Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Tasarımın araştırma olup olmadığı sorusu, özellikle mimarlık alanında uzun süredir tartışılan ancak hâlâ net bir uzlaşıya kavuşmamış bir meseledir. Tasarım sürecinin doğası gereği araştırma içerdiği sıklıkla dile getirilse de, bu iki alanın birbirine eşitlenmesi önemli kavramsal sorunlar doğurmaktadır. Bouma’nın “Research as a Way of Knowing” ve Groat & Wang’ın “Does Design Equal Research?” başlıklı çalışmaları, bu tartışmayı yeniden düşünmek için güçlü bir zemin sunar.
Araştırma, Bouma’nın ortaya koyduğu üzere, yalnızca bilgi toplama faaliyeti değil, disiplinli bir bilme biçimidir. Bu tanım, araştırmayı araçsal bir süreçten çıkararak epistemolojik bir konuma yerleştirir. Bu noktada temel mesele şudur: Eğer araştırma bir “bilme biçimi” ise, tasarım bu tanımın neresinde durmaktadır?
Yaygın bir eğilim, tasarım sürecini doğrudan araştırma olarak tanımlamaktır. Tasarım sürecinde yapılan analizler, denemeler ve iterasyonlar bu görüşü destekler niteliktedir. Ancak bu yaklaşım, tasarımın özgün doğasını göz ardı etme riskini taşır. Araştırma, doğası gereği sistematik, analitik ve gerekçelendirilebilir bilgi üretimine dayanırken, tasarım çoğu zaman sezgi, öngörü ve henüz var olmayanı kurma pratiği üzerinden ilerler.
Bu noktada daha radikal bir soru ortaya çıkar:
Tasarımı araştırma olarak adlandırmak, tasarımı güçlendirir mi yoksa onu sınırlar mı?
Groat ve Wang【1】’ın da işaret ettiği gibi, tasarım ve araştırma arasında bir örtüşme alanı bulunmakla birlikte, bu iki pratiği özdeşleştirmek indirgemeci bir yaklaşımdır. Tasarım, yalnızca problem çözen değil, aynı zamanda problem kuran bir eylemdir. Araştırma ise çoğunlukla tanımlı bir problem üzerinden ilerler. Bu ayrım, iki alan arasındaki temel gerilimi oluşturur.
Bununla birlikte, tasarımın araştırmadan tamamen bağımsız olduğu iddiası da sürdürülebilir değildir. Tasarım sürecinde alınan kararlar, yapılan karşılaştırmalar ve geliştirilen alternatifler araştırma pratikleriyle doğrudan ilişkilidir. Ancak bu ilişki, tasarımın araştırmaya indirgenmesini değil, iki alanın farklı mantıklarla işlediğinin kabul edilmesini gerektirir.
Dolayısıyla asıl mesele, tasarımın araştırma olup olmadığı değil; bu iki pratiğin nasıl birlikte düşünülebileceğidir. Araştırma, neyin ve neden yapıldığını sorgularken, tasarım, henüz var olmayanın nasıl mümkün olabileceğini ortaya koyar. Bu anlamda tasarım, araştırmanın ürettiği bilgiyi uygulayan bir alan değil; onunla paralel ilerleyen, kimi zaman onu zorlayan ve genişleten bir düşünme biçimidir.
Sonuç olarak, tasarım ve araştırmayı eşitlemek yerine aralarındaki farkı koruyarak birlikte düşünmek daha üretken bir yaklaşım sunar. Çünkü tam da bu fark, yeni bilgi üretiminin ve yaratıcı düşüncenin ortaya çıktığı alanı oluşturur.
Belki de sorulması gereken asıl soru şudur:
Araştırmayı tasarım kadar yaratıcı düşünebilir miyiz?
Bouma, Gary D., and G. B. J. Atkinson. A Handbook of Social Science Research: A Comprehensive and Practical Guide for Students. Oxford: Oxford University Press, 1995.
Groat, Linda, and David Wang. Architectural Research Methods. 2nd ed. Hoboken, NJ: Wiley, 2013.
[1]
Linda Groat and David Wang, Architectural Research Methods, 2nd ed. (Hoboken, NJ: Wiley, 2013), 21.
Araştırma: Bir Yöntem mi, Bir Bilme Biçimi mi?
Tasarımı Araştırma Olarak Görmek: Güçlendirici mi, İndirgemeci mi?
Tasarım ve Araştırma Arasındaki Gerilim
Sonuç: Ayrım mı, Birliktelik mi?