İslam tarihi dendiğinde akla gelen ilk büyük hanedanlardan biri şüphesiz Abbasilerdir. Takvimsel olarak bakıldığında, Osmanlı İmparatorluğu’na yakın bir süre tahtta kalmış gibi görünürler. Ancak işin mutfağına, yani siyasi istikrara ve merkezi otoriteye baktığımızda, karşımızda göründüğü kadar "tek parça" ve sarsılmaz bir güç bulamayabiliriz.
Gelin, Abbasilerin ihtişamlı perdelerini aralayalım ve arkasındaki siyasi gerçeklere yakından bakalım.
Yaklaşık bir asır hüküm süren Emevilerin ardından sahneye çıkan Abbasiler, İslam dünyasının kronolojiye göre ortaya çıkan ikinci büyük gücü olarak kabul edilir. Aslında bu iktidar değişiminin arkasında tanıdık bir güç vardı: Abbasileri destekleyen Türk komutan Ebu Müslim Horasani. Onun askeri dehası ve desteği sayesinde Abbasiler yönetimi ele geçirmeyi başardı.
Abbasiler döneminde haritalara baktığımızda devasa bir toprak sahası görürüz. Fakat burada önemli bir tarihsel hakkı teslim etmek gerekir: Bu geniş coğrafya Abbasilerin kendi fetihlerinden ziyade, başta Hz. Ömer dönemi olmak üzere kendilerinden önceki dönemlerde yapılan büyük fetihlerin bir mirasıydı.
Abbasiler dönemi, Türk tarihi açısından da muazzam bir kırılma noktasıdır. Türkler bu dönemde İslam sahnesine ilk kez kitlesel olarak askeri ve idari liderler olarak adım attılar. Hatta halifeler, Türk askerlerinin rahatça yaşayıp talim yapabilmesi için onlara özel şehirler (Samarra gibi) inşa ettirdiler. Zamanla Türklerin saraydaki ve ordudaki gücü o kadar arttı ki Abbasi yönetimindeki etkileri hükümdarları tahta çıkarma veya tahttan indirme gücüne, yani askeri darbelere kadar vardı.
Abbasilerin en büyük kronik problemi, daha ilk dönemlerden itibaren kendisini gösteren merkezi idare zaafiyetiydi. Kağıt üzerinde kendilerine bağlı görünen özerk devletlerin (emirlerin) bağımsız hareket etmesini engelleyemediler.
Bunun dışında zaten Abbasi'den bağımsız olan devletlerden özellikle Şii Fatimilere ve Büveyhoğullarına karşı Abbasi Sarayı oldukça pasif ve çaresiz kaldı. Öyle ki Abbasileri Büveyhoğullarının tahakkümünden Türkler, yani Selçuklu Devleti kurtarırken; bir diğer büyük tehdit olan Karmatiler tehlikesinin atlatılmasında da yine Selçuklu'nun önemli bir rolü ve etkisi oldu.
Moğol istilası sonrasında Abbasi hükümdarları öldürülünce, hanedandan sağ kalanlar Memlûk Devleti’ne sığındı. Burada varlıklarını sadece hilafet makamını sembolik olarak temsil ederek sürdürdüler. Her ne kadar diğer İslam devletlerinin hükümdarlarına ünvan vermek (menşur göndermek) gibi manevi ve meşruiyet sağlayıcı güçleri olmaya devam etse de 500 yıllık saltanat sürelerinin çoğunda fiili, siyasi ve askeri gücü hakkıyla yürütecek bir liyakat sergileyemediler.
Özetlemek gerekirse; Abbasiler saltanat süresi olarak çok uzun bir dönem tarihte var olmuş olsalar da etki, merkezi otorite ve kurumsal güç bakımından kendilerine yakın bir süre hüküm süren Osmanlı Devleti kadar güçlü ve istikrarlı olamadılar.
Abbasileri, İslam dünyasının teşkilatlanıp dünya sahnesinde büyük bir devlet olarak var olmasının "iyi bir süreci" olarak kabul edebiliriz; ancak bu teşkilatlanma ve devlet aklının zirve noktasının Osmanlı dönemi olduğu su götürmez bir gerçektir.
Bozkurt, Nahide. Abbasiler. 9. baskı. İstanbul: İSAM Yayınları, 2022. Erişim Tarihi: 8 Haziran 2026. https://books.google.com.tr/books?hl=tr&lr=&id=WkC4EAAAQBAJ&oi=fnd&pg=PT2&dq=Abbasiler&ots=aGquqHrJ1U&sig=RMDNQKPQSa3VQeSQZyZLoqkwRys&redir_esc=y#v=onepage&q=ebu&f=false
İktidarın Doğuşu ve Geniş Toprakların Sırrı
Türklerin Sahneye Çıkışı: Askerlikten Darbe Gücüne
Merkezi Otoritenin Zayıflığı ve "Kurtarıcı" Selçuklular
Fiili Güçten Sembolik Liderliğe
Son Söz: Abbasiler ve Osmanlı
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.