badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Blog
Blog
Avatar
YazarMuhammed Emin Ortakuş16 Ağustos 2025 08:27

Dijitalleşme Yazıları: Dijitalleşmenin DNA’sına Odaklanmak

Alıntıla

Dijitalleşme, kişisel ve toplumsal hafızanın yerine “dijital hafıza”yı koyarak organik hafıza ile dijital hafızayı eşitler. Her seviyede dijital hafızanın daha da gerisinde kalan organik hafıza zorunlu olarak dijital araç ve sistemlere bağımlı hale gelir.


Dijitalleşme, erişilebilir her bilginin dijital ve akıllı siber fiziksel sistemler tarafından her an izlenip takip edildiği, okunabildiği, dijital ortama aktarıldıktan sonra bilgisayar ya da yapay zekâ tabanlı algoritmalar tarafından kontrol edilerek işlendiği ve çıktı olarak tekrardan bize döndüğü süreçtir. Modern, ilerici, yenilikçi, daha sistematik gibi sıfatlarla tanımlanan ve dijital sistemlerin kontrolü altındaki süreci ifade etmek için kullanılan “dijitalleşme”, kişisel ve toplumsal hafızanın yerine “dijital hafıza”yı koyarak organik hafıza ile dijital hafızayı eşitler. Her seviyede dijital hafızanın daha da gerisinde kalan organik hafıza zorunlu olarak dijital araç ve sistemlere bağımlı hale gelir. Böylece insan ve toplum, her yönüyle akıllı sistemlerin kontrolü altına girerek dijitalleşir. Dijitalleşmenin kimin gerçekleşmiş rüyası olduğunu kimse bilmiyor, fakat dijitalleştikçe bu rüyanın insanlık için giderek bir kâbusa dönüştüğü de bir gerçek. Dijitalleşme, bir “Dyson Küresi” gibi dünyayı tamamen ve küresel olarak kuşatan, onun enerjisini kontrol altında tutup farklı veya çeşitli amaçlara yönlendiren bir mega yapıya dönüştü. Dünyanın yörüngesinde farklı amaçlar için dönüp duran ve onu çepeçevre saran tüm uydular (ki bunların hi-tech/yüksek teknoloji prototipi şu an Starlink’tir) bunun örnekleridir.


Bu küresel dijital kuşatmanın yanında akıllı cihazlar, giyilebilir veya organik yapı ve sistemlerle senkronize edilebilir teknolojiler de bugün bireysel olarak her insanı dıştaki manyetik ve elektriksel (toplumsal) alandan yalıtan ve içerideki dijital auraya hapseden bir “Faraday Kafesi”ne, daha teknolojik bir biçimde ifade edersek “dijital kafes”e dönüştü. 21. yüzyılın başında doğan bugünün genç nesli, ilk “dijital jenerasyon” olarak yaşıyor ve bu kuşağa göre her insan geçmişten beri bu “Dijital Çağ”ı yaşayan bir bireydi. Ancak hem dijital neslin hem de teknolojiyle sonradan tanışmış önceki kuşakların, dijitalleşmenin dünü ve yarını hakkında yeteri kadar malumata sahip olduğu söylenemez. “Dijitalleşme nasıl ortaya çıktı?” sorusuna karşılık zihinlerde yankılanan ikna edici bilgi veya cevaplar neredeyse yok denecek kadar az.


İnsanı ve toplumları dijitalleşmenin negatif tüm etkilerine ve tehditlerine karşı muhafaza eden kültürel koruma alanı ya da kalkanı da dijitalin bir veri aracına dönüşerek ve onun sebep olduğu iklim değişikliklerine bağlı olarak zaman içinde bir buzul gibi eriyip gitti. Bugün için “dijitalleşme” artık bir kavram değil, modernleşme veya sekülerleşme gibi yine onları da içinde barındıran bir durum ve süreçtir. Bu süreçte “Güneş sisteminin mavi gezegeni iken yine bu sistemin tek dijital gezegenine dönüşen dünyayı sonraki evrelerde ne bekliyor?” gibi abesle iştigal etmemize sebep olacak garip sorularla karşılaşmamız muhtemel. Ya da soruyu biraz daha sıradanlaştırıp içine birazda geleceğe dair gizem ve merak katarak “İnsanlık olarak nereye gidiyoruz?” diye sorabiliriz. Fakat her şeyden önce nereye gideceğimizi daha iyi anlayabilmemiz için sormamız gereken soru “Biz buraya nasıl geldik?” sorusudur.


