badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Blog
Blog
Avatar
YazarAli Yasir Çıraklı29 Aralık 2025 21:35

Tasarım İşi Programı – Bir Değerlendirme

Alıntıla

EDİT


27 Aralık 2025 tarihinde Küme Vakfı’nın Haliç Üniversitesi’nde düzenlediği Tasarım İşi programına katıldım. Tasarım dünyasını yakından takip eden, sürekli öğrenmeye ve farklı disiplinlerden beslenmeye çalışan bir tasarımcı olarak, duyurusunu gördüğüm andan itibaren merakla beklediğim bir programdı.


Bu merakın arkasında aslında tasarım dünyasında uzun süredir hissettiğim bir boşluk vardı. Sektöre baktığımda genelde iki ayrı yaklaşımla karşılaşıyorum: Bir tarafta tasarımı daha çok bir ayrışma, elitlik ve değer dünyamızdan kopuk bir form olarak ele alan bir çizgi; diğer tarafta ise sanata dair anlatıları eski kalıplara sıkışmış, geleneksel alanların dışına çıkıp yeni bir söz söylemekte zorlanan bir yaklaşım var. Oysa bu değer dünyasından gelip tasarıma dair güçlü ve özgün bir dil kurabilmiş örneklerimiz var. Ancak bu vizyonun günümüz tasarım pratiğine yeterince taşınamadığını uzun süredir hissediyorum.


İşte bu yüzden Küme Vakfı’nın bu boşluğu fark edip buna dair bir adım atması benim için baştan itibaren kıymetliydi.


Sabah 10:00’da başlayan ve akşam 18:30’a kadar aralıklarla devam eden program iki salonda ilerledi. Birinci salonda ana konuşmalar, ikinci salonda ise sektördeki marka temsilcilerinin tasarım üzerine sunumları vardı. Ben gün boyunca birinci salondaki programı takip ettim; bu nedenle değerlendirmem sadece bu kısım üzerinden olacak. Diğer salonla ilgili bir yorum yapmayacağım.


Organizasyonun mottosu “Her şey tasarım”dı. Web sitelerinde de programın; zaman, mekân ve akış tasarımı başlıkları üzerinden insanın gündelik yaşam pratiklerini ele alacağı açıkça belirtiliyordu. Açıkçası bu çerçeve beni fazlasıyla heyecanlandırdı. Çünkü bu başlıklar, tasarımı yalnızca bir üretim değil, bir düşünme biçimi olarak ele alma iddiası taşıyordu. Ancak günün sonunda şunu söylemeliyim: Bu iddia benim açımdan tam anlamıyla doldurulamadı.


Konuşmacıları beğenmemek ya da emeği küçümsemek gibi bir niyetim yok. Aksine, bazı başlıklar çok iyi seçilmişti. Fakat bu başlıkların bir kısmı yeterince derinleştirilemedi. Bazı konuşmacılar ise hem çalışmalarıyla hem de düşünce dünyalarıyla dinlemekten keyif aldığım isimler olmasına rağmen, ele aldıkları konuların programın genel çerçevesiyle çok örtüşmediğini düşünüyorum. Konuşma sırasında “tasarım” kelimesi geçiyor olsa da, mesele çoğu zaman tasarımın kendisi olmuyordu.


Bu anlamda, Sn. Hümanur Bağlı’nın “Tasarım Okuryazarlığı” ve Sn. Bager Akbay’ın “Sanat ve Tasarım Arasındaki Fark” başlıklı konuşmaları benim için programın iddiasını en çok karşılayan içeriklerdi. Küme Vakfı da muhtemelen bu içeriğin gücünün farkındaydı ki bu iki ismi açılış ve kapanışa yerleştirmişti. Ayrıca bu vesileyle Sn. Önder Küçükerman’ı dinlemek ve tanımak benim için ayrı bir kazanım oldu.


Kendi adıma; tasarım felsefesi, tasarım psikolojisi, iletişim-markalaşma, hikâye anlatıcılığı, yaratıcılık ve mimari gibi başlıklarda daha derinlikli konuşmalar dinlemeyi isterdim. Ama kabul etmek gerekir ki burası zaten uzun süredir boşluk olan bir alan. İlk kez yapılan bir organizasyon için beklentiyi bu kadar yukarıda tutmak belki de haksızlıktır.


İçerik dengesindeki eksikliklere rağmen, organizasyonun fiziksel tasarımı başarılıydı. Afişlerden sahne görsellerine, fuaye alanındaki atmosferden genel görsel dile kadar her şey profesyonelce ve başarılı bir şekilde kurgulanmıştı. Bir tasarımcı olarak bu estetik bütünlükten keyif aldığımı söylemeliyim.


Programın sonunda, organizasyon sahipleri Sn. Sümeyye Hanım ve Sn. Selçuk Bey sahneye çıktı. Konuşmaları; özgünlük, kendi değerlerinden yola çıkmak ve taklitçilik yerine farklı bir yol açmak üzerineydi. Anlattıklarından, benim de uzun süredir dert edindiğim meselelerle benzer kaygılar taşıdıklarını hissettim. Bu anlamda attıkları adımı değerli buluyorum.


Yine de orada soramadığım bir soruyu buraya not düşmek isterim. Selçuk Bey’in konuşmasında bahsettiği “özgünlük” vurgusu, savunma sanayi dışındaki dijital girişimlerine baktığımızda nerede duruyor? Küre Ansiklopedi’yi, müellifi belli olması, kimlik doğrulaması ve editoryal yaklaşımı nedeniyle klasik bir yerli Wikipedia denemesinin ötesine koymak mümkün. Ancak nihayetinde bu, var olan küresel bir modeli geliştirme iddiasına dayanıyor. Benzer bir durum yapay zekâ ve sosyal platform girişimleri için de geçerli. Büyük dil modellerinin (LLM) “insani yapay zekâ” hedefi açısından teknik bir sınıra dayandığı bir süredir tartışılıyor. Bu nedenle bugün, LLM’leri merkeze alan yaklaşımları terk edip farklı yöntemlere yönelmenin gerekliliği konuşuluyorken bir yapay zekâ girişimi olarak doğrudan LLM geliştirmeyi merkezine almak, ne kadar ileriye dönük ve ne kadar ayırt edici bir strateji sunuyor, bunu merak ediyorum.


Hepsi emek verilmiş çalışmalar; maksadım küçümsemek değil. Ancak mevcut sistemleri iyileştirmenin ötesinde, yeni bir paradigma, yeni bir kullanım pratiği ve güçlü bir gelecek vaadi ortaya koyup koymadıkları sorusu, benim için açıkta kalıyor. Bu sorgulamaları, 'Tasarım İşi'nin başarısından tamamen bağımsız birer merak konusu olarak burada bırakıyorum; amacım organizasyonun genelindeki emeği gölgelemek değil.


Küme Vakfı’na bu yolu açtıkları için tekrar teşekkür ediyorum. Niyetin kendisini önemsiyorum. Devamının gelmesi dileğiyle.

Blog İşlemleri

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor