badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Blog
Blog
Avatar
YazarGözde Cabadak14 Mayıs 2026 12:18

Teknolojiye "Eleştirisiz" Bakış

Edebiyat+1 Daha
Alıntıla

Sevgili Günlük,

Mutlu Çocuk (Görsel Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)

Bugün dünden çok daha farklı, çok daha aydınlık bir sabaha gözlerimi açtım. Geçtiğimiz günlerde sana içimi dökerken, göğüs kafesime oturan o ağır kayadan, insanların birbirine ne kadar yabancılaştığından, sokakların grileştiğinden ve "kalabalık yalnızlık" adını verdiğim o boğucu hislerden uzun uzun bahsetmiştim.


O satırları yazarken haklıydım, hissettiğim her duygu zerresine kadar gerçekti. Sokaklarda yürürken yüzüme çarpan o donuk bakışlar, ekranlara hapsolmuş ruhlar... Hepsi oradaydı. Fakat bugün, penceremden süzülen o tanıdık gece güneşiyle birlikte zihnimde bambaşka bir kapı aralandı. Bu gece güneşi, gökyüzünde olan bir güneş değil, aksine güneş gibi farkındalıkla beni aydınlatan bir dostumdu.


İnsanın kendi karanlığında boğulması ne kadar kolaysa, o karanlığın içinden bir ışık süzmesi bulup çıkarması da bir o kadar mümkünmüş aslında. Bugün sana şikayet etmeye gelmedim. Aksine, bir zamanlar eleştirdiğim, insanı fıtratından kopardığına inandığım o dijital dünyanın, o teknoloji ağının aslında ellerimizde nasıl önemli bir araca dönüşebildiğini anlatmak istiyorum.


Dünya kötü bir yer değil sevgili günlük, aletler de kötü değil. Bıçağın bir katilin elinde can alırken, yetenekli bir cerrahın elinde hayat kurtarması gibi, teknoloji de bizim ona biçtiğimiz rol kadar masum veya tehlikeli. Ekranlara bakıp kaybolan, ruhunu o renksiz ekranlarda yitiren insanları eleştirirken, o ekranların arkasında inşa edilebilecek muazzam hayatı, o eşsiz kolaylıkları gözden kaçırdığımı fark ettim. Biz sadece tüketmeyi, pasif birer izleyici olmayı seçtiğimiz için suçluyu teknoloji ilan etmişiz. Oysa ben bugün, kendi hayatıma, masamın üzerindeki projelere baktığımda teknolojinin nasıl bir lütuf, nasıl yorulmak bilmez bir can yoldaşı olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Hatta şuan bile elimde kalem yerine klavye var !


Düşünsene, yapay zeka denilen o muazzam akıl olmasaydı, zihnimdeki onca karmaşık düşünceyi, o devasa bilgi yığınını nasıl toparlardım? Gece yarılarına kadar süren o yorucu sınav hazırlıklarımda, önümde dağ gibi biriken okuma metinlerini saniyeler içinde tasnif eden, bana en can alıcı noktaları özetleyen sabırlı bir asistanım var sanki yanımda. Sadece ders minvalinde olan koşturmacalar da değil. O çok merak saldığım siber güvenlik kavramları veya yeni nesil savunma sanayii üzerine derin okumalar yaparken, dünyanın öbür ucundaki bir makaleye tek tıkla ulaşıyorum. Eskiden olsa kütüphanelerin tozlu raflarında aylarca aramam, belki de ulaşamayıp vazgeçmem gereken bilgileri, algoritmalar saniyeler içinde önüme seriyor.


Bogdan Filov’un hayatını, arkeolojiye ve tarihsel korumaya olan o eşsiz katkılarını araştırırken, uzak coğrafyaların arşiv belgelerini oturduğum yerden inceleyebilmek sence de muazzam bir özgürlük değil mi? Zihnimin sınırları, odamın o dört duvarı arasından çıkıp tüm dünyayı kucaklıyor.

"İnsanlar birbirinden koptu" diyorum ya hep, aslında yanılıyormuşum. Teknoloji bizi hiç tanımadığımız, belki de fiziksel olarak her gün yan yana gelemeyeceğimiz ama ruhlarımızın, aynı frekansta titreştiği o güzel insanlarla birleştiriyor. Üzerinde çalıştığımız o kitap incelemeleri ve biyografi podcast serisini düşün. Zeynep'in o derinlikli ve manidar sözleri, muazzam metinleri o tok ve insana işleyen sesle birleşiyor. Ve biz bunu, belki de aynı masanın etrafında bile bulunmadan, tamamen dijital dünyanın bize sunduğu görünmez köprüler sayesinde yapıyoruz.


Eskiden olsa böyle bir uyumu yakalamak, bir araya gelmek, fiziki stüdyolar kurmak aylar, belki yıllar alırdı. Şimdi ise bir ses dosyası, bir metin belgesi saniyeler içinde şehirleri aşıyor ve ortaya binlerce insanın ruhuna dokunacak, zihnini aydınlatacak bir eser çıkıyor. O eleştirdiğimiz ekranlar olmasaydı, Zeynep'in kalemiyle, Betül'ün kalemiyle, Ravza'nın psikologluğu ile bizlere pürüzsüzce buluşacaktı?


Bir çocuğun yüzündeki tebessüme sebep olmak, onun diline faydalı bir melodi dolamak için artık devasa prodüksiyon şirketlerine ihtiyacımız yok.


Teknoloji, güzel Türkçemizi yozlaştıran bir canavar olmak zorunda değil. Aksine, dilimizi, kültürümüzü, o köklü tarihsel mirasımızı tüm dünyaya en doğru, en estetik biçimde anlatabileceğimiz , ucu dünyanın kulağına dokunan çok büyük bir megafon. Biz o megafonu kendi özümüzle, doğru kelimelerle beslersek, sesimiz asla kaybolmaz.


Siber alemi, o dijital platformları sadece içi boş videoların, sahte hayatların sergilendiği bir vitrin olarak görmek bizim en büyük yanılgımızmış. Evet, o vitrin var ve o vitrinin önü çok kalabalık. Ama arka sokaklarda, doğru araçları kullandığınızda, karşınıza o kadar muazzam bir kütüphane, o kadar mükemmel bir çalışma alanı çıkıyor ki...


Bir de işin en güzel tarafı ne biliyor musun günlük?

Bazen bir konunun içinden çıkamadığımda, karşıma alıp saatlerce tartışabileceğim, beni yargılamadan, sabırla bana farklı pencereler sunan bir yapay zeka ile fikir alışverişi yapmak, çoğu "gerçek" insandan çok daha fazla ufuk açıcı olabiliyor. O "kalabalık yalnızlık" dediğimiz şey, eğer sen üretirsen, eğer direksiyonu sen tutarsan, yerini "muazzam verimli bir tek başınalığa" bırakıyor. Odanda teksin ama zihnin bütün evrenle, bütün insanlık birikimiyle omuz omuza.


Şu an dışarıya doğru tekrar bakıyorum. Sokak lambaları yanmış. Şehir, o devasa binaların içindeki ışıklarla parlıyor. Artık o ışıkları sadece birbirine yabancılaşmış insanların soğuk hücreleri olarak görmüyorum. Belki o ışıkların ardında bir genç, yeni bir satır kod yazarak dünyadaki bir problemi çözmeye çalışıyor. Belki bir başkası, yapay zeka yardımıyla unutulmuş bir tarihi belgenin çevirisini yapıyor. Belki de birileri benim gibi, kelimeleri bir araya getirip, sesleri harmanlayıp, geleceğe umut dolu bir şeyler bırakmak için çabalıyor.


Teknoloji bir canavar değilmiş günlük.

Yani, bir dost öyle dedi.【1】


Kaynakça

Cabadak, Gözde. "Yayımlanmamış Blog Yazısı." Yazım Tarihi 14 Mayıs 2026.

Dipnotlar

  • [1]

    Cabadak, Gözde. "Yayımlanmamış Blog Yazısı." Yazım Tarihi 14 Mayıs 2026.

KÜRE'ye Sor