BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarNurten Yalçın12 Temmuz 2026 16:05

“Ben Kandan Elbise Giydim, Hiç Değiştirsinler İstemezdim”

Alıntıla
kure star outline

Yazımızın başlığı, Sezai Karakoç’un 1959 yılının Şubat ayında yazdığı şiirin adını taşıyor. Ancak bu yazıda bir şiir incelemesinden farklı bir konuya temas edeceğiz: Kandan bir elbise giymek ve onun hiç değiştirilmesini istememek…


Şiir şu dizelerle başlıyor:

“Kendinden bir şeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de”【1】

Bugün sosyal medyada, “kırmızılı kadın” olarak tanınan Sultan Özcan’ın vefat ettiği haberini gördüm.

Sultan Özcan'ın Hikâyesi (Al Jazeera Turk)


Kimdi bu kırmızılı kadın ve ona neden “kırmızılı kadın” diyorlardı?


Benim kırmızılı kadını ilk tanımam üniversite sıralarında oldu. Kaçıncı sınıfta olduğumuzu hatırlamıyorum ama sanırım Türkan Alvan Hoca’nın halk edebiyatı dersiydi. Konumuz türkülerdi. Konunun oraya nasıl geldiğini tam olarak hatırlamıyorum ancak Türkan Hoca bize kırmızılı kadının videosunu açmıştı. İnsanın aşk nedeniyle nasıl bir hâle gelebileceğini, aşkın insan hayatını nasıl dönüştürebileceğini görmüştük.


Peki, kimdi bu kırmızılı kadın?


Kırmızılı kadın, aslında Sultan Özcan’dı. Kısaca Sultan Özcan, Konya’da kırmızı kıyafetleri, yoğun kırmızı makyajı ve günlük yaşamında kırmızı renge verdiği yer nedeniyle “kırmızılı kadın” adıyla tanınan kişiydi. Uzun yıllar Parsana Mahallesi’nde yaşayan Özcan; evliliği, maruz kaldığı şiddet, çocuk sahibi olamaması nedeniyle evliliğinin sona ermesi, annesinin ölümünden sonraki yaşam koşulları ve kent merkezinde sürdürdüğü günlük hayatıyla tanındı.


Hayat hikâyesini biraz daha ayrıntılı anlatmak gerekirse Sultan Özcan, çocukluk aşkı olan kişiyle on yedi yaşında evlendi. Evliliğinden önce başka biriyle nişanlandırılmış olmasına rağmen nişanını bozarak sevdiği kişiyle evlenmeyi tercih etti. Eşinin mesleği nedeniyle evlilik hayatının bir bölümünü Hakkâri ve Giresun’da geçirdi.


Özcan’ın evliliği sırasında çocuk sahibi olamaması, eşler arasındaki temel sorunlardan biri hâline geldi. Uzun yıllar devam eden evlilik, çocuklarının olmaması nedeniyle sona erdi. Evliliğin süresi, aynı yaşam anlatısı içinde farklı biçimlerde geçmekle birlikte Özcan, eşiyle uzun süre birlikte yaşadığını ve ayrılığın çocuk sahibi olamamalarıyla bağlantılı olduğunu dile getirdi.


Boşanmanın ardından eski eşi yeniden evlendi ve bu evlilikten iki erkek çocuğu oldu. Özcan ise boşandıktan sonra bir daha evlenmedi. Yeniden evlenmemesinde, önceki evliliğinde yaşadığı olayların oluşturduğu korkunun etkili olduğunu anlattı. Buna rağmen eski eşinden söz ederken onunla arasındaki ilişkiyi aşk kavramıyla tanımlamayı sürdürdü.

Evliliğinde Maruz Kaldığı Şiddet

Sultan Özcan, evliliği sırasında eşinin kıskançlığı ve fiziksel şiddetiyle karşılaştı. Başka bir erkekle konuşması veya bir erkeğin yanına oturması, eşinin şiddet uygulamasına neden olabiliyordu. Eşi, onun çarşıya gitmesini de sınırlandırıyordu. Özcan, bu koşullar altında geçirdiği sekiz ila on yıllık dönemi cezaevi hayatına benzetti.


Eşinin kendisini kıskandığını, yere düşürecek ölçüde fiziksel şiddet uyguladığını ve toplumsal hayata katılımını engellediğini anlattı. Evliliğe ve eski eşine duyduğu bağlılık, yaşadığı şiddete rağmen devam etti. Kendi evlilik tecrübesini, karşılıklı sevgiye rağmen şiddetin var olduğu bir hayat olarak tanımladı.


Çocuk sahibi olamaması da evlilik sürecinde karşı karşıya kaldığı baskıyı artırdı. Özcan, çocuğu olsaydı evliliğinin sona ermeyeceğine inanıyordu. Evliliğin sona ermesinden dolayı uzun süre üzüntü yaşadı.

Boşanma Sonrasındaki Hayatı

Sultan Özcan, boşanmasının ardından bir süre annesiyle birlikte yaşadı. Annesinin ölümünden sonra yalnız kaldı. Bu dönemde ağabeyi Necati Özcan’ın evinin altındaki kömürlükte yaklaşık sekiz yıl yaşadı. Daha sonra ağabeyinin yaşadığı apartmana bitişik, müştemilat niteliğindeki tek odalı bölüm onun yaşam alanı hâline getirildi.


Bu bölümde mutfak, tuvalet, banyo ve yatak aynı oda içinde bulunuyordu. Banyo, mutfak tezgâhının bulunduğu bölümden bir perdeyle ayrılıyordu. Mekânın sınırlı fiziksel koşullarına rağmen Özcan, burayı kendi renk ve eşya tercihleri doğrultusunda düzenledi.


Yatak örtüsü, ayna çevresi, çeşitli ev eşyaları ve tencereler dâhil olmak üzere yaşam alanında kırmızı renk hâkimdi. Kırmızı, yalnızca giyiminde değil, evinin düzenlenmesinde ve günlük kullandığı eşyalarda da temel renk hâline gelmişti.

Kırmızı Renk Tercihi

Sultan Özcan’ın kırmızı renge yönelmesi, Hakkâri’de yaşadığı dönemde gördüğü kırmızı kıyafetli bir kadından etkilenmesiyle başladı. Gördüğü kıyafeti beğendikten sonra benzer bir elbise dikti. Zaman içinde kırmızı kıyafetler, onun günlük görünümünün değişmeyen bir parçasına dönüştü.

Kırmızılı Kadın (Al Jazeera Turk)


Özcan, kıyafetlerini büyük ölçüde kendisi dikiyordu. Kış aylarında sıcak tuttuğu için kadife kumaş kullanıyor, havaların ısınmasıyla birlikte yazlık kıyafetler hazırlıyordu. Kırmızı rengi kendisine yakıştırdığını ve bu renkte giyindiğinde kendisini farklı hissettiğini söylüyordu.

Kıyafetlerinin yanı sıra makyajında da kırmızı rengi kullanıyordu. Dudaklarına ve yanaklarının geniş bölümüne kırmızı ruj sürüyor, gözlerinde siyah kalem kullanıyordu. Düğün ve benzeri toplantılara katıldığında ise siyah yerine mavi göz kalemi tercih edebiliyordu.


Makyaj malzemelerini Konya çarşısındaki belirli dükkânlardan alıyordu. Satıcıların zaman zaman farklı renkler kullanmasını önermelerine rağmen kırmızı ruj almaya devam ediyordu. Daha önce düşük fiyatlarla alabildiği rujların zamanla pahalılaşmasından yakınıyordu. Rujlarını uzun süre kullandığı için sık sık yeni makyaj malzemesi almıyordu.

Giyim Biçimi ve Kamusal Görünümü

Sultan Özcan, günlük yaşamında baştan aşağı kırmızı giyiniyordu. Elbisesi, başörtüsü veya omuzlarına aldığı örtü, pantolonu ve kıyafetini tamamlayan diğer parçalar çoğunlukla kırmızıydı. Kırmızı rujla tamamlanan makyajı, Konya kent merkezinde kolaylıkla tanınmasını sağlıyordu.

Sultan Özcan (Al Jazeera Turk)


Bu görünümü nedeniyle kentte “kırmızılı kadın” adıyla anılmaya başladı. Özellikle Kayalıpark, Şerafettin Camii, Kadınlar Pazarı, Aziziye Camii ve eski garaj çevresinde düzenli olarak görülmesi, kent merkezindeki tanınırlığını artırdı.


Kırmızı kıyafetlerini günlük hayatta sürekli kullanması, bu rengin onun adıyla özdeşleşmesine yol açtı. Çevredeki esnaf, parkları kullananlar, otobüs yolcuları ve günlük güzergâhında karşılaştığı kişiler onu bu görünümüyle tanıyordu.

Yaşadığı Yer ve Ev Düzeni

Özcan, 2016 yılında Konya merkezinin yaklaşık on kilometre uzağındaki Parsana Mahallesi’nde yaşıyordu. Evi, ağabeyinin oturduğu apartmana bitişik tek odalı bir bölümdü. Bu alan, bağımsız bir konuttan çok müştemilat biçiminde düzenlenmişti.


Tek odada uyuma, yemek hazırlama ve kişisel bakım ihtiyaçlarını karşılıyordu. Yatağı, mutfak bölümü, banyo ve tuvalet aynı mekânın içinde yer alıyordu. Banyonun bulunduğu kısım yalnızca bir perdeyle ayrılmıştı.


Özcan, evini sevmesine rağmen gün boyunca evde kalmaktan hoşlanmıyordu. Evde bulunduğu zamanlarda yemek yapıyor veya televizyonda Türk filmleri izliyordu. Televizyon kanallarında eskisi kadar Türk filmi gösterilmemesinden hoşnut değildi. En beğendiği sinema oyuncusu Türkân Şoray’dı.

Sultan Özcan'ın Kırmızılı Evi (Al Jazeera Turk)

Günlük Hayatı

Sultan Özcan, kar yağışı ulaşımı engellemediği sürece her sabah saat 10.00 dolaylarında evinden çıkıyordu. Parsana Mahallesi’nden belediye otobüsüne binerek Karatay ilçesindeki Kayalıpark’a geliyordu.


Kayalıpark’a ulaştığında ilk olarak Şerafettin Camii’nin şadırvanından su içiyordu. Bu suyu beğeniyor ve başka sulara tercih ediyordu. Ardından kent merkezindeki günlük gezisine başlıyordu.


Gün boyunca uzun süre aynı yerde oturmuyordu. Kayalıpark’tan sonra Kadınlar Pazarı, Aziziye Camii ve eski garaj çevresinde dolaşıyordu. Parklar, hem dinlenmek hem de çevresindeki insanlarla kısa süreli konuşmalar yapmak için kullandığı alanlardı.


Parsana Mahallesi’ne hareket eden son otobüs saat 17.30’da kalktığı için şehir merkezindeki gezisini bu saate kadar sürdürüyordu. Günün sonunda yeniden belediye otobüsüne binerek evine dönüyordu.

Kent Merkezindeki İlişkileri

Sultan Özcan, düzenli olarak aynı güzergâhı kullandığı için kent merkezindeki esnaf tarafından tanınıyordu. Karşılaştığı kişilerle selamlaşıyor ancak konuşmalarını çoğunlukla kısa tutuyordu. İnsanlarla arasına belirli bir mesafe koyuyor, bu sınırın aşılması durumunda konuşmayı sonlandırabiliyordu.


Kayalıpark çevresinde en sık görüştüğü kişilerden biri, Halk Ekmek büfesi işleten Hasan Küçükkarapınar’dı. Küçükkarapınar ile yaklaşık on yıllık bir tanışıklığı vardı. Özcan, her gün ondan ekmek alıyor ve önünden selam vermeden geçmiyordu.


Çevresindeki kişilerin zaman zaman makyajı ve kırmızı kıyafetleri hakkında söylediklerine çoğunlukla gülerek karşılık veriyordu. Görünümüyle ilgili konuşmalara uzun açıklamalarla katılmak yerine kısa tepkiler veriyordu.


Günlük hayatında başkalarından para kabul etmiyordu. Yanında bulunan sınırlı miktardaki parayla zaman zaman yiyecek, mutfak malzemesi veya makyaj ürünü satın alıyordu. Kent merkezindeki dolaşma düzenini kendi imkânlarıyla sürdürüyordu.

Aile İlişkileri

Sultan Özcan’ın yaşamında annesi ve ağabeyiyle kurduğu ilişkiler belirleyici oldu. Boşandıktan sonra annesinin yanında yaşaması, bu dönemde aile desteğiyle hayatını sürdürmesini sağladı. Annesinin ölümünün ardından yalnızlaşan Özcan, ağabeyinin yaşadığı binanın altındaki kömürlükte kalmaya başladı.


Ağabeyi Necati Özcan, kız kardeşinin geçmiş yaşamı ve evliliği hakkında bilgi sahibiydi. Özcan’ın kömürlükte geçirdiği sekiz yılın ardından bugünkü yaşam alanının hazırlanmasında ailesi rol aldı.


Özcan’ın mali işlerinin yürütülmesinde de aile üyeleri görev üstlendi. Engelli aylığı, vasisi olan yengesi tarafından alınıyordu. Böylece düzenli gelirinin idaresi, aile içindeki yasal temsil ilişkisi üzerinden gerçekleştiriliyordu.

Kırmızılı Kadın (Al Jazeera Turk)

Aşk ve Evlilik Anlayışı

Sultan Özcan, yaşadığı olumsuzluklara rağmen aşkı, hayatının temel kavramlarından biri olarak görmeyi sürdürdü. Eski eşinden ayrıldıktan sonra yeniden evlenmemiş olsa da evlilikte karşılıklı sevginin bulunması gerektiğini savunuyordu.


Aşk olmadan yapılan evliliklerin sorunlara yol açacağını düşünüyordu. Gençlerin birbirlerini severek evlenmeleri gerektiğini söylüyor, aşkın bulunmadığı evliliği benimsemiyordu. Kendi hayatında şiddet ve ayrılıkla sonuçlanan bir evlilik yaşamış olmasına rağmen sevgi kavramına bağlılığını korudu.


Eski eşinin kendisine şiddet uygulamasından söz ederken dahi aralarındaki geçmiş ilişkiyi sevgiyle birlikte anıyordu. Çocukluk yıllarından başlayan birlikteliği, evliliğinin sona ermesinden sonra da kişisel hafızasında aşk kavramıyla ilişkilendirmeye devam etti.

Sağlık Durumu ve Engellilik Raporu

Sultan Özcan, 2006 yılında Konya Numune Hastanesinden sağlık kurulu raporu aldı. Raporda kronik psikoz tanısı yer aldı ve engellilik oranı yüzde 80 olarak belirlendi.


Bu rapor doğrultusunda engelli aylığı almaya başladı. 2016 yılındaki mali koşullara göre üç aylık toplam ödemesi 1.300 liraydı. Aylığın alınması ve idaresi, yasal vasisi olan yengesi tarafından gerçekleştiriliyordu.


Sağlık raporu, Özcan’ın resmî olarak engelli kabul edilmesini ve sosyal yardım kapsamında düzenli gelir elde etmesini sağladı. Günlük hayatını ise büyük ölçüde tek başına sürdürüyor; evinden kent merkezine toplu taşıma kullanarak gidiyor, gün boyunca belirlediği güzergâhta dolaşıyor ve akşam yeniden evine dönüyordu.

Sultan Özcan (Al Jazeera Turk)

“Kırmızılı Kadın” Adıyla Tanınması

Sultan Özcan’ın “kırmızılı kadın” adıyla tanınması, uzun yıllar boyunca yalnızca kırmızı renkte kıyafetler giymesi ve kırmızı ağırlıklı makyaj yapmasıyla bağlantılıydı. Kırmızı rengin evindeki eşyalara kadar yayılması, bu tercihin geçici bir giyim biçimi değil, günlük yaşamının süreklilik taşıyan bir unsuru olduğunu gösteriyordu.


Konya kent merkezinde her gün benzer saatlerde ve aynı güzergâhlarda bulunması, onun geniş bir çevre tarafından tanınmasına yol açtı. Kentteki insanlar kendisini kişisel adından çok, kıyafetlerinin rengine dayanan bu adlandırmayla biliyordu.


Kırmızı elbiselerini kendisinin dikmesi, kumaşlarını mevsimlere göre seçmesi, makyajını aynı renkle tamamlaması ve evini kırmızı eşyalarla düzenlemesi, görünümünün bütünlüklü bir biçim kazanmasını sağladı. Bu görünüm, zaman içinde Sultan Özcan’ın kamusal kimliğinin temel unsuru hâline geldi.

Bir Rengin Ardındaki Hayat

Evet, kırmızılı kadının hayat hikâyesi, uzun hâliyle böyleydi. Onun hikâyesinde aşkın bir insanı nasıl dönüştürebileceğini, insanın kendi hayatını bir başkası uğruna nasıl geride bırakabileceğini görüyoruz.


Bizde aşkı uğruna kendinden geçene “Leyla” derler. Kırmızılı kadının hikâyesinde de ona Leyla denildiğini görüyoruz. Sezai Karakoç da “Köşe” şiirinde Leyla’yı şu dizelerle anlatır:

“Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ
Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ


Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ
O gitti ve bize ağlamak kaldı kala kala”【2】

Yazının başlığında Sezai Karakoç’un şiirinden yararlanmamın belirli bir sebebi vardı. Karakoç da sevmiş, sevdiğine kavuşamamış ve sonrasında hiç evlenmemiştir. Bir başka hocam Dursun Ali Hoca’nın derste bize söylediği bir söz vardı:

“Aşk, sevdiğine kavuşamayanların hikâyesidir. Sevdiğine kavuşanlar âşık olmaz.”

Dolayısıyla Sezai Karakoç’un şiirini tercih etmemin temel sebebi, yalnızca şiirin adının kırmızılı kadının hayatına uyması değildi. Karakoç’un aşkı kendi hayatında yaşamış ve yaşadığı duyguyu şiirlerine yansıtmış olması da bu tercihimde etkiliydi.


Bana göre aşkı en nahif ve sahici duygularla dile getiren şairlerden biri Sezai Karakoç’tur. Çünkü o, yaşadığını ve hissettiğini şiire yansıtmıştır. Kırmızılı kadınların hikâyeleri de ancak böyle sahici duyguların içinden geçen şiirlerde kendilerine bir karşılık bulabilir.

Dilerdik ki kırmızılı kadın, kandan elbiselere boyanmasın. Dilerdik ki her rengi kendisine yakıştırsın ve bu yakışmayı sevdiğinin ağzından duysun. Ancak bazı hayatlar, kandan elbiseler giymek zorunda bırakıldıkları bir kaderin içinde sürüp gider.


Kırmızı, Sultan Özcan’ın hayatında yalnızca bir renk değildi. Geçmişinin izi, görünür olmasının yolu ve kendisine kurduğu dünyanın diliydi. Kırmızı aynı zamanda aşkın rengi sayılır; belki de Sultan’ın yıllarca bu renge bürünmesinde, hayatının merkezine yerleştirdiği aşkın payı vardı. Aşk ile kan, kırmızının içinde buluşan fakat birbirinden bütünüyle farklı iki anlam gibidir: Biri sevdayı ve bağlılığı, diğeri yarayı ve acıyı çağrıştırır. Sultan’ın kırmızısında da bu iki anlam iç içe geçmişti. İnsanların dışarıdan bakarak gördüğü kırmızı kıyafetlerin ardında şiddetle, yalnızlıkla, kayıpla ve dinmeyen bir sevgiyle şekillenmiş bir hayat bulunuyordu. Belki kırmızı, onun için hem sevdiği aşkın hem de bu aşk uğruna taşıdığı yaraların rengiydi. Bu nedenle onu yalnızca “kırmızılı kadın” olarak hatırlamak eksik kalacaktır. Onun adı Sultan’dı; hikâyesi ise kırmızıya sığmayacak kadar ağırdı.


Aynı adlı şiirin son dizeleri de şöyledir:

“Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı?”【3】

Kaynakça

Al Jazeera Türk. “Konya’nın ‘Deli’ Kızı.” YouTube video. Erişim 12 Temmuz 2026. https://www.youtube.com/watch?v=fMRsuDEkECI

Karakoç, Sezai. Şahdamar, Körfez, Sesler. İstanbul: Diriliş Yayınları, 2017.

Konhaber. “Konya’nın ‘Kırmızılı Kadın’ Olarak Tanıdığı Sultan’ın Yaşam Hikayesi.” Konhaber. Erişim 12 Temmuz 2026. https://www.konhaber.com/yasam/konya_nin_kirmizili_kadin_olarak_tanidigi_sultan_in_yasam_hikayesi-530541h

Dipnotlar

  • [1]

    Sezai Karakoç, “Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim,” Şahdamar, Körfez, Sesler (İstanbul: Diriliş Yayınları, 2017), 67.

  • [2]

    Sezai Karakoç, “Köşe,” Şahdamar, Körfez, Sesler (İstanbul: Diriliş Yayınları, 2017), 29.

  • [3]

    Karakoç, “Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim,” 67.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

İçindekiler

  • Evliliğinde Maruz Kaldığı Şiddet

  • Boşanma Sonrasındaki Hayatı

  • Kırmızı Renk Tercihi

  • Giyim Biçimi ve Kamusal Görünümü

  • Yaşadığı Yer ve Ev Düzeni

  • Günlük Hayatı

  • Kent Merkezindeki İlişkileri

  • Aile İlişkileri

  • Aşk ve Evlilik Anlayışı

  • Sağlık Durumu ve Engellilik Raporu

  • “Kırmızılı Kadın” Adıyla Tanınması

  • Bir Rengin Ardındaki Hayat