badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Blog
Blog
Avatar
Yazarzeynep kayseri uzun20 Nisan 2026 07:48

KÖRLER ÜLKESİNDE İNFAZ: BİR KİTLE EYLEMİ OLARAK LİNÇ

Alıntıla

“Küçücük bir mermi, gökyüzünde uçma hayali kuruyordu.

Bam!

İşte uçmaya başladı! Göğe yükselmek muhteşem bir şey ama bir kere uçmaya başlayan öyle kolay kolay duramıyor.

Dur! Dur!

Duramıyor.”


Yukarıda alıntılanan “Uçan Mermi” adlı kitapta küçük bir mermi, hayatında ilk kez bir kuş gibi uçmayı, gökyüzünün mavisine karışmayı düşlerken tetiğe basıldığı andan kısa bir süre sonra kendini durduramadığını fark eder. Küçük mermi masmavi gökyüzünde özgürlük hayali kurarken tetiği çeken elin istediği tarafa doğru gitmek zorunda olduğunu anlar. Bir çocuğun balonuna, bir kazın kanadına ve en sonda da bir anne ve çocuğuna doğru uçmaktadır… Küçük merminin durmak için amansız bir mücadele vermesine rağmen duramayışı, Filistin sokaklarından, mahallerinden geçerken şehirdeki huzurun kayboluşu, yayılan korku ve dehşet atmosferi kitapta son derece realist bir şekilde anlatılır. Kitabın sonunda küçük mermi güçlükle de olsa anne ve çocuğunu ıskalayıp bir ağacın gövdesine çarpar. Küçük merminin namludan çıkan ilk hali ve ağaca çarparak durduğu son hali arasında bir hayli fark vardır. Yazar Bai Bing eserinde Filistin/Kudüs gerçekliğini bir mermi üzerinden harika bir şekilde betimler. Her ne kadar kitap somut, gerçek bir acının hikâyesini aktarsa da, bu öyküyü başladıktan sonra durdurulması imkânsızlaşan bir kitle hareketine benzetebiliriz. Kitle hareketlerinde çoğunlukla ilk başlatıcı bilinmez veya görünmezdir. Bu hikâyede de küçük mermiyi öldürmek üzere gönderen elin kim olduğu ve tetiği çekerken ki amacının ne olduğu bilinmemektedir.(tahmin etmesi güç değil.) Kitle hareketi başlarken insanlara genellikle büyük bir ideali vad eder veya haksızlığın bertaraf edilmesi gibi önemli bir misyonu yükler. Tıpkı küçük merminin siyah karanlık bir silahın içinden çıkıp özgürlüğüne kavuşma hayali gibi. Ancak işler hayallerdeki gibi gitmez ve geriye çaresizlik girdabında acıyla kıvranan bir küçük siluet kalır…

İnsanın eylemlerinden ve sonuçlarından sorumlu olmasının en önemli sebebi onun akıl sahibi olmasıdır. Akıl, herhangi bir konuda şuurlu hareket edebilmeyi sağlar. Şuur kelimesi sözlükte, insanın kendini bilmesi ve içinde yaşadığı zamandan ve mekândan haberdar olabilmesi melekesi, bilinç olarak tanımlanır. Bir şeyi tam manasıyla kavramak, bilincine varmak, şuuruna ermek yaşadığımız her olayı veya gördüklerimizi yorumlama kapasitemiz demektir. İnsan, gördükleri, okudukları, duydukları üzerinden çıkarımlar yapabilen tek varlıktır. 2010 yılında yayınlanan meşhur Walking Dead(yürüyen ölüler) dizisindeki tuhaf yaratıklar olan zombileri hatırlarsınız. Filmde kaynağı bilinmeyen, gizemli bir virüs salgını tüm dünyayı etkisi altına alır, ve bir kaos ortamı oluşur. Zombi denilen yaratıklar insanları ısırmaya çalışır ve ısırdıkları kişiler de onlar gibi olur. Küçük mermi hikayesindeki benzer bir durum burada da söz konusudur. Sebebi bilinmeyen bir virüs, sinsice yayılarak bir kaos ortamı oluşturur. Filmdeki yaratıkların muhakeme yetileri yoktur ve birilerinin üzerine şuursuzca yürürler. Bu bilinçsiz eylem, öngörülemez olduğundan ürkütücüdür ve aslında o yaratıkları ürpertici kılan tam da budur. Hepimiz delilerden biraz korkar veya çekiniriz. Onların akli melekeleri yerinde olmadığından davranışları tahmin edilemez ve bu durum bizi mütereddit kılar. Aklı başında olmak deyimi bu yüzden içimize güven ve emniyet duygusu verir. Akıllı insan muhakeme yetisine sahiptir. Bir anda kartopu gibi büyüyen toplumsal hareketlerde bu muhakeme yetisi kör olur ve öfkeli kalabalık şuursuzca zarar vermeye başlar. Eric Hoffer “Kesin İnançlılar” kitabında kitle hareketlerinin bir nevi anatomisini resmeder. Ona göre bu hareketlerin temelinde hayal kırıklığının bizzat kendisi, kışkırtıcı hiçbir dış etkiyi gerektirmeksizin yeterli olabilmektedir. Bu kişilerin ayrıca etkili bir saptırma tekniği kullandıkları da vâkidir. Bu da yok edici bir öfkenin kendisine uygun zemini bulmasını sağlar.

Hoffer’e göre bir kitle hareketinin başarılı olması için daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat kurması ve bütün taraftarlarını bu teşkilat içinde eriterek, teşkilatın ayrılmaz bir parçası haline getirebilecek güce sahip olması gerekmektedir. Kitle hareketlerinde bir insanı savaşmaya ve ölmeye hazır duruma getirme tekniği, o insanın kişiliğini bedeninden ayırmaktan ibarettir. Diğer bir ifadeyle onun kendi gerçek kişiliğine sahip olmasını önlemektir. Bu işlem, o kimsenin kapalı kolektif bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla; ona hayali bir kişilik tanımak yoluyla; şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılamak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırmak, onunla gerçek arasına bir perde (öğreti) germek, ihtiraslar enjekte ederek o kimse ile nefsi arasındaki dengeyi önlemek (aşırılaştırmak) yoluyla yapılabilir. Şüphesiz hak talebinde bulunma, bir suçluyu cezalandırma gibi kitle hareketleri elverişli sosyal ortamlarda neşvü nema bulur. Düzensizliğin, kargaşanın ve adaletsizliğin olduğu çorak beldeler bunun için adeta biçilmiş kaftandır.

Allah’ın varlığının en büyük delillerinden biri kuşkusuz insanların içine serpiştirdiği adaletidir. İçimizdeki adalet duygusu sayesinde davranış ve hükümde doğru olmaya ve hakka göre hüküm vermeye gayret ederiz. İnsanlardan müteşekkil devletler, ne kadar hassas bir teraziyle adaleti sağlarlarsa, insanların güvenini kazanarak toplumdaki düzeni sağlamış olurlar. Adaletin sağlanamadığı toplumlarda başıboşluk, teşmil ve kaosun oluşması beklenir. Yargının, hükmün hakkaniyetle işlemediği yerlerde bireysel cezalandırıcıların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Zaman zaman hüküm verirken ölçüt olarak kendi menfaatini esas alan bireysel cezalandırıcıların kişisel adaletlerini tesis etmek amacıyla izanını kaybederek kör, sağır ve dilsiz bir şekilde büyük bir yanılgının içinde yer aldıklarına şahit oluruz. Bu eli baltalı yargıçların kin ve öfkeleri etrafa sıçrar ve kollektif bir şiddet biçimi olan linçe dönüşür. Linç, hiçbir adil yargılama olmadan insanları cezalandırma yöntemidir. Sağlıklı bir yargılama olmadığı gibi, bir ceza yöntemi olarak da öldürücüdür. Oysa ölümün bir cezalandırma yöntemi olup olmadığı tartışmalıdır. Linç eyleminde linç edilen kişinin ne yaptığı önemli değildir. Kişinin haklı ya da haksız olma durumu bir kişinin nefsine veya grubun menfaatine yöneliktir. Linç edilen, herhangi bir gerekçe ile bir önder-sözcü tarafından kışkırtılan kitlenin hedefi haline gelmiştir. Kışkırtmayla şuurunu kaybeden kalabalık, bu kitle içinde anonimleştiği için de yaptıklarının doğru veya yanlış olduğunu düşünmemektedir. Söz konusu kitlenin gerçekleştirdiği eylem toplumun bazı kesimlerince de adaletin yerini bulduğu gerekçesi ile meşrulaştırılmaktadır. Sonuçta kişilerin hukuk tarafından değil, kişiler tarafından cezalandırıldığı bir toplumsal yaşam alanı oluşmaktadır.


Bugün özellikle internet ve sanal medya aracılığıyla linç eylemi kendisine sürekli ve geniş bir alan bulabiliyor. İnsanlar tanınmazlık ve bilinmezlik kisvesi altında çeşitli kılıflara, kimliklere bürünerek planlanmış kötülüklerin yayılmasına sebep olabiliyor. Bazen ispatlanmamış, iyice araştırılmamış bir malumat yüzünden hâkim, savcı ve avukat kesilerek birbirini linç edebiliyor. Polonyalı sosyolog Zygmunt Bauman, yeni başlangıçlar ve çoklu deneyimler yoluyla kimlik değişimini alışkanlık haline getiren kişiler için internetin muazzam fırsatlar sunduğunu ileri sürüyor. Ona göre, siber uzayda yapılan anlık bağlantılar, fiziksel ya da toplumsal olarak offline dünyada tahammül edilemez kimlikler meydana getirdiği için siber uzamdaki bu kimlikler karnaval/şenlikli kimlikler şeklinde adlandırılmalıdır. Bu şenlikli kimlikleri ortaya çıkaran şey, bireylerin siber uzamda ortama, bağlama ve anlık iletişim kurduğu kitleye göre kendi kimliklerini evirip çevirebilmeleridir. İşte bu akışkan kimlikler, kişilere sınırsızlık duygusu ve sonsuz bir cesaret imkânı doğuruyor. Öyle ki, sağduyu ve merhametten yoksun bireyler de kendi gibi düşünen bireylerle bağlantılar kurarak gruplar oluşturup algı yönetimi yapabiliyor; infaz memurluğuna soyunabiliyor.

Adını bölgesini kendi kânununa göre suçlulardan temizleyen Virginialı hâkim William Lynch’in adından alan linç, gerçekleştikten sonra azgın kalabalık dağılmakta, linç edilen fiziksel veya ruhsal harap edilmekte, linçi gerçekleştirense kalben ve zihnen kirlenmektedir. Sonuç olarak emniyetsiz bir toplum oluşarak, insanlar mutsuzlaşmaktadır. Ölçünün hakkaniyet ve insaf olduğu, hükmün Allah’ın adaletine uygun, yetkili ve liyakat ehli akli selim kişilerce verildiği o emin belde için önce güzel ahlâkın bireylerin kalplerine yerleştirilmesi gerekmektedir. Ahlak, yaratılışa uygun olandır. “Utanmazsan dilediğini yap!” hadisi şerifince ahlâkın özü hayâ duygusudur. İnsanlar görmese de tanımasa da düşünerek hareket etmek, doğru olanı yapmak, vicdan sahibi olmaktır. Aksi halde haz ve hızın sürekli pompalandığı modern çağda düşünmeden hareket etmenin bedeli çok ağır oluyor ne yazık ki. Ruhumuza, aklımıza ve bedenimize durmayı, düşünmeyi ve muhakeme etmeyi öğretmeliyiz. Davranışlarımızı akıl, izan ve şuurla gerçekleştirmek için iki düşünüp bir hareket etmeliyiz. Ancak bunun için önce durmayı, dinlemeyi ve içten bir anlayışı, kavrayışı geliştirmeliyiz. Bir Kızılderili atasözünde söylendiği gibi “O kadar hızlı gidiyoruz ki, ruhlarımız geride kalıyor.”

“-Neden kör olduk,

-Bilmiyorum, bunun nedeni belki bir gün keşfedilir,

-Ne düşündüğümü söylememi ister misin?

-Söyle,

-Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük,

-Gören körler mi?

-Gördüğü halde görmeyen körler.” Körlük / Jose Saramago


Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor