Çoğu zaman hüzünlerimizle yüzleşmekten korkarız. Ruhumuz daraldığında, vefasız gölgelerle avutmaya çalışırız benliğimizi. Oysa gözyaşlarımız, bir Nisan yağmuru gibi usul usul dökülse ve içimizdeki bütün yorgunluğu arındırsa isteriz.
Ama yutkunuruz... ve yürümeye devam ederiz.
Belki de bu yüzden çoğu zaman söyleyemiyoruz içimizden geçenleri. Şairin dediği gibi:
“Demedim dilimin ucuna gelen her ne ise, gençtim, ölümle paslanmış buldum sesimi.”【1】
İçimizdeki sesi duymak yerine, dışarının kirli gürültüsünde kaybolmayı seçeriz.
Yaralıyız… ve yaralanmaya devam ederiz. Çünkü içimizde hâlâ bir umut taşırız.
Omuzlarımıza yüklenen bu yaşama telaşını bir kenara bırakmak; susmak, durmak ve yüzleşmek zor gelir. Bunun yerine, beyhude gölgeleri şifa sanırız. Her seferinde kendimizden bir parça daha koyarız ortaya.
Zamanın kıymetini bilmek… hatta kıymet bilmek artık ne kadar zor. Çaya kaç şeker attığını bilen insanlar, içindeki yaraları görmezden geliyor. Belki de görmek istemiyor.
Gölgeler büyüyor.
Tüketilen hayatlar, zamanı esir alan ekranlar, bir ego uğruna kurulan ilişkiler… Hatta hiç beklemediğin anda çalan bir şarkı bile kalbini paramparça edebiliyor. Birileri sana “Sen de herkes gibisin” demeden önce kendine dön.
Neyi kaybettiğini hatırlamak için ruhunun nefes almasına izin ver.
Seni senden uzaklaştıran gölgelere veda et.
Gölgeler çoğaldıkça insan kendine yabancılaşıyor.
Ve bazen en derin kırılmalar, en sessiz yerlerde oluyor…
Özel, İsmet. "Münacaat." Bir Yusuf Masalı. İlk Basım, 1999.
[1]
Özel, İsmet. "Münacaat." Bir Yusuf Masalı. İlk Basım, 1999.