Dijitalleşmenin kimin gerçekleşmiş rüyası olduğunu kimse bilmiyor, fakat dijitalleştikçe bu rüyanın insanlık için giderek bir kâbusa dönüştüğü de bir gerçek.


Dijitalleşmenin Genetik Kodlarını Çözümlemek


Geçmişe, bugüne ve geleceğe dair yeni ve ikna edici bir kuram oluşturarak tüm zamanları yeniden tasarlayıp ona yön verme, bu kuramın pratikteki başarısını ispatlayarak onu tüm insanlık için “kolektif iyi” olarak kabul ettirme, ancak bilim adamlarının ve ideologların büyük kısmının buna inanmasıyla ve mesailerini bunu mümkün kılmak için çalışmasıyla olabilir. Mevcut durumdan daha iyisini vadederek bireysel ve toplumsal bir ütopya meydana getirmek ve bunu en güçlü ideale dönüştürmek, ancak insanlık buna inandığında sürekli kılınabilir. Bu da, insanlığa geçmişin ilkelliği, bugünün geri kalmışlığı ve gelecekteki üstün gelişmişlik umudu ve inancı ile anlatılabilir.


Dijitalleşme de bugün hâlen bu iddialara yaslanıyor ve bu iddialar “dijital çağ” diye tanımladığımız, sadece günümüz için geçerli olan tezler değil. Çünkü dijitalleşme öyle bir anda veya doğal bir sürecin sonunda ortaya çıkmadı. Son beş yüz yıldır teorik, bilimsel ve teknolojik açıdan adım adım işlenerek günümüzdeki gelişmişlik düzeyine ulaştı ve bugün insanlığın karşısına her yönüyle “dijitalleşme” olarak çıkan sürecin köklerinde her zaman “ilerleme düşüncesi” vardı.


İnsanı yeniden yontmak istediğimizde ilk yapmamız gereken şey, onu yeniden tasarlayabileceğimiz bir tarih tasarımı sunmaktır. İnsanın kendi kökenlerine dair sorulara bu tasarım aracılığıyla cevaplar sunulur. 


Her düşünsel sistem gibi ilerleme düşüncesi de kendisinden önceki tüm sistem ve düzenlerden daha kusursuz olacağını iddia ederek ortaya çıktı. İlerleme fikrinin baştan belirlenmiş bir tanımı yoktu ve süreç içinde kendini, ulaştığı seviyeye göre hep yeniden tanımlamayı sürdürüyor. 


İlerleme fikri, her zaman geleceğe yönelik bir tasarım zinciri oluşturur. Biz de bu nedenle bugünkü aşamaya “dijitalleşme” diyoruz. Nitekim avcı ve toplayıcı topluluklardan bugünün dijital toplumuna gelinceye kadar her gelişmişlik düzeyine göre kavramlar ve tanımlar değişkenlik gösterir.


İlerlemeciliğe göre insan, sürekli bir gelişme ve ilerleme sürecindedir. Bu süreç, döngüsel tarih anlayışının ifade ettiği gibi Allah’tan gelip yine ona döndüğümüz yetkin ve değişmez olana doğru olan döngüsel bir süreç değil, lineer/doğrusal bir süreçtir. 19. yüzyılda Aydınlanmacı ilerleme fikriyle birlikte döngüsel tarih anlayışından Antik Çağ’dan kaynağını alan doğrusal tarih anlayışına dönüldü. İlerlemeci doğrusal tarih anlayışına göre ilerleme ve gelişme başlangıç noktasından bir hedefe, yani kolektif iyiye doğru ilerleme üzerinedir. Buna göre insan, geçmişe göre bugün, bugüne göre yarın hep daha gelişmiş olacaktır. Lakin Antik Çağ’da iyi kötüye göre iyiyken 19. yüzyılda iyi pragmatiktir ve sağladığı fayda açısından iyi olarak kabul edilir.


Bir Arşimet Noktası Oluşturmak


İnsanı yeniden yontmak istediğimizde ilk yapmamız gereken şey, onu yeniden tasarlayabileceğimiz bir tarih tasarımı sunmaktır. İnsanın kendi kökenlerine dair sorulara bu tasarım aracılığıyla cevaplar sunulur. Suyun kaldırma kuvvetini bulduğu iddia edilen Arşimet’in “Bana bir dayanak noktası gösterin dünyayı yerinden oynatayım” sözü aynı zamanda her tasarımın da yaslandığı merkeze veya bir başlangıç noktasına işaret eder ki doğrusal tarih tasarımı da buna göre konumlanmıştır.


Kaostan/Düzensizlikten Kosmosa/Düzene geçiş bir ilerlemenin ve gelişmenin sonucudur. İlerleme fikri, uzun süren bu kaostan-kötüden kozmosa-iyiye geçiş sürecinden sonrası için Hesiodos’un Teogonia’sında anlattığı Yunan kozmolojisini kuran meseleler ile belli başlı Yunan efsanelerini konu alan epik eserine başvurur. Hesiodos’un demir, bakır, gümüş, altın soylar ve kahramanları ile “Altın Soy”dan gelen tanrıların inşa ettiği “Altın Çağ”, Platon’un Devlet’inde ve Yasalar’ında yeni bir okuma ve yorumlama ile devam eder. Platon’un “Altın Soy” anlayışı, biyolojik bir yetkinlikten çok ruhsal ve ahlaki bir üstünlüğe dayanır. Ancak Hitler gibi öjenik savunucuları, biyolojik safiyet ve üstünlük kavramına vurgu yapmıştır. Günümüzde ise bu anlayış, “genetik yetkinlik” kavramı çerçevesinde yeniden tartışılmaktadır. Aristoteles’te ise politik, ekonomik gücün ve iktidarın ayrıcalıklı bir sınıf olan soylulara teslim edildiği bir sınıfla devam eder. Fakat dijitalleşme ile birlikte, günümüzde transhümanistler ve posthümanistler için insan bedeninin de bilimsel ve teknolojik çalışmalarda kullanılan bir kobaya veya sıradan bir biyoforma dönüşmesiyle bu da önemsizleşti. Çünkü bunlar ilerlemenin önünde bir engel olarak durmamalıdır.


Platon’un öğrencisi olan Aristoteles’in “İyi, insan için en üst amaçtır” sözü, ilerlemeci bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, amacı olan her şeyi de “iyi” olarak gösterir ve her amacın bir başlangıç noktası olduğuna göre ilerleme kendiliğinden ortaya çıkar. Yine Aristoteles’in teleolojik düzen tartışması ve onun evrenin özü gereği bir amaç odaklı var olduğu ve var olan düzenin bu amacı gerçekleştirmek üzere ortaya çıktığı fikri, Hıristiyanlıkta “Tanrısal İnayet” felsefesine dönüşerek ilerlemeciliğin Yeniçağ’daki kodlarını oluşturdu. Antik Yunan kavrayışını miras alan Roma düşünce geleneği de benzer biçimde örneklerle devam etti, fakat Antik Yunan’ın algılama biçimi Hıristiyan teolojisi ile birlikte, bilhassa Augustinus’un De Civitate Dei/Tanrı Devleti tasavvuru başka bir kulvar açarak yetkinliğe ulaşma yolunu tekrardan değiştirdi. Hıristiyan Batı’nın Ortaçağ’ı olan ve kilisenin egemenliği altındaki skolastik dönem olarak kabul edilen bu evrede, özellikle İslâm coğrafyasından Batı’ya taşınan eserler, Batı’nın Antik Yunan/Grek’i tekrardan keşfetmesini sağladı. Bununla birlikte ortaya çıkan ve 1400-1600 yılları arasında Coğrafî ve Bilimsel Keşifler Çağı olarak kabul edilen tarihî aralıkta elde edilen bilgi Batı için köklere, yani Yunan’a/Roma’ya dönüş projesi olarak ortaya çıktı.


Her düşünsel sistem gibi ilerleme düşüncesi de kendisinden önceki tüm sistem ve düzenlerden daha kusursuz olacağını iddia ederek ortaya çıktı.

Kaynakça

Aristoteles. (2020). Nikomakhos'a Etik. (S. Babür, Çev.). BilgeSu Yayıncılık. (Orijinal eser yaklaşık M.Ö. 4. yüzyıl)

Metninizde geçen "iyi, insan için en üst amaçtır" ve teleoloji tartışması için temel kaynak.

Augustinus. (1998). Tanrı Devleti. (D. Kılıç, Çev.). Kaknüs Yayınları. (Orijinal eser 5. yüzyıl)

Metninizde bahsi geçen Hıristiyan teolojisindeki "Tanrısal İnayet" felsefesi ve De Civitate Dei için başvurulması gereken eser.

Bauman, Z. (2017). Akışkan Modernite. (S. O. Çavuş, Çev.). Can Yayınları. (Orijinal çalışma 2000)

Dijitalleşme ile birlikte değişen toplumsal yapıları, hafıza ve bağımlılık ilişkilerini anlamak için.

Bostrom, N. (2014). Superintelligence: Paths, Dangers, Strategies. Oxford University Press.

Yapay zekâ ve dijital sistemlerin kontrolü, transhümanizm ve gelecek tasarımları hakkında kapsamlı bir tartışma.

Crary, J. (2015). *24/7: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu*. (N. Dinç, Çev.). Metis Yayınları.

Dijital sistemlerin birey üzerindeki kesintisiz gözetimi, izlenmesi ve kontrolü (Faraday Kafesi/Dijital Kafes benzetmesiyle doğrudan ilişkili).

**Dyson, F. J. (1979). *"Search for Artificial Stellar Sources of Infrared Radiation". In: Science, 131-138.**

Metninizdeki "Dyson Küresi" benzetmesinin orijinal kaynağı; küresel ve mega yapı fikri için.

Harari, Y. N. (2016). Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens. (E. Genç, Çev.). Kolektif Kitap.

Doğrusal tarih anlayışı, ilerleme düşüncesi ve insanın "yeniden tasarlanması" fikri için güncel bir okuma.

Heidegger, M. (2013). Tekniğe İlişkin Soru. (D. Özlem, Çev.). Paradigma Yayınları. (Orijinal konferans 1953)

Teknolojinin (dijitalleşmenin) bir "çerçeveleme" (Gestell) olarak insanı ve dünyayı nasıl kuşattığına dair felsefi temel.

Hesiodos. (2019). Theogonia: İşler ve Günler. (S. Eyüboğlu, A. Erhat, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser yaklaşık M.Ö. 7. yüzyıl)

Altın, gümüş, bakır, demir soylar ve "Altın Çağ" anlatısı için birincil kaynak.

Lévy, P. (2011). Kolektif Zekâ: İnsanlığın Dijital Mekânlarda Geleceği. (I. Ergüden, Çev.). Ayrıntı Yayınları. (Orijinal çalışma 1994)

Dijital hafıza, kolektif bilinç ve toplumsal hafızanın dönüşümü üzerine.

Platon. (2019). Devlet. (S. Eyüboğlu, M. A. Cimcoz, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser yaklaşık M.Ö. 4. yüzyıl)

Altın Soy, ruhsal-ahlaki üstünlük ve ideal düzen tasarımı için temel metin.

Platon. (2001). Yasalar. (C. Şentuna, S. Babür, Çev.). Kabalcı Yayınevi. (Orijinal eser yaklaşık M.Ö. 4. yüzyıl)

Toplumsal düzen ve yasalar aracılığıyla insanı şekillendirme fikri için.

Stiegler, B. (2015). Dijital Bellek ve Teknolojinin Geleceği. (E. Hoşsucu, Çev.). Otonom Yayıncılık.

Organik hafıza ile dijital hafıza arasındaki eşitsizlik ve bağımlılık ilişkisini felsefi olarak derinlemesine tartışan eser.

Tufekci, Z. (2017). Twitter ve Gazlı Ocak: Dijital Çağda Toplumsal Hareketlerin Provası. (B. Y. Hacıalioğlu, Çev.). İletişim Yayınları.

Dijital jenerasyon, gözetim toplumu ve sistemlerin kontrolü üzerine güncel örnekler.

Winner, L. (2017). Siborgların Gözüyla: Politik Teori ve Teknoloji. (L. K. İnce, Çev.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Orijinal çalışma 1985)

Teknolojinin otonomlaşması, insanın dijital sistemlere bağımlı hale gelmesi ve bunun politik sonuçları.

"The Rise of the Network Society" – Manuel Castells

"The Fourth Industrial Revolution" – Klaus Schwab

"The Shallows: What the Internet Is Doing to Our Brains" – Nicholas Carr

"Posthumanism" – Pramod K. Nayar


"The Age of Surveillance Capitalism" – Shoshana Zuboff


Blog İşlemleri

İçindekiler

  • Dijitalleşmenin Genetik Kodlarını Çözümlemek

  • Bir Arşimet Noktası Oluşturmak

KÜRE'ye Sor