badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Madde

el-İşârât ve’t-Tenbîhât

Felsefe

+1 Daha

Alıntıla

EDİT

el-İşârât ve’t-Tenbîhât, İslam düşünürlerinden İbn Sînâ’nın (980–1037) felsefi sistemini en yoğun ve özlü biçimde sunduğu eseridir. Felsefe, mantık, tabiat ilimleri, metafizik ve tasavvuf gibi alanları kapsayan bu kitap, İbn Sînâ’nın “geç dönem” eserleri arasında yer almakta ve hem Doğu hem de Batı İslam dünyasında derin etkiler bırakmıştır.


İbn-i Sina, bu eserinde fiziksel, metafiziksel, tasavvufî, irfanî hususlar üzerinde durmuş; Antik Yunan ekolünden geldiğini belirtircesine bir felsefi düşünceler havuzu oluşturmayı başarmıştır. Bununla birlikte, eserinde, kelamcıların yaptığı ispatlara da değinmiş, nefis, nefsin mertebeleri ve sırları üzerinde durmuş; insanın hem fiziksel hem de metafiziksel derinlikleri üzerinde durmuştur.


İbn-i Sina'nın Tarihsel Arka Planı

İbn-i Sina, Buhara ve civarında yetişmiş, döneminin alimlerinden ders almıştır. Bu dönemde batıda yazılan eserlerin İslam dünyasında tercüme edilmeye başlanması ile birlikte batıdan gelen felsefenin etkisinde kalan İbn-i Sina, İslami felsefesini bunun üzerine inşa etmiştir. Sanki Aristoteles'ten ilham almış gibi fizik, metafizik ve tıp alanında önemli çalışmalara imza atmıştır. el-İşârât ve’t-Tenbîhât, onun hayatının son döneminde, artık felsefi görüşlerini olgunlaştırdığı bir aşamada kaleme alınmıştır. Bu eserinden önce yazılan "eş-Şifa" ve "kanûn-ı fi't-tıb" eseri daha klasik fiziğe ve klasik tıp ilmine dayanmakta ve o alanlarda devrim yapmıştır. el-İşârât ve't-Tenbîhât eserinde ise girdiği felsefi derinlikler ile İslami felsefenin içerisinde yeni bir ekol başlatmış, sürdürmüş, kurucusu olmuştur: Aristo Ekolü (Meşşâiyye)



Meşşâiyye

İslâm dünyasında halifelerin desteğiyle VIII. yüzyılda başlayıp X. yüzyılın sonlarına kadar üç asır devam eden tercüme hareketleri sayesinde, Antik ve Helenistik çağlarda yaşamış olan seksene yakın bilgin ve filozofun çeşitli eserleri Arapça’ya çevrilmiş ve Aristo ise bunlar arasında, İslâm dünyasındaki etkileri bakımından üzerinde en çok durulan filozof olmuştur. İslâm filozofları içinde terminolojik, metodik ve problematik açıdan Aristo’yu takip edenlere Meşşâiyyûn ve temsil ettikleri okula da Meşşâî okulu/ekolü adı verilmiştir.


En bilindik örneklerinden birisi ise bu makaleye konu olan eserin yazarı İbn-i Sina'dır. İleriki dönemlerde fazla "Aristocu" olduğu gerekçesi ile İmam Gazali tarafından yazılan "Filozofların Tutarsızlığı" eserinde eleştirilecek olan İbn-i Sina batı tarzı felsefe yapmaya ve İslam'ı bu felsefe ile doldurmaya gayret etmiştir.


Bu eser, İbn Sînâ’nın sistemini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan eş-Şifâ’dan farklı olarak daha özlü, seçkinlere yönelik bir “işaretler” ve “uyarılar” metnidir. Daha yüksek kesime ve ilim talebelerine yönelik hazırlandığı söylenebilir.



Eserin İçeriği İşleyişi

Eser, on bölüm (nemat) halinde düzenlenmiştir:

Cisimlerin Hakikati: Kavramlar, önermeler, kıyas ve burhan konuları.

Aristocu mantığı tam olarak ön plana çıkarmakla birlikte, kendi mantık anlayışı ile Kur'an-ı Kerim âyetlerinden çıkarımlarda bulunmuş ve fendi felsefi anlayışını ortaya koymuştur. İlk nematta (bölümde) eşyanın hakikatine değinerek, kainatta olup biten her şeyin düzenini sistematik ve sebep-sonuç ilişkisi içerisinde açıklamaya gayret etmiştir. İbn-i Sina'ya göre eşyanın hakikati sebep-sonuç ilkesine bağlı kalarak anlaşılabilir ve bu düzen bizi Allah'ın tevhidine götürmektedir. Bu görüşlerine ise yukarıda bahsedilen İmam Gazali'nin Filozofların Tutarsızlığı eserinde hücum edilmiş ve değerlendirmeye alınarak derinlemesine incelenmiştir.

Yönler ve Yönlerin Birincil ve İkincil Cisimleri: Madde, suret, hareket, yön, zaman ve mekân meseleleri.

Bu bölümde ise klasik fizik eğitimine ve "tenbihine" başlayarak bu ilmi okuyanlara, daha doğrusu o dönemde Meşşâiyye öğrencilerine, anlatmaya başlamıştır. Hareketin nasıl oluştuğu, nereden kaynakladığı, maddenin fiziksel açıdan ne ifade ettiği, yönlerin zaman ve mekan ile nasıl bir alakası olduğuna değinilmiştir. Eserin kaleme alındığı dönemde fikrî bir yenilenmeye yol açmış genç dimağları klasik fizikle tanıştırmıştır.

Yersel ve Göksel Nefsler: Varlık, zorunlu varlık (vâcibu’l-vücûd), imkân, sudûr teorisi.

İbn-i Sina nefs (ruh) konusunu tabiat felsefesi yani fizik bölümünde ele alır. Bakıldığı zaman nefsin zatının fiziksel dünya ile pek de bir alakası yokmuş gibi görünse de İbn-i Sina eş-Şîfâ kitabında, hayvan ve bitkinin özünün, sûret olarak görülen nefsten ve madde sayılan cisimden oluştuğunu belirtir. Başka bir ifadeyle, bedenin hareketinin ilk kaynağı olarak ruh/nefs görülmekte olduğu için bu konunun fizikten ayrılamayacağını belirtir.


İbn-i Sina nefs ilminin (psikolojinin) tek bir ilim oluşturduğuna; dolayısıyla bitkisel nefs, hayvansal nefs ve insanî nefsin ayrı ayrı incelenmemesi gerektiğine inanır. Bu yüzden bu namatın adı "Yersel ve Göksel Nefsler" olarak verilmiştir.

Varlık ve İlletleri: Varlık, zorunlu varlık (vâcibu’l-vücûd), imkân, sudûr teorisi.

Bu bölümde ise metafiziksel dünya ile fiziksel dünyanın birbirinden ayrılmadığını ve birbiriyle beslendiğini öne sürerek mümkün varlık ve zorunlu varlık konularına değinir.


İbn-i Sina'ya göre zorunlu varlık; zatıyla kaimdir, bütün varlıkların illetidir (sebebidir), kendisinin bir illeti yoktur, illete ihtiyaç duymaz ve kemâlleri de sınırsızdır. Mümkün varlık ise zorunlu varlığın malûlüdür ve varlığı O'na bağlıdır; kemâlleri ve fiilîlikleri sınırlı ve sonludur. Her mümkünün bir illete ihtiyacı olması gerektiğini savunarak zorunlu varlığın (vâcibu'l-vücûd)'u kanıtlamak ister. Mümkünün illeti, başka bir mümkün ise bir zorunlu varlığa ulaşıncaya kadar bu teselsül devam eder. Fakat teselsül (sebep-sonuç ilişkisi ile en geriye gitmek) aklen mûhaldir, yani imkansızdır. Bu imkansızlığı ortaya çıkaran şey ise belli bir sebebe bağlı olmaksızın kainatın her yerinde farklı hareketlerin meydana geliyor olmasıdır. Demek ki her şeyin bir illeti olmasına gerek kalmaksızın, zorunlu varlık yani Hazreti Allah (c.c) her şeyin mutlak illeti ve sebebidir. Silsilenin bireyleri ve tamamı onun sayesinde var olmaktadır. Bu bölümün sonucunda ise İbn-i Sina, Zorunlu Varlığı, ispatlamış olmaktadır.

Ahlâk: Nefsin arınması ve faziletli hayat.

İbn-i Sina bu bölümde ahlakın temellendirilmesine değinerek nefsin nasıl arındırılıp pür hale gelebileceğine dair açıklamalarda bulunmuştur. Ahlakın temelini Allah'a dayandıran İbn-i Sina, ruhun/nefsin bedenin içerisinde kendi kendine oluşamayacağını anlatmış ve faziletli bir hayat sürmenin ne demek olduğunu bu şekilde anlatmıştır.

Tasavvufî İşârâtlar: Ariflere, evliyalara dair anlatılar ve sembolik uyarılar.

Bu kısımda ise insanın irfanı nasıl elde edebileceğine değinmiş ve bu irfanı elde eden kişilerin Allah ile olan bağlarının nasıl da kuvvetlendiğine dair işaretler getirmiştir. Bununla birlikte arif olmak ile alim olmak arasındaki farklara ve benzerliklere de değinerek ortaya bir karşılaştırmalı felsefe örneği sunmuştur.


İbn Sînâ eserde, önce işaretler (işârât) şeklinde kısa felsefi öneriler sunmuş, ardından “tenbih” başlığıyla bunları açıklamış veya muhtemel yanlış anlamalara karşı uyarılarda bulunmuştur.


Toplumsal ve Kültürel Rol

el-İşârât ve’t-Tenbîhât, İslam düşüncesinde felsefi-tasavvufi sentezin en belirgin örneklerinden biridir. Bilhassa Aristo ekolüne ait olan ve kendisini çok güzel anlatan bir eserdir. Aristocu İslam Felsefesi nasıl işler, sorusuna verilen en güzel yanıtlardan bir tanesidir. Zira içerisinde felsefi tartışmaları oldukça incelemiş, adeta bir içsel değerlendirmeler yaşatmış ve doğru bildiği sonuca kendi kendisiyle tartışarak ve öğrencilerine işarât ve tenbih vererek ilerlemiştir. Eser, İmam Gazâlî ve Fahreddin Râzî gibi kelâmcıların yoğun eleştirilerine konu olmuş, buna karşılık Şehrezûrî ve Nasîrüddîn Tûsî gibi filozoflar tarafından şerh edilmiştir. İslam dünyasında “İşârât şerhleri” geniş bir literatür oluşturmuş, medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı’da Latinceye tam olarak çevrilmemiş olsa da, İbn Sînâ’nın metafiziksel fikirleri bir şekilde oraya ulaşmış ve nasıl ki eş-Şîfâ ve Kanûn-ı fi't-Tıb eserleri orada oldukça etkili olmuşsa, felsefi düşünceleri de Avrupa skolastiğine etkili olmuştur.



Sonuç

el-İşârât ve’t-Tenbîhât, İbn Sînâ’nın yalnızca rasyonel felsefesini değil, aynı zamanda hakikate yönelen sezgisel yaklaşımını da yansıtır. Eser, İslam felsefe geleneğinde “seçkinlere hitap eden” bir üslup taşıması bakımından özgün bir yere sahiptir. Günümüzde de İslam felsefesi, kelâm ve tasavvuf çalışmalarında başlıca referans kaynaklardan biri olarak değerlendirilmektedir. Özellikle İbn-i Sina'nın başını çektiği Meşşâiyye ekolü de bu eserle birlikte müfredatta kullanılacak olan kitabını elde etmiştir.

Kaynakça

Tûsî, Nasîrüddîn. Şerhu’l-İşârât. (Çeşitli baskılar).

İbn Sînâ. el-İşârât ve’t-Tenbîhât. (Nşr. Süleyman Dünya). Kahire, 1957.

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarSinan Hakyoldaş16 Eylül 2025 20:06

Etiketler

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"el-İşârât ve’t-Tenbîhât" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • EDİT

  • İbn-i Sina'nın Tarihsel Arka Planı

    • Meşşâiyye

  • Eserin İçeriği İşleyişi

    • Cisimlerin Hakikati: Kavramlar, önermeler, kıyas ve burhan konuları.

    • Yönler ve Yönlerin Birincil ve İkincil Cisimleri: Madde, suret, hareket, yön, zaman ve mekân meseleleri.

    • Yersel ve Göksel Nefsler: Varlık, zorunlu varlık (vâcibu’l-vücûd), imkân, sudûr teorisi.

    • Varlık ve İlletleri: Varlık, zorunlu varlık (vâcibu’l-vücûd), imkân, sudûr teorisi.

    • Ahlâk: Nefsin arınması ve faziletli hayat.

    • Tasavvufî İşârâtlar: Ariflere, evliyalara dair anlatılar ve sembolik uyarılar.

  • Toplumsal ve Kültürel Rol

  • Sonuç

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor