Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Sosyal psikolog ve sosyolog olan Hofstede kültürü, “yaşam süreci içerisinde kazanılan ve bir toplumun üyelerini diğerlerinden ayıran insan aklının kolektif programlaması ve bir toplumun çevresi ile olan ilişkilerini etkileyen yaygın karakteristiklerinin etkileşimlerinin toplamı” biçiminde tanımlamaktadır.【1】 Ona göre kültür ortak bir kümeyi ifade etmektedir; maddi ve manevi etkileşimlerin yahut eylemlerin bir arada yapıldığı, sürdürüldüğü bir olgudur. Hofstede, kültürü biraz daha incelemiş ve ardından "Kültürel Değerler" adını verdiği modelini literatüre sunmuştur. Bu modele göre kültürleri altı boyutta incelemiştir: Güç mesafesi (Power distance), belirsizlikten kaçınma (Uncertainty avoidance), erillik-dişillik (Masculinity–femininity), uzun-kısa dönem yönelimlilik (Long-short term orientation), hoşgörü ve kısıtlama (Indulgence and restraint) ve bireycilik-kolektivizm.
Buradaki temel niyet, aslında çok çeşitli ve belirsiz olan kültürleri anlamlandırmaktır. Tarihte birçok bilim dalı bu tür çeşitlilik arz eden durumlarda sınıflandırmalara gitmiştir; fakat bu model diğer sınıflandırmalardan amacı yönüyle ayrışmaktadır. Zira model, indirgemeci bir yaklaşımla değil, aksine çeşitlilikleri vurgular nitelikte bir ayrıma gitmektedir. Özellikle kültürün doğmasına vesile olan toplum, ekonomi, gelenek ve görenekler, o kültürün doğurduğu insanı anlamamıza olanak sağlamaktadır. Bu boyutlar bize o kültür hakkında adeta bir "fragman" sunar.
Modeldeki iki boyut özellikle kritiktir: İlki hoşgörü, ikincisi ise belirsizlikten kaçınma veya belirsizliğe karşı tahammül etme potansiyeli. Belirsizliğe tahammül etme potansiyeli ile hoşgörü arasında pozitif bir ilişki vardır; fakat bu, tamamen bir neden-sonuç ilişkisidir denilemez. Belirsizlikler aslında kültürlere bir nevi hoşgörü aşılamaktadır; insanlar belirsiz durumlarda sürekli bulunduğunda bilişsel bir esneklik kazanır. Akışta sürdürülen yaşam içinde olmak, bu kültüre sahip insanlara elem vermez, aksine daha fazla yaşama motivasyonu sağlar.
Dolayısıyla Thomas Bauer bu konuda şunu söyler: Müphemliğin bir dezavantaj olarak algılandığı toplumlarda, iki anlamlı durumlarla karşı karşıya geldiklerinde kendilerini rahatsız hisseden insanlar, ikili durumu önlemek için teklifleri kabul etme eğilimindedirler ve eğer belirsizlikten kaçınma başarılı olursa, çok anlamlıları indirgemeye ve nihayetinde tekdüzeliğe getirmeye çalışırlar.【2】 Bunun bir belirtisi olarak bazı kültürlerde, sanat dahil birçok alanda bir tekdüzeleşme ve aynileşme durumu doğmaktadır. Böyle bir durumda özgünlük ve otantiklik konuları ne yazık ki olumsuz etkilenmektedir.
Belirsizlikten kaçınan kültürlerde her şeyin bir açıklaması olması gerektiğine dair bir "anlama çılgınlığı" vardır. Her şey açıklanmalı ve anlaşