Neden Hep Önemsiz Şeylere Takılırız?
Hiç şöyle bir duruma düştün mü: bir grup insan toplanıyor, önemli bir karar alınacak. Mesela şirket yeni bir yazılım sistemine geçecek. Milyonluk yatırım konuşuluyor. Sunumlar yapılıyor, grafikler, tablolar... Ama kimse ağzını açmıyor. Sonra biri çıkıyor:
“Bu arada sistemin teması mavi mi olsun, turuncu mu?”
Ve bir anda ortam canlanıyor. Herkesin fikri var. Mavi ferah der biri, turuncu enerjik der öteki. Tartışma uzar da uzar.
Sanki yazılım değil de boya seçiyoruz.
İşte bu saçma gibi görünen ama aslında çok insani olan duruma verilen bir isim var: Kübik İlişki ya da daha eğlenceli tabiriyle Bikeshedding.
Bu ismin hikayesi çok tatlı aslında. İngiliz yazar Parkinson şöyle bir örnek veriyor: Bir kurul, çok pahalı ve teknik bir nükleer reaktör projesini oyluyor. Reaktörle ilgili kimse bir şey demiyor çünkü çok karmaşık. Ama sonra projede bir de bisiklet parkı var.
İşte orada herkes konuşmaya başlıyor:
“Çatısı yeşil mi olsun, mavi mi?”
“Kaç bisiklet sığar?”
“Bu fiyat fazla değil mi?”
Yani milyon dolarlık reaktör tartışılmıyor ama üç yüz dolarlık bisiklet parkı saatlerce konuşuluyor. İşte bu yüzden adı bikeshedding olmuş.

Bikeshedding (Yapay Zeka tarafından oluşturuldu.)
Şimdi biraz içimize dönelim. Neden böyle davranıyoruz?
Karmaşık konular karşısında kendimizi çaresiz hissederiz. Yanlış bir şey söylemekten korkarız. Ama küçük, basit bir detay varsa, orada söz söylemek daha rahat gelir.
Nükleer reaktör hakkında herkesin fikri olmayabilir. Ama “Bu kahve makinesi filtreli mi olsun kapsüllü mü?” sorusu? Orada herkes söz sahibi!
Toplantılarda veya grup kararlarında insanlar katkıda bulunmak ister. Kimse "pasif" görünmek istemez. O yüzden bildiği, anlayabildiği bir noktadan tartışmaya dahil olur.
Büyük kararlar streslidir. Oysa küçük detaylar güvenlidir. Renk seçmek, yazı tipi tartışmak... Bunlar rahatlatıcıdır.
Yönetim toplantısında yeni dijital altyapıya geçiş konuşuluyor. Herkes teknik konularda sessiz. Ama biri, yeni sistemdeki logonun gözü yorduğunu söylesin yeter… Herkesin gözleri parlar. “Ben de fark ettim, çok italik.”
Toplantı uzar gider.
Yeni eve taşınılıyor. Kira, ulaşım, okul konusu sessizce geçiliyor. Ama halının rengi konusunda ciddi tartışmalar çıkıyor. “Krem mi bej mi? Desenli mi sade mi?”
Bitirme projesi yazılıyor. Konu zor, herkes gerilmiş. Ama “Sunumu hangi şablonda yapalım?” kısmında birden ortalık canlanıyor. Tema, geçiş efekti, font...
Tatile gidilecek. Otel mi pansiyon mu? Tamam. Uçak mı otobüs mü? Hadi tamam.
Ama kahvaltı nerede yapılacak? İşte orada herkes masaya yumruğunu koyuyor.
Şimdi şöyle düşün:
Aslında çok kritik kararlar var önümüzde. Ama biz enerjimizi, dikkatimizi ve zamanımızı küçük detaylara harcıyoruz. Bu da şu sonuçları doğuruyor:
Yani “kahve makinesi” ne kadar güzel seçilirse seçilsin, eğer şirketin altyapısı çöküyorsa bunun pek bir anlamı kalmıyor.
Kübik İlişki, aslında hepimizin içinde var. Tanıdık, güvenli, basit şeylere sığınmak insani bir davranış.
Ama şunu unutmamalıyız:
Hayat, sadece duvar boyası rengi ya da sunum teması seçmekten ibaret değil. Gerçek kararlar bazen zor, karmaşık ve hatta korkutucu olabilir. Ama onlardan kaçarsak, sadece günü kurtarırız; geleceği değil.
Önce binayı inşa et. Sonra istersen çatısını saatlerce tartış.
Parkinson, C. Northcote. Parkinson's Law: The Pursuit of Progress. London: John Murray, 1958.
https://www.amazon.com/Parkinsons-Pursuit-Progress-Northcote-Parkinson/dp/0719510481
Bu Terimin Hikayesi Nereden Geliyor?
Bu Neden Oluyor?
Kontrol Hissi
Erişilebilirlik
Katkı Sağlama İsteği
Rahatlık ve Konfor Alanı
Peki Nerelerde Karşımıza Çıkıyor?
İş Hayatında
Aile Kararlarında
Okul ve Proje Gruplarında
Arkadaş Ortamlarında
Bu Neden Problem Olabilir?
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.