Tarih sayfalarını karıştırdığımızda, bazı coğrafyaların sadece devletlerin değil, insanlık birikiminin de kaderini değiştirdiğini görürüz. Bu coğrafyaların başında hiç şüphesiz Endülüs geliyor. İslam alemi için ne yazık ki acı bir sonla biten bu muazzam serüven, arkasında hem büyük bir hayranlık hem de derin bir burukluk bıraktı.
Peki, sadece 3 yıl gibi kısa bir sürede fethedilen bu topraklar, nasıl oldu da zamanla iç çatışmaların gölgesinde yok olup gitti? Gelin, İber Yarımadası’nın tozlu sayfalarında kısa bir yolculuğa çıkalım.
Endülüs’ün hikayesi, askeri bir mucizeyle başlar. İslam orduları yarımadaya ayak bastıktan sonra neredeyse tamamını fethetti, hatta sınırlarını bugünkü Fransa’nın Toulouse şehrine kadar dayandırdı. O dönemde henüz İstanbul fethedilmemişti. Müslüman stratejistler o kadar vizyoner bir plan yapmışlardı ki; doğudan doğrudan akınlarla alınamayan İstanbul’a, batıdan Avrupa’yı baştan başa geçerek ulaşmayı bile düşünmüşlerdi!
Tabi bu fethi unutulmaz kılan bir diğer detay da komutan Tarık bin Ziyad’ın o meşhur hamlesidir. Askerlerin geri çekilip kaçmasını önlemek için gemileri yaktığı rivayeti, doğruluğu ne olursa olsun, o dönemki Müslümanların azmini ve kararlılığını açıkça ortaya koyuyor. İşte bu sarsılmaz azim, adada tam 800 yıl sürecek köklü bir medeniyetin temellerini attı. Bugün Batı dünyasının sahip olduğu kültürel ve bilimsel birikimin temelinde, Endülüs medeniyetinin dağıttığı bu ışığın payı büyüktür.
İspanya’ya gidenlerin sıklıkla şahit olduğu bir durum vardır. Klasik İspanyol mimarisinin önemli yapıları dışarıdan oldukça ihtişamlı görünürken iç mekanları bu görkeme kıyasla bazen yetersiz kalabilir.
Ancak Endülüs Emevileri’ne ev sahipliği yapmış olan o meşhur Elhamra Sarayı’na girdiğinizde durum tamamen tersine döner. Dışarıdan bakıldığında son derece mütevazi, abartısız bir silüetle sizi karşılayan saray; içine adım attığınız an sizi adeta büyüler. Duvarlardaki ince işçilikler, havuzlar, hat sanatları ve mimari deha, içeride koskoca bir medeniyetin zarafetini ve ruhunu fısıldar.
Peki, bu kadar güçlü ve köklü bir devlet neden çöktü? Endülüs’ün yıkılışındaki en büyük sebep, kendi içindeki küçük hesaplar ve taht kavgalarıydı. Tarihte Tevâif-i Mülûk olarak adlandırılan bu dönemde, küçük Müslüman beylikleri birbirleriyle ucuz hesaplar adına amansız bir mücadeleye giriştiler.
Aslında Endülüs Emevileri, kendilerini Abbasi halifeliğine ve diğer güçlere karşı bağımsız bir otorite olarak konumlandırmış, sınırlarını Kuzey Afrika’ya kadar genişletmiş güçlü bir imparatorluktu. Ancak iç çatışmalar devleti zayıf düşürünce, Hristiyan krallıklar toplu bir güçle ilerlemeye başladı. Her ne kadar Kuzey Afrika’daki Müslüman komutanlar İberya'daki duruma el atıp bu ilerleyişe karşı bir duvar olmaya çalışıp süreci yavaşlatsa da içerideki parçalanmışlık kaçınılmaz sonu hazırladı.
Müslümanların adadaki varlığı son demlerine geldiğinde, Müslüman halk için çok zor bir dönem başladı. Bazı din alimleri, can ve iman güvenliğini korumak adına Müslümanlara imanlarını saklayıp, ülkedeki Hristiyan/İslam dışı bazı eylemlere uyum sağlıyormuş gibi görünmelerine (ruhsat) dair fetvalar verdiler. Ancak kendilerini onlardanmış gibi göstermek de Müslümanların adadaki geleceğini garanti altına almaya yetmedi.
Hristiyan krallıklar, baskı, zorla Hristiyanlaştırma ve sürgün politikaları uygulasalar da Müslümanların son kalıntıları 1600’lü yıllara kadar bölgede tutunmayı başardı. Hristiyanlar başlangıçta Müslümanları tamamen sürmeyi göze alamamışlardı; çünkü bölgedeki tarım ve zanaat gibi hayati meslek kollarında Müslümanların tecrübesine ve üretkenliğine muhtaçtılar.
Bölgede tamamen hakimiyet sağlanınca, maalesef tarihin en acı ihanetlerinden biri yaşandı. Son Tevâif-i Mülûk kalıntısı olan Müslüman beyliğine, teslim olmaları halinde canlarına, mallarına ve inançlarına dokunulmayacağına dair söz verildi. Ne yazık ki bu sözler tutulmadı; Endülüs’ün son ışığı da büyük bir katliam ve hüzünle söndürüldü. (Gırnata Emirliği,1492)
Endülüs’ün bu trajik hikayesinden çıkarılacak en büyük ders; Müslümanların birbirleriyle uğraşmayı bırakıp dinlerinin getirdiği asıl gayeye ve birleştirici vizyona odaklandıklarında, önlerinde hiçbir tefrikanın ya da engelin duramayacağı gerçeğidir. Tarih boyunca Müslümanlar, sarsılmaz bir inançla hareket ettiklerinde nicelik olarak az olmalarına rağmen hep büyük zaferler kazanmışlardır. Ancak ne zaman ki başarıların ardından gelen bir rehavet baş göstermiş, dünya işleri, şatafat ve lüks öncelik haline gelmiştir; işte o zaman fetihler yavaşlamış ve kaçınılmaz bir dağılma süreci başlamıştır. Endülüs, bizlere dünyevi hırsların ve iç çekişmelerin koca bir medeniyeti nasıl mazlum ve çaresiz bir duruma düşürebileceğini gösteren en net, en çarpıcı aynadır.
Özdemir, Mehmet. Endülüs Müslümanları (Siyasî Tarih). 6. baskı. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2020.
Batıdan Dolanarak İstanbul’u Almak: Büyük Strateji
Elhamra: Dışı Mütevazi, İçi Bir Okyanus
Güç Savaşları ve Tevâif-i Mülûk Dönemi
Son Kalıntılar ve Söz Verilen Katliam
Son Söz: Tarihten Bugüne Kalan İbret
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.