Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Bir zamanlar ezbere bildiğin bir şarkıyı tekrar açıyorsun. Eskiden ilk birkaç saniyesinde bile içinde bir şey kıpırdayan o şarkıyı. Belki gece yürürken dinlemiştin ilk kez, belki birini hatırlatıyordu, belki sadece gençliğinin belli bir dönemine aitti. Şimdi aynı şarkı çalıyor ama hiçbir şey olmuyor. Ne özlem. Ne heyecan. Ne hüzün.
Şarkı bitiyor.
Sen de devam ediyorsun.
Ve bazen insanı en çok bu korkutuyor.
Üzülmek değil. Hiçbir şey hissedememek.
Çünkü insan mutsuz olduğunda en azından bir şeylerin hâlâ içinde hareket ettiğini biliyor. Kırılmak, özlemek, öfkelenmek… Bunlar yorucu duygular olabilir ama canlıdır. Oysa duygusal hissizlik daha sessiz bir şey. Daha belirsiz. İnsan bazen “iyi miyim kötü müyüm” onu bile tam anlayamıyor.
Sadece düz hissediyor.
Bir şey olmuş gibi ama aynı zamanda hiçbir şey olmamış gibi.
Galiba bu yüzden bazı insanlar “neden hiçbir şey hissetmiyorum” diye düşündüğünde aslında tek bir duygu aramıyor. Daha çok, içindeki eski canlılığın nereye gittiğini anlamaya çalışıyor.
Modern hayatın tuhaf taraflarından biri şu: İnsan zihni artık neredeyse hiç sessiz kalmıyor. Sürekli bir şey izliyoruz, dinliyoruz, kaydırıyoruz. Sabah uyanır uyanmaz ekran ışığıyla karşılaşıyoruz. Gün içinde onlarca içerik, yüzlerce cümle, bitmeyen bildirimler… Beyin sürekli uyarılıyor.
Ama sürekli uyarılan bir zihin bazen hiçbir şeye gerçekten temas edememeye başlıyor.
Sosyal medyada saatlerce dolaşıp telefonu kapattıktan sonra oluşan o boşluk hissi biraz bunun gibi. Saatler geçmiş oluyor ama insan ne gördüğünü tam hatırlamıyor. Sadece zihinsel bir yorgunluk kalıyor geriye. Ne tam dinlenmiş hissediyorsun ne de gerçekten yaşamış.
Bir şeyler tüketilmiş ama hissedilmemiş gibi.
Belki de tükenmişlik hissi tam olarak böyle büyüyor insanın içinde. Büyük bir çöküş gibi değil de yavaş yavaş. Sessizce. Bazı duyguların körelmesiyle.
Eskiden heyecan veren şeylerin sıradanlaşmasıyla.
Beklediğin mesaj geldiğinde eskisi kadar mutlu olmamakla.
Uzun zamandır görmek istediğin yere gidince bile içinin kıpırdamamasıyla.
Güzel geçen bir günün sonunda bile garip bir boşluk hissetmekle.
İnsan bazen tam olarak üzgün olmuyor aslında. Ama mutlu da olmuyor.
Arada bir yerde kalıyor.
Ve sanırım en zor duygu da bu: Net olmayan duygular.
Çünkü acının adı varsa insan onunla mücadele edebiliyor. Ama hiçbir şey hissedememek daha bulanık bir şey. İnsan kendine açıklayamıyor. “Hayatım kötü değil ama neden hiçbir şey tam gelmiyor?” diye düşünmeye başlıyor.
Belki de bu biraz zihnin kendini koruma biçimi.
İnsan uzun süre yorulduğunda, kırıldığında ya da sürekli bir şeylere dayanmak zorunda kaldığında duygularını kısmayı öğrenebiliyor. Çünkü her şeyi yoğun hissetmek çok enerji istiyor. Bir noktadan sonra zihin bazı şeyleri azaltıyor sanki. Acıyı azaltırken heyecanı da azaltıyor. Hayal kırıklığını azaltırken coşkuyu da.
Korunmaya çalışırken hissizleşmek gibi.
Ve bu çoğu zaman bir anda olmuyor zaten. Günlerin birbirine benzemesiyle başlıyor biraz. Aynı saatlerde uyanmak, aynı uygulamalarda dolaşmak, aynı konuşmaları yapmak… İnsan bir süre sonra otomatik pilota bağlanmış gibi hissedebiliyor.
Mesajlara bile mekanik cevaplar vermeye başlıyor bazen.
“İyiyim sen nasılsın?”
“Ben de iyiyim.”
Gerçekten mi?
Bazen insanın en büyük yalnızlığı kalabalığın içinde oluyor zaten. Bir masada otururken, herkes konuşurken, senin içinden hiçbir şey geçmiyor gibi hissettiğin anlarda. Dışarıdan bakınca normal görünüyorsun. Gülüyorsun bile belki. Ama zihnin başka bir yerde.
Daha doğrusu hiçbir yerde.
İlginç olan şu:
İnsan bazen ağlayamadığı dönemlerde daha çok korkuyor kendinden.
Çünkü ağlamak hâlâ temas demek. Hâlâ bir şeyin içeri ulaşabildiğini gösteriyor. Duygusal yorgunluk ise bazen tüm bağlantıların sessizce azalması gibi hissettiriyor.
Ve modern dünya bunu biraz hızlandırıyor olabilir.
Çünkü artık hiçbir şeyin tam olarak beklenmesine izin vermiyoruz. Sıkıldığımız an telefona gidiyoruz. Sessizlik oluşunca hemen içerik açıyoruz. Düşünmeye başlamadan dikkat dağıtıyoruz. Beyin sürekli başka bir uyarıya atlıyor.
Belki de bu yüzden bazı duygular derinleşemeden kayboluyor.
Çünkü hissetmek için bazen durmak gerekiyor.
Biz ise sürekli hareket hâlindeyiz.
Ama bütün bunların içinde garip bir gerçek daha var:
İnsan tamamen hissizleşmiyor aslında.
Bazen sadece çok uzun süre kendini korumaya çalışıyor.
Ve duygular, uzun süre kapının dışında bekletilince, içeri nasıl gireceğini unutmuş gibi oluyor.
Peri, Ebrar Sıla, "İnsan Bazen Neden Hiçbir Şey Hissetmemekten Korkar?" yayımlanmamış, el yazması deneme. 2026