Alıntıla
kure star outline

Sadabad Paktı

İmza Tarihi

8 Temmuz 1937

İmza Yeri

Sadabad Sarayı (Tahran, İran)

Yürürlüğe Giriş Tarihi

25 Haziran 1938

TBMM Onay Tarihi

14 Ocak 1938

Kurucu/Katılımcı Devletler

Türkiye, İran, Irak, Afganistan

Toplam Nüfus Etki Alanı

~60 Milyon

Temel Niteliği

Bölgesel dostluk, danışma ve saldırmazlık paktı

Paktın Ana Amaçları

Sınır güvenliğini kolektif olarak sağlama

Bölgesel iş birliğini güçlendirme

Milletler Cemiyeti prensiplerine bağlılık

Fiilen Sona Erme Sebebi/Yılı

1941 yılında üye ülkelerden İran'ın, İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından askeri işgale uğraması

Sadabad Paktı, 8 Temmuz 1937 tarihinde İran'ın başkenti Tahran'da bulunan Sadabad Sarayı'nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan bölgesel bir dostluk, güvenlik ve saldırmazlık ittifakıdır.【1】


Niteliği itibarıyla askeri bir savunma ittifakı veya ortak bir askeri blok olmaktan ziyade; tarafların karşılıklı olarak sınır güvenliğini korumayı, birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, ortak çıkarları ilgilendiren meselelerde danışmayı ve birbirlerine karşı saldırmazlığı taahhüt ettikleri siyasi bir antlaşmadır. Pakt, modern Ortadoğu tarihinde bölge devletlerinin dış güçlerden bağımsız olarak, kendi inisiyatifleriyle bir araya gelerek kurdukları ilk bölgesel güvenlik ve iş birliği örgütlenmesi olma özelliğini taşımaktadır.

Tarihsel Arka Plan ve Pakta Giden Süreç

Sadabad Paktı’na giden süreç, iki dünya savaşı arası dönemde uluslararası sistemde yaşanan istikrarsızlıklar ve güç dengelerindeki değişimlerle şekillenmiştir. 1930’ların ortalarından itibaren Almanya ve İtalya’nın mevcut uluslararası statükoyu değiştirmeye yönelik revizyonist ve yayılmacı politikaları, bölgesel güvenlik arayışlarını hızlandırmıştır. Özellikle İtalya lideri Mussolini’nin 19 Mart 1934 tarihinde Faşist Kongre’de yaptığı konuşmada, İtalya’nın tarihsel çıkarlarının Asya ve Afrika’da olduğunu ilan etmesi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde güvenlik endişesi yaratmıştır.【2】 Bu süreçte İtalya’nın Ege Denizi’ndeki adalarda askeri hazırlıklara girişmesi ve 3 Ekim 1935 tarihinde Etiyopya’yı (Habeşistan) işgal etmesi, bölge devletlerini kolektif bir barış ve güvenlik çemberi oluşturmaya sevk etmiştir.【3】 Eş zamanlı olarak Almanya’nın hızla silahlanması, 1936 yılında Ren bölgesine asker sokması, Avusturya ve Çekoslovakya üzerindeki politikaları dünya genelinde savaş riskini artırmıştır.【4】 Bu askeri hareketlilikler karşısında İngiltere de Ortadoğu’daki statükoyu korumak ve İtalyan-Alman nüfuzunu sınırlandırmak adına statükocu bölge devletlerinin kendi aralarında bir pakt kurma fikrini arka planda diplomatik olarak desteklemeye başlamıştır.【5】 Ayrıca 1930'larda Ortadoğu'nun Sovyetler Birliği ile İngiltere arasında bir rekabet alanı haline gelmesi, büyük güçlerin müdahalelerinden çekinen bölge devletlerini ortak bir zemin aramaya yöneltmiştir.

Kurucu Devletlerin İç Politik Yapıları ve Katılım Gerekçeleri

Türkiye'nin Güvenlik ve Bölgesel Yaklaşımı

1930’lu yılların ikinci yarısında Türkiye, ulusal kurtuluş mücadelesinin ardından kurulan istikrarlı bir iç politik yapıya ve yerleşik bir rejim meşruiyetine sahipti. Bu durumun getirdiği siyasi özgüvenle Türkiye, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda uluslararası ve bölgesel alanda aktif, barışçıl ve inisiyatif alan bir dış politika yürütmüştür.

Türkiye'nin pakta katılım gerekçeleri ve bölgesel yaklaşımı şu esaslara dayanmaktadır:

  • Sınır Güvenliği ve Savunma Kuşağı: Batı sınırlarını 1934 yılında kurulan Balkan Antantı ile güvenceye alan Türkiye, doğu komşularıyla da benzer bir kolektif güvenlik mekanizması oluşturarak sınırları etrafında tam bir güvenlik çemberi tesis etmeyi amaçlamıştır.
  • Bölgesel Arabuluculuk ve İş Birliği: Bölge ülkeleriyle ikili sorunlarını çözmüş ve güven telkin eden bir konuma gelmiş olan Türkiye; İran, Irak ve Afganistan'ın kendi aralarındaki sınır ihtilaflarında teknik ve hukuki arabuluculuk üstlenerek bölgede istikrarı sağlamayı hedeflemiştir.
  • Model Oluşturma ve Prestij: Sahip olduğu idari, ekonomik ve toplumsal kalkınma hamleleriyle dönemin Ortadoğu devletleri tarafından bir model olarak algılanan Türkiye, bu pakt vasıtasıyla anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ve bir arada yaşama gibi temel değerleri bölgeye yaymayı, uluslararası prestijini ve ağırlığını artırmayı gaye edinmiştir.

Irak'ın İç Siyasi Dengeleri ve Dış Politika Arayışı

Irak’ın pakta katılım süreci, 1930 tarihli İngiltere-Irak Antlaşması’nın getirdiği kısıtlı bağımsızlık koşulları ve iç siyasetteki askeri-siyasi gelişmeler ekseninde şekillenmiştir. 1932 yılında Milletler Cemiyeti mandasının resmen sona ermesine rağmen İngiltere'nin ülkede askeri üs bulundurmaya devam etmesi ve dış politikada danışma zorunluluğu getirmesi, Irak içindeki milliyetçi muhalefetin tepkisine yol açmıştır.

Irak’ın iç siyasi yapısı ve dış politika arayışı şu gerekçelere dayanmaktadır:

  • Meşruiyet ve Denge Arayışı: Dönemin Başbakanı Nuri el-Said ve Kral Faysal yönetimi, kısıtlı bağımsızlık protokollerine karşı yükselen milliyetçi muhalefeti yatıştırmak ve İngiltere karşısındaki prestijini artırmak amacıyla Türkiye ve İran ile diplomatik ilişkileri geliştirme stratejisi izlemiştir.
  • Pan-Arap ve Bölgesel Söylem İkilemi: Irak iç siyasetinde Haşimi hanedanı önderliğinde bir Arap birliği kurmayı hedefleyen Pan-Arap söylem ile sosyo-ekonomik gelişmeye ve komşularla iyi ilişkilere odaklanan yerel milliyetçi söylem arasında çatışma yaşanmıştır.【6】 1936 yılında Suudi Arabistan, Irak ve Yemen arasında kurulan "Arap Antantı", ülkedeki Pan-Arap eğilimlerin bir göstergesi olmuştur.
  • 1936 Askeri Darbesi ve Eksen Değişimi: 1936 yılının Ekim ayında Bekir Sıtkı ve Hikmet Süleyman önderliğinde gerçekleştirilen askeri darbe ile Pan-Arap çizgideki hükümet devrilmiştir.【7】 Yeni kurulan milliyetçi Hikmet Süleyman rejimi, dış politikada önceliği komşu ülkelerle iyi geçinmeye, Türkiye ve İran'ın modernleşme modellerini takip etmeye vermiş ve bu doğrultuda paktın kurucu üyelerinden biri olmuştur.
  • Sınır Güvencesi: Irak yönetimi, bu ittifak vasıtasıyla kuzey ve doğu sınırlarını güvence altına almayı, sınır bölgelerindeki aşiret hareketliliklerini kontrol etmeyi ve dış tehdit algılarını hafifletmeyi amaçlamıştır.

