
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. 2000 yılından itibaren, mültecilerin katlandıkları sorunlar konusuna dünya kamuoyununun dikkatini çekmek, farkındalık yaratmak için her yıl dünyanın birçok ülkesinde çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Konuya dikkat çekmek neden önemli? Çünkü mültecilere kapılar giderek kapanıyor, yardımlar azalıyor. Buna karşılık dünyadaki savaşlar, zulümler ve sonuç olarak evlerini vatanlarını terk etmek zorunda kalan insan sayısı giderek artıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin her yıl yayınladığı Küresel Eğilimler (Global Trends 2025) raporunda zorla yerinden edilenlerin sayısının 41.6 milyona çıktığı belirtiliyor. Bu kişilerden 35.6 milyonu mülteci veya benzer durumdaki insanlar, 6 milyonu Filistinli mülteciler, 9 milyonu da sığınma talep etmiş kişiler. Buna ek olarak dünyada ülkesinde yerinden edilmiş kişi sayısı 68.7 milyon. Dünya nüfusunun yüzde 29’unu çocuklar oluştururken mülteci ve benzer durumdaki kişilerin yüzde 39’u çocuk. Yani mülteci hareketlerinden en fazla çocuklar etkileniyor. Dünya mülteci nüfusunun önemli bir bölümü en gelişmiş ya da az gelişmiş ülkelere sığındılar. Dar gelirli ülkeler dünya mülteci nüfusunun yüzde 68’ine koruma sağlıyor.
Bu büyük rakamlar, dünyanın nasıl bir felaketle karşı karşıya bulunduğunu gösteriyor. Mülteci sorununa karşı önerilen çözümlerden birisi olan üçüncü ülkeye yerleştirmede gerçekleşen rakamlar, gelişmiş ülkelerin sorumluluklarını ne denli üstlendiklerini gösteriyor. Üçüncü ülkeye yerleştirilenlerin sayısı yaklaşık 90 bin kişi.
Mültecilik, tanımı gereği vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamama durumudur. Normal olarak dünyadaki her bireyin temel insan haklarına sahip olması gerekir. Bu hakların başında yaşam hakkı gelir. Bunun yanında sağlık ve eğitim gibi temel haklara erişim ise devletlerin sağlayacağı haklar arasındadır. Ayrıca, adalete erişim, savunma hakkı, adil yargılanma, fikir ve ifade özgürlüğü, ibadet özgürlüğü yine devletlerin garantisi altında sağlanan haklardır. Devlet bu hakları sağlayamıyorsa ya da sağlamak istemiyor ve ihlal ediyorsa vatandaş (birey) ile devlet arasındaki koruma bağı kopmuş olur. Hak ihlalleri yaşamı katlanamaz hale getirdiği noktada insanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalıyorlarsa, sığındıkları ülke onlara uluslararası toplum adına, kendi ülkelerinden yararlanamadıkları korumayı sağlamalıdır. Bu nokta mülteciliğin temelini, yani uluslararası korumayı gündeme getirir.
Başta da belirtildiği gibi mültecilerin sığındıkları ülkelerin hükümetleri ve daha önemlisi kamu oyları, onların neden evlerini, vatanlarını terk ettiklerini ne kadar iyi anlarsa, mültecilere sağlanacak haklar o kadar geniş olur. Bu anlayış ve farkındalık eksik olursa mültecilerle ev sahibi toplum arasında gerginlikler, hatta çatışmalar çıkar. Mültecilerin hakları geldikleri ülkede de ihlal edilmiş olur. Onların sığındıkları ülkeye sağlayacakları yararlar da sağlanamaz. Uluslararası düzeyde mülteciliği düzenleyen, devletleri yükümlülük altına sokan kurallar ve bir sistem vardır. Bu kuralların başında 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü ile ilgili Sözleşme gelmektedir. Sözleşme mültecilerin sığındıkları ülkeye olan sorumluluklarını ve haklarını tanımlamaktadır. Bu hakların iyi anlaşılması mülteci sorununun çözümü için hayati önem taşımaktadır. Dünya Mülteciler Günü'nün yaratmaya çalıştığı farkındalık da budur.
Ülkemizde son yıllarda yaşadığımız mültecilerle ilgili sorunlar, mültecilik olayının yeteri kadar iyi anlaşılmamasının yol açabileceği sonuçların güzel bir örneğidir. Türkiye coğrafi konumu nedeniyle kuzeyden güneye, doğudan batıya insan hareketlerinin güzergahı üzerinde bir ülkedir. Bu nedenle sığınanların yahut transit olarak geçenlerin uğrak yeridir. Son olarak 2011’de Suriye’de meydana gelen gelişmeler, Türkiye’yi kısa sürede dünyada en fazla mülteci barındıran ülke haline getirdi. 2020’li yıllarda Türkiye’deki mülteci sayısı 3.7 milyon insanı buldu. Türkiye mültecilere büyük bir fedakarlıkla koruma sağladı, sağlık ve eğitim masraflarını karşıladı. Suriye’deki rejim değişikliğinin ardından başlayan gönüllü geri dönüşlerle bu sayı 20 Haziran’da 2.26 milyona geriledi. Ancak bu süre içinde Türk sığınma mevzuatındaki bazı eksiklikler ve kamuoyunun konuyla ilgili bilgi eksikliği olayın siyasileşmesine yol açtı. Mülteci karşıtlığı söylem oy kazanma yöntemine dönüştü. Aynı söylem kimi zaman nefret söylemine, hatta şiddet olaylarına dönüştü. Mevzuattaki eksiklikler, mültecilerin yoksulluk sınırının altında bir yaşam sürdürmesine yol açtı.
2011’den bu yana yaşanan tecrübeler Türkiye’nin sığınma mevzuatını bir ameliyat masasını yatırmasını zorunlu kılmaktadır. Gerek mevzuat gerekse uygulamadaki bazı düzenlemeler hem mülteciler hem de ülke açısından büyük yarar sağlayacaktır. Dünya Mülteciler Günü bu reformları gündeme getirmede umarız bir vesile olur.
UNHCR (United Nations High Commissioner for Refugees). Global Trends: Forced Displacement in 2025. Copenhagen: UNHCR Global Data Service, Statistics and Information Management Section, 2026. Erişim Tarihi 19 Haziran 2026.https://www.unhcr.org/media/global-trends-2025-report