyurun beni." Çünkü orası, sıradan bir toprak parçası değil bu vatanın tapu senetlerinin kanla, canla imzalandığı ölümsüzlerin makamıdır, adam gibi adamların yeridir.

Ceyhun Civaş (T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı)
Oraya giderken insanın alnı ak, yüzü pak, dili, elleri ve zihni temiz olmalı. O şanlı kişilerin huzuruna çıkacak yüzü kendinde bulabilmelidir. Şehit kabirleri başlarında pozlar verilip sosyal medyada sermaye kasılacak, ucuz duygusal tatminlikler aranacak yerler değildir. En önemlisi de oraya giderken kuşanılan kıyafet, sadece bedeni değil, o makamın kudsiyetine duyulan hürmeti temsil etmelidir. Şortla, abes desenli tişörtlerle, o huzura varılmaz. Orası bir eğlence mekanı değil, kelimelerin bittiği, vicdanların sızladığı yerdir.
İslam inancına sahip olan her birimiz, şehitlerin ölü olmadığına, bilakis Rableri katında rızıklandırıldıklarına, daima diri olduğuna inanmak zorundayız. Bu inancın getirdiği bir sorumlulukla, bir kabre vardığımızda orayı ıssız bir mezarlık gibi değil, sanki kanlı canlı karşımızdaymış gibi selamlar vermeliyiz onlara.
Şehitliklerde şehit ailelerine denk geldiğinizde ise öcü görmüş gibi mesafe takınmanıza, kaçınmanıza hiç gerek yok. Onlar, evlatlarının ya da yoldaşlarının hesabını oraya ziyarete gelenlerden sormazlar aksine, samimiyeti ve vefayı bilirler. Gidin, dertleşin, konuşun. Hatta günlük hayattan, sıradan meselelerden bahsedin. O kabri ziyaret ettiğiniz için size maksimum samimiyet ile yaklaşacaklarından, o sessiz sohbetin ruhunuza sarılacağından emin olabilirsiniz. Ancak bu ziyaretin de bir edebi, ince bir usulü vardır:
Şehit kabirlerinin taşına oturulmaz, mezar çerçevesine basılmaz ya da yaslanılmaz. Eğer yorulduysanız varsa tabureye, yoksa çevrede mutlaka bulunan banklara oturulmalıdır. Orası siyaset üstü, günlük kavgalardan ve menfaatlerden ari, yüce fedakarlıklarda bulunan insanların evidir. Sigara izmariti atmak, asla ve kat’i olarak kabul edilemez bir saygısızlıktır. Çünkü o basılan toprakların her zerresinde bir evladın kanı vardır.
Şehitlerimizin bıraktığı o mukaddes emaneti tam anlamıyla kavrayabilmek için ruhumuzun derinlerine, genlerimize nakşolmuş alplik ruhuna bakmamız gerekir. Tarihimizin bize mirası olan bu ruh, sadece hamasi bir kelimeden ibaret değildir bir milletin yeniden şahlanış mayasıdır. Alp halkın ruhunu ilmek ilmek dokuyan bir mürşittir. Nizam-ı Âlem ülküsü için "anadan, yardan ve serden" geçen adamdır. Adam gibi adamdır.
Şanlı bayrağımıza her baktığımızda, o asil kızıllığın sadece bir kumaş parçası değil, bin yıllık hatta ondan öncesinde başlayan bir sevda olduğunu hatırlarız. "Çocuğum ana babasız yaşar ama vatansız yaşayamaz" diyerek geride kalanların emaneti bizim omuzlarımızdadır. Ancak bir noktada aynaya bakıp kendimize sormalıyız: Biz bu vatanı sadece kelimelerle, sosyal medya paylaşımlarıyla mı seviyoruz, yoksa alın terimizle, emeğimizle mi?
Vatan sevgisinin en büyük düşmanı, onu sadece romantik bir söyleme hapsetmektir. "Vatan sağ olsun" demek kolaydır; asıl zor olan, bu sözün gereğini her gün, her saat, bulunduğumuz her alanda en iyi şekilde yerine getirmektir. Unutmamalıyız ki, vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. Şehit Üsteğmen Ünal Darboğaz ağabeyimin eşi Tuğçe ablamın o yürek dağlayan sorusunu hiç aklımızdan çıkarmamalıyız: "Ben huzurla uyurken sen terörist peşinde koştuğun için... Sen ağır postallar içinde kanayan ayaklarınla dağlarda gezdiğin için... Benim sende ne hakkım olabilir ki? Sen bana hakkını helal ediyor musun?"【1】

Şehit Üsteğmen Hamza Ünal Darboğaz (Kaynak: Tuğçe Darboğaz)
Onların helalliğini alabilmenin, o toprağın altındaki yiğitlerin yüzüne ahirette bakabilmenin tek ve yegâne yolu var: Onların canlarını feda ederek bize bıraktığı bu vatanı, her alanda dünyanın en iyisi yaparak yüceltmek. Askerlik sadece bir rütbe ve elbise değil, bir ruhtur. Biz bu ruhu kuşanıp, en iyi olduğumuz yerde, en iyi işi yaparak vatana hizmet etmeliyiz. Doktor muyuz? İşimizin en iyisi olacağız. Öğretmen miyiz? Zihinleri ve kalpleri hakikatle öreceğiz. İşçi miyiz, mühendis miyiz, esnaf mıyız? Üretimin, dürüstlüğün ve liyakatin timsali olacağız.
Ey şanlı bayrağım! Sen benim Hakk'a olan ahdimsin.
Sen dalgalandıkça yaşadığımı anlayacağım ve senin gölgende, hangi cephede görev düştüyse orayı canımla, kanımla ve en çok da emeğimle savunacağım.
Bizler, bize bıraktığınız bu kutsal emanete sahip çıkmak, ahirette huzurunuza alnımız ak çıkabilmek için bugün bulunduğumuz yeri bir cephe bileceğiz.
Haklarınızı helal edin bize...
Anadolu Ajansı. "Türkiye'deki yabancı misyonlardan 13 Türk vatandaşının şehit edilmesine ilişkin taziye mesajı." Erişim Tarihi 22 Temmuz 2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/turkiyedeki-yabanci-misyonlardan-13-turk-vatandasinin-sehit-edilmesine-iliskin-taziye-mesaji/2145913
Cabadak, Gözde. ''Şehit Hamza Ünal Darboğaz'ın eşi Tuğçe Darboğaz ile görüşme''. Yayımlanmamış röportaj. Temmuz 2026.
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. "Ceyhun Civaş." Erişim Tarihi 22 Temmuz 2026. https://www.aile.gov.tr/amasya/sehitlerimiz/ceyhun-civas/
[1]
Cabadak, Gözde. ''Şehit Hamza Ünal Darboğaz'ın eşi Tuğçe Darboğaz ile görüşme''. Yayımlanmamış röportaj. Temmuz 2026.
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.