İran'ın Bağımsız Dış Politika ve Kalkınma Hedefleri

İran’ın pakta katılım süreci, 1925 yılında Pehlevi Hanedanlığı'nı kurarak şah olan Rıza Han dönemindeki merkezi otoriteyi güçlendirme ve dış nüfuzlardan uzaklaşma politikaları doğrultusunda gerçekleşmiştir.

İran’ın iç politik yapısı, kalkınma hedefleri ve katılım gerekçeleri şu esaslara dayanmaktadır:

  • İç Meşruiyet ve Kurumsal Dengeler: Rıza Şah, meşruiyetini ordu ve bürokrasiye dayandırarak milliyetçilik üzerinden bir ulus-devlet inşası yürütmüştür. Ülkedeki güçlü ve geleneksel yapıya sahip Şii ulema ile yaşanan toplumsal ve sekülerleşme temelli çatışmalar karşısında Şah, dışarıda komşularıyla ilişkilerini geliştirerek ve uluslararası sisteme dahil olarak yönetiminin meşruiyetini ve tanınırlığını artırma yolunu seçmiştir.
  • Bağımsız Dış Politika Arayışı: İran dış politikasının temel amaçlarından biri, ülkede tarihsel olarak varlık gösteren İngiltere ve Sovyetler Birliği güdümünden tamamen çıkmaktır.【8】 Bu doğrultuda, iki büyük gücün yarattığı siyasi baskıyı dengelemek amacıyla komşu devletlerle iyi geçinme ve bölgesel ittifaklar kurma stratejisi izlenmiştir.
  • Ekonomik Çıkarlar ve Yeni Ulaşım Yolları: İran, Kuzey İran ekonomisinin Sovyet Rusya’ya olan ticari bağımlılığını azaltmayı hedeflemiştir. Bu bağımlılığı kırmak adına Türk limanlarını kullanarak Batı pazarlarına açılma ve yeni ulaşım/ticaret güzergâhları elde etme gayesi pakta katılımda ekonomik bir gerekçe oluşturmuştur.
  • Sınır Güvenliği ve İstikrar: Doğu ve batı sınırlarındaki uyuşmazlıkları Türkiye'nin arabuluculuğu ve hakemliği ile çözen İran, kurulan bu pakt vasıtasıyla sınır güvenliğini kesin olarak tescillemeyi ve iç reformlarına odaklanabilmek için istikrarlı bir dış çevre yaratmayı amaçlamıştır.

Afganistan'ın Rejim İstikrarı ve Uluslararası Tanınırlık Süreci

Afganistan’ın pakta katılım süreci, 19. yüzyıldan itibaren Orta Asya'da yaşanan İngiliz-Rus rekabetinin yarattığı diplomatik baskılar ve ülke içindeki rejim değişikliklerinin getirdiği istikrar arayışı ekseninde şekillenmiştir. 1919 yılında Amanullah Han önderliğinde kazanılan bağımsızlığın ardından, ülke içinde Batı tarzı modernleşme hamleleri başlatılmış; ancak bu reformların toplumsal yapılarda yol açtığı tepkiler sonucunda 1929 yılında bir darbe yaşanmıştır.【9】

Afganistan’ın iç politik yapısı, rejim istikrarı ve katılım gerekçeleri şu hususlara dayanmaktadır:

  • İç Tehditlerin Dengelenmesi ve Meşruiyet: Darbe sürecinin ardından 1929 yılında Nadir Şah, 1933 yılında ise suikast sonucu öldürülmesinin ardından oğlu Zahir Şah tahta çıkmıştır. İktidarı yeni elde eden bu idari kadrolar, iç muhalefeti ve siyasi istikrarsızlıkları dengeleyebilmek adına dışarıda komşularıyla iyi ilişkiler kurma ve uluslararası tanınırlıklarını artırma politikası izlemiştir.
  • Büyük Güçlerin Rekabetini Dengeleme: İngiltere ve Sovyetler Birliği'nin ülke üzerindeki tarihsel nüfuz mücadelelerine karşı şüpheyle yaklaşan Afgan yönetimi, bölge dışı büyük güçlerin müdahalelerini sınırlandırmak amacıyla Türkiye ve İran ile güçlü diplomatik bağlar kurmayı hedeflemiştir.
  • Artan Alman Nüfuzunu Sınırlama: 1930'ların ikinci yarısından itibaren ülkede artış gösteren Alman finansal sermayesi ve silah akışı, Zahir Şah yönetiminde yeni bir dış bağımlılık endişesi yaratmıştır. Bu doğrultuda, ülke içindeki Alman nüfuzunu dengelemek amacıyla bölgesel iş birliği kanalları aranmıştır.
  • Uluslararası Entegrasyon ve Sınırların Tescili: 1934 yılında Milletler Cemiyeti'ne üye olan Afganistan, İran ile yaşadığı sınır uyuşmazlıklarını 1935 yılında Türkiye'nin hakemliğiyle çözüme kavuşturmuştur. Bölgesel bir güvenlik ittifakı olan Sadabad Paktı'na kurucu üye olarak katılmak, ülkenin dış güvenliğini sağlamlaştırma ve uluslararası tanınırlık sürecini tamamlama adımı olarak görülmüştür.

Paktın Yapısı, Maddeleri ve Hukuki İçeriği

Sadabad Paktı, hukuki çerçevesi itibarıyla Milletler Cemiyeti Paktı’na ve 27 Ağustos 1928 tarihli Kellog-Briand Paktı’na bağlı kalınarak hazırlanmış, toplam 10 maddeden müteşekkil bir bölgesel güvenlik ve dostluk antlaşmasıdır. Antlaşma metninin getirdiği temel yükümlülükler, danışma mekanizmaları ve saldırmazlık esasları şu hukuki maddelere dayanmaktadır:

  • İçişlerine Karışmama İlkesi: Paktın birinci maddesi, bağıtlı devletlerin birbirlerinin içişlerine kesinlikle karışmamasını ve karşılıklı egemenlik haklarına saygı gösterilmesini hukuki bir yükümlülük haline getirmiştir.
  • Sınırların Dokunulmazlığı: İkinci madde uyarınca taraflar, ortak sınırların dokunulmazlığına saygı göstermeyi taahhüt etmişlerdir.
  • Danışma ve Ortak Hareket Mekanizması: Üçüncü madde, bağıtlı tarafların ortak çıkarlarını ilgilendiren uluslararası nitelikteki her türlü uyuşmazlıkta birbirlerine danışmalarını ve ortak bir zemin aramalarını öngören bir diplomatik mekanizma kurmuştur.
  • Saldırmazlık Taahhüdü: Dördüncü madde kapsamında taraflar, kendi başlarına veya bir başka devletin desteğini alarak diğer bağıtlı devletlere doğrudan saldırmamayı ve saldırı amacı güden hiçbir siyasal kombinezona veya ittifaka katılmamayı taahhüt etmişlerdir.
  • Güvenlik ve İttifaktan Çıkarma Protokolü: Paktın altıncı maddesi doğrudan güvenlik ve yaptırım unsuru taşımaktadır. Bu maddeye göre, pakta taraf olan devletlerden biri üçüncü bir devlete karşı saldırgan bir eylemde bulunursa, ittifakın diğer üyeleri bir ön bildirimde bulunmaksızın bu antlaşmayı saldıran tarafa yönelik olarak feshetme ve iptal etme hakkına sahip kılınmıştır.

Hukuki içeriği genel olarak değerlendirildiğinde Sadabad Paktı, ortak bir askeri komuta zinciri veya zorunlu askeri müdahale yükümlülüğü getiren bir savunma blokundan ziyade; bölgesel statükonun korunmasını, iyi komşuluk ilişkilerini ve hukuki/diplomatik yollarla uyuşmazlıkların çözümünü esas alan bir saldırmazlık paktı yapısındadır.

Uluslararası Kamuoyunun Yaklaşımı

Sadabad Paktı’nın kurulması ve imzalanması, dönemin küresel aktörleri ile uluslararası basın organları tarafından farklı siyasi ve stratejik açılardan değerlendirilmiştir.

Büyük güçlerin pakt karşısındaki tutumu ve uluslararası kamuoyunun yaklaşımı şu şekildedir:

  • İngiltere’nin Yaklaşımı: İngiltere, 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye'den gelen ilk Ortadoğu paktı tekliflerini, Milletler Cemiyeti yasaları ve Kellog-Briand Paktı'nın varlığını gerekçe göstererek ihtiyaç dışı bulmuş ve reddetmiştir. Ancak Almanya ve İtalya'nın revizyonist politikaları sonrasında statükoyu koruma arayışına giren İngiliz diplomasisi tutum değiştirmiştir. Doğrudan paktın içinde yer almamakla birlikte, bölgedeki İtalyan etkisini azaltmak ve Sovyet nüfuzunu sınırlamak amacıyla paktın kurulmasını arka planda desteklemiş ve teşvik etmiştir.
  • Sovyetler Birliği’nin Yaklaşımı: Sovyetler Birliği, Türkiye'nin İngiltere ile yakınlaşmasından ve İngiliz diplomasisinin pakt sürecindeki etkinliğinden rahatsızlık duymuştur. Paktın imzalanmasından bir gün önce Pravda gazetesinde çıkan makalede, İngiltere’nin bölgedeki küçük devletlerin kaygılarını kendi çıkarları için kullandığı ileri sürülmüştür.【10】 Moskova'yı sakinleştirmek amacıyla dönemin Türk heyeti Moskova'ya diplomatik bir ziyarette bulunarak paktın Sovyetler Birliği'ne karşı kurulmadığı güvencesini vermiştir.
  • Avrupa ve Batı Basınının Değerlendirmeleri: Fransız basını paktı olumlu karşılamış ve gelişmeyi Türkiye'nin Batı blokuna yaklaşmasının bir işareti olarak yorumlamıştır. ABD basını paktı barışçıl bir olgu olarak nitelendirirken, Polonya basını paktın Türk diplomasisinin bir başarısı olduğunu ve Türkiye'nin doğu sınırlarını emniyete aldığını yazmıştır.【11】 İngiltere'de yayımlanan Great Britain and East ile Belgrad’da yayımlanan Samouprava gibi gazeteler ise Türkiye'nin reformları ve barışçıl misyonuyla komşu Doğu devletlerine önderlik ettiğini vurgulamıştır.
  • Revizyonist Devletlerin Basın Politikası: İtalyan ve Alman basın organları, parafe edilen antlaşmayı İngiltere aleyhine bir yapı olarak göstermeye yönelik yayınlar yapmıştır.
  • Arap Dünyası ve Bölge Kamuoyu: Paktı imzalayan devletlerden Irak basını bu gelişmeyi sadece gündelik bir haber olarak vermekle yetinip övmekten kaçınırken; paktın dışında kalan Mısır basını olaya büyük ilgi göstermiştir. Mısır basını, 60 milyon nüfusa sahip dört devletin bir araya gelmesini olumlu karşılamış ve bu paktın Arap devletlerinin kendi aralarında birleşmesi için bir örnek teşkil edebileceğini belirtmiştir.【12】

Paktın Yürürlüğe Girişi, İşleyişi ve Tarihsel Akıbeti

Sadabad Paktı’nın imza sürecinin tamamlanmasının ardından hukuki onaylama ve yürürlük aşamalarına geçilmiştir. Paktın onaylanması ve sonrasındaki kronolojik süreç şu gelişmelerle belirlenmiştir:

  • Onay Süreçleri ve Yürürlük: Pakt, 14 Ocak 1938 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından resmen onaylanmıştır. Diğer katılımcı devletlerin de kendi iç hukuki onay süreçlerini tamamlamasının ardından antlaşma, 25 Haziran 1938 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir.【13】
  • İkinci Dünya Savaşı Dönemindeki Durumu: Paktın işleyişi, yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra patlak veren İkinci Dünya Savaşı ile doğrudan kesintiye uğramıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte pakt bünyesinde ortak veya etkili bir güvenlik mekanizması işletilememiştir.
  • İşlevini Kaybetmesi ve Siyasi Akıbet: Paktın kurucu üyelerinin iç siyasetlerinde yaşanan istikrarsızlıklar ve dış müdahaleler paktın fiilen sonunu hazırlamıştır. Irak'ta darbe yönetiminin ardından kurulan Hikmet Süleyman hükümeti, paktın imzalanmasından kısa süre sonra istifaya zorlanmıştır. 1941 yılına gelindiğinde ise paktın en büyük güvenlik endişelerinden biri gerçekleşmiş; İran toprakları kuzeyden Sovyetler Birliği, güneyden ise İngiltere tarafından askeri işgale uğramıştır.【14】


Büyük güçlerin askeri müdahaleleri ve işgalleri neticesinde Sadabad Paktı, kağıt üzerinde varlığını sürdürse de işlevini ve operasyonel gücünü tamamen kaybetmiş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise işleyen bir mekanizma olmaktan çıkarak tümüyle unutulmuştur. Bununla birlikte pakt, bölge devletlerinin sonraki dönemlerde oluşturacakları Bağdat Paktı gibi bölgesel iş birliği girişimlerine tarihsel bir örnek teşkil etmiştir.

Kaynakça

Aydın, İmren ve Hikmet Zeki Kapcı. "II. Dünya Savaşı'na Giriş Sürecinde Türkiye'nin Aldığı İç Politika Tedbirleri (1 Eylül 1939 - 18 Ocak 1940)." Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 32 (45). (Aralık 2018): 109-130. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/erusosbilder/article/447377.

Erdal, İbrahim. "Afganistan’ın Modernleşme Süreci ve Dış Politikasında Türkiye’nin Etkisi (1920-1973)." Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi 4 (8). (Temmuz 2022): 925-938. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://doi.org/10.53718/gttad.1118725.

Palabıyık, Mustafa Serdar. "Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme." Ortadoğu Etütleri 2 (3). (Temmuz 2010): 147-179. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/209569.

Tamahkar, Ali. "Modernite Çerçevesinde Türk-İran İlişkileri (1923-1936)." Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi 7 (14). (Haziran 2022): 1-10. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2309785.

Çelik, Mustafa Edip. "Türkiye'nin Sadabad Paktı Ekseninde Şekillenen Ortadoğu Politikası." History Studies 10 (8). (Kasım 2018): 93-108. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://www.historystudies.net/dergi/turkiyenin-sadabad-pakti-ekseninde-sekillenen-ortadogu-politikasi201811d7083f9.pdf.

Dipnotlar

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarMustafa Cem İnci2 Temmuz 2026 14:32

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Sadabad Paktı" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Tarihsel Arka Plan ve Pakta Giden Süreç

  • Kurucu Devletlerin İç Politik Yapıları ve Katılım Gerekçeleri

    • Türkiye'nin Güvenlik ve Bölgesel Yaklaşımı

    • Irak'ın İç Siyasi Dengeleri ve Dış Politika Arayışı

    • İran'ın Bağımsız Dış Politika ve Kalkınma Hedefleri

    • Afganistan'ın Rejim İstikrarı ve Uluslararası Tanınırlık Süreci

  • Paktın Yapısı, Maddeleri ve Hukuki İçeriği

  • Uluslararası Kamuoyunun Yaklaşımı

  • Paktın Yürürlüğe Girişi, İşleyişi ve Tarihsel Akıbeti

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.