Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Bursa'nın tarihi dokusunu bugüne taşıyan yapılar arasında Irgandı Köprüsü, yalnızca mimari değil, sosyal ve kültürel tarih açısından da özgün bir yere sahiptir. Gökdere üzerinde kurulan bu köprü; Türkiye'nin bilinen ilk çarşılı köprüsü olma özelliğini korumakta, üstelik dönemin en önemli seyahat kaynaklarından biri olan Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Köprü, II. Murad döneminde 1442 yılında inşa edilmiştir. Hacı İvaz Paşa'nın vakfiyesinde şahit olarak gösterilen Abdullah oğlu Timurtaş'a, Irgandı Ali oğlu tüccar Hoca Muslihuddin tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. 16 metre açıklığında ve 11 metre genişliğinde, kuzeybatı-güneydoğu aksında iki yakayı birbirine bağlayan taş köprü; tek bir kemer üzerine oturmakta, bu kemerin iki yanında ahır ve depo işlevi gören mekânlar yer almaktadır.
Köprünün kuzey doğu ucunun bir bölümü mescide ayrılmış, dükkanların çatıları ise ahşap konstrüksiyonun lökle sıvanıp kurşunla kaplanması suretiyle örtülmüştür. 17. yüzyılda kurşunların dökülmesinin ardından çatıya kiremit döşendiği aktarılmaktadır. Çarşının her iki ucunun büyük demir kapılara sahip olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.
Köprünün en kapsamlı betimlemesi, dönemin gezgin ve gözlemcisi Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinin ikinci cildinde yer almaktadır. Çelebi, köprüyü şu sözlerle aktarır:
"Bursa'nın bir çarşısı da Gökdera'deki Irgandı Köprüsü üzerindedir ki yemin ve yesar ikiyüz kadar hallaç dükkanlarıdır. Hücrelerinin pencereleri zir-ü pâylerinden cereyan eden Gökdere'ye nâzırdır. Ve bu dar dükkanlarının üzeri cümle tonoz kemerler ile mebni olub kurşun ile mesturdur. Bu cisrin iki başında kâl'a kapuları gibi teair kapular üzere mazgal delikleri vardır. Kapular seddedilirse başka bir yarden zafer mümkün değildir. Cisrin bir tarafı boştur. Han gibi misafirhane olub at bağlanır. Rum, arap ve acemde bir gözlü, meşhuru âfak, eflâke ser çekmiş, azim cisirlerin biri de budur."
Günümüz Türkçesiyle: Evliya Çelebi, köprünün her iki yanında yaklaşık 200 adet hallaç dükkânı bulunduğunu; dükkânların pencerelerinin altlarından geçen Gökdere'ye baktığını; üstlerinin tonoz kemerlerle inşa edilip kurşunla örtüldüğünü aktarır. Köprünün her iki başında kale kapısı görünümünde mazgallı kapılar olduğunu, bu kapılar kapatıldığında buradan geçişin imkânsız hale geleceğini vurgular. Boş kalan tarafın ise han işlevi gördüğünü ve at bağlanabildiğini belirtir; son olarak yapıyı Rum, Arap ve Acem coğrafyasında tanınmış, eşsiz köprülerden biri olarak nitelendirir.
Burada dikkat çeken bir husus, Çelebi'nin aktardığı 200 dükkân sayısının gerçeklikle örtüşmemesidir. Arkeolojik ve mimari veriler, köprüde her iki yanda 16'şar adet olmak üzere toplam 32 dükkân bulunduğuna işaret etmektedir. Bu durum, Çelebi'nin kimi zaman gözlem ve rivayeti birbirine karıştırdığının ya da abartıya başvurduğunun bilinen örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
1765 yılında Hüseyin Ayvansarayî tarafından kaleme alınan Mecmua-i Tevarih, köprünün kitabesine ait olduğu değerlendirilen bir manzumeyi barındırmaktadır. Evliya Çelebi'nin bu manzumeden hiç söz etmemiş olması dikkat çekicidir. Söz konusu manzume şöyledir:
"Hoca Hacı Muslihiddin Hak ana olsun muîn Köprü yaptı Gökdere'nin üstüne sarfetti maal Yer direndi cihan irgandi bu ırgalanmadı Bu bina-i filîye hiç ermez zevfil Sanki vadi üzre bir şehir oldu işbu kantara Di bunun şâmnda tarih oldu cisr-i bîmisâl" (846 / 1442-43)
Manzumede geçen "vadi üzre bir şehir" imgesi, yapının yalnızca bir geçit değil; çarşısı, mescidi ve misafirhanesiyle bütünleşik bir kentsel mekân olduğunu ustalıkla özetlemektedir.
Köprü, yalnızca Osmanlı kaynaklarında değil yabancı seyyahların anlatılarında da yer bulmaktadır. İngiliz gezgin Miss Pardoe, üstündeki dükkânlardan dolayı yapıyı Roma dönemi eseri olarak yorumlamıştır. Pardoe, köprüyü; dağdan hızla inerek ovaya dökülen derenin üstünden geçen, yok olmaya yüz tutmuş, dar bir sokağa benzetmektedir. Bu yorum, yapının Osmanlı mimarisinin ne denli özgün bir sentezini temsil ettiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Seyahatname'de aktarılan bir efsaneye göre köprünün adı, Türkçede "sallandı, ırgalandı" anlamına gelen bir olaydan türemektedir. Orhan Gazi'nin Bursa'yı fethinin ardından bir mücahit, hamama giderken köprünün yapılacağı yerde "Çıkayım mı? Varayım mı?" diyen gizemli bir ses işitir. Gazi kılıç çekerek sese meydan okur; zemin sallanır ve büyük bir hazine ortaya çıkar. Orhan Gazi bu serveti hayır işlerine harcamasını emreder; mücahit de zekatını ödedikten sonra geri kalanıyla bu köprüyü inşa ettirir. Böylece köprüye "Irgandı" adı verilir.
Köprü, tarih boyunca ağır tahribatlarla yüzleşmek zorunda kalmıştır. 1855 depreminin yarattığı yıkım, Cevdet Paşa'nın Tezâkir'inde açıkça belgelenmektedir:
"Dört yüz elli seneden beri kaim ve metanet ile meşhur olan Su-başı ve Urganlı köprüleri kamilen yıkılmış. Gök-dere suyu vakt-i feyezanında Keşiş dağından yirmi otuz kıyyelik kayaları sürükliyerek getirip bu köprülere çarpar olduğu hâlde bu kadar yüz yıllardan beri bir yerleri sakatlanmamış iken iki dakika zarfında bu köprülerin bütün-bütün münhedim oluvermelerinden zelzelenin derece-i şiddeti istidlâl olunabilir."
Günümüz Türkçesiyle: Cevdet Paşa, dört buçuk asır boyunca sağlamlığıyla tanınan köprünün, Gökdere'nin taşıdığı devasa kayalara yüzyıllarca dayanmışken yalnızca iki dakika içinde tamamen yıkılmasından hareketle depremin şiddetini anlatmaktadır.
1922'de ise Yunan işgali sırasında köprü tahrip edilerek yakılmıştır. 1949'da Bursa Belediyesi tarafından gerçekleştirilen onarım, orijinal yapıdan 60 santimetre daha yüksekte ve dükkânsız biçimde tamamlanmış; bu müdahale özgünlük açısından eleştirilere konu olmuştur. 2003 yılının Şubat ayında yaklaşık dört aylık bir çalışmayla son restorasyon tamamlanmış, Koruma Kurulu onayının ardından 17 Mart 2004'te günümüzdeki haliyle kullanıma açılmıştır.
Irgandı Köprüsü; deprem, ateş ve ihmalin izlerini taşımasına karşın ayakta kalmayı başarmış, çok katmanlı bir miras alanıdır. Evliya Çelebi'nin "azim cisirlerin biri" olarak nitelendirdiği bu yapı, mimari tarihin ötesinde kentsel belleğin ve toplumsal hafızanın somutlaştığı bir mekân olarak değerini korumaktadır. Özgün dokusundan geriye kalanların titizlikle belgelenmesi ve korunması, yalnızca Bursa tarihi için değil Osmanlı kentsel miras araştırmaları için de büyük önem taşımaktadır.
Kaynakça
Ayvansarayî, H. (1765). Mecmua-i Tevarih. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine Kısmı, Nr: 1565, varak: 124/B.
Cevdet Paşa. Tezâkir 1-12. (Yay. haz. C. Baysun). Ankara: TTK Yayınları, 1953, ss. 32-34.
Çelebi, E. Seyahatname, C. II. (Çev. Z. Danışman), ss. 27-28.
Çulpan, C. Türk Taş Köprüleri, s. 106.
Gabriel, A. Une Capitale Turque: Brousse (Bursa), s. 196.
Pardoe, M. (1838). The City of the Sultan, Vol. II. London, ss. 202-203.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı. Irgandı Köprüsü. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/bursa/gezilecekyer/irgandi-koprusu
Yapının Tarihi ve Banisi
Evliya Çelebi'nin Tanıklığı
Kitabe ve Hüseyin Ayvansarayî'nin Tanıklığı
Yabancı Seyyahların Gözünden Irgandı
Köprünün Adının Kökeni
Deprem, İşgal ve Yeniden Doğuş
Sonuç