Bu madde henüz onaylanmamıştır.
"Ne Türkiye'de ne de dünyada kadın olmak kolay değil." Bu söz, maalesef ki içinde bulunduğumuz coğrafyanın en acı gerçeklerinden birini özetliyor. Kadın olmak, birey olarak görülmemek, ikinci sınıf insan muamelesi görmek ve bunun en vahimi olan şiddete maruz kalmak demek çoğu zaman.
Bu yazıda, ülkemizde kadın olmanın en büyük sorunlarından biri olan şiddet olgusunu, çarpıcı rakamlar eşliğinde ve bir insan hakları ihlali perspektifinden ele alacağım.
Kadına yönelik şiddet ne yazık ki en yakınımızdan, en güvenli sandığımız yerden başlıyor. Babanın ya da ağabeyin baskısıyla eğitim hakkı elinden alınan, erken yaşta ve genellikle zorla evlendirilen kız çocukları, en temel hakkı olan özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor. Bu evlilikler ise çoğu zaman şiddetin başka bir boyut kazanarak devam ettiği yeni bir hapishanenin kapılarını aralıyor.
Şiddet, sadece fiziksel değil; aynı zamanda psikolojik, ekonomik ve cinsel boyutlarıyla kadınların hayatının her alanına sinsice nüfuz etmiş durumda. Ne yazık ki bu tablo küçük mahallelerden büyük metropollere kadar ülkemizin her köşesinde benzer bir acıyı işaret ediyor. Maalesef ki kadın cinayetleri, bu şiddet zincirinin en korkunç halkası olarak her gün karşımıza çıkıyor.
Bu sorunun vahametini anlamak için somut verilere bakmak gerekiyor. Paylaştığım kaynağın verdiği bilgiler gerçekten düşündürücü:
Bu rakamlar, sadece istatistik değil; arkasında birer hayat, birer umut, birer birey olan kadınların ve çocukların hikayesidir.
Unutmamalıyız ki kadına yönelik şiddet, sadece bir "kadın sorunu" değil, evrensel bir insan hakları ihlalidir. Bu ihlal, beraberinde birçok temel hakkı da gaspediyor:
Ve daha niceleri... Dolayısıyla, sokakta, iş yerinde, okulda veya en mahrem alan olan evde yaşanan şiddet, aslında bir kadının tüm bu haklardan mahrum bırakılması anlamına geliyor.
Tüm bu gerçekler ışığında, söylenecek en önemli şey şu ki: Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin durması için sadece devlet yetkililerinin veya sivil toplum kuruluşlarının çabaları yeterli değil. Bu, toplumun her bir ferdinin sorumluluğu. Şiddeti normalleştiren dile, tutuma ve davranışlara karşı sessiz kalmamak, gördüğümüz her türlü şiddeti yetkili mercilere bildirmek ve kadınların yanında olduğumuzu hissettirmek, bu mücadelenin en önemli parçaları.
Bu yazıyı, şiddete uğrayan tüm kadınları saygıyla anarak ve daha adil, eşit ve şiddetsiz bir dünya umuduyla bitiriyorum.
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS). “TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK!” Erişim Tarihi:25 Nisan 2026. https://www.teis.org.tr/post/t%25C3%25BCrki%25CC%2587ye-de-kadin-olmak
Evde Başlayan Bir Kâbus: Şiddetin Yaygınlığı
Çarpıcı Rakamlar: 2018 Yılının İlk İki Ayı
Bir İnsan Hakları İhlali Olarak Şiddet
Sorumluluk Hepimizin
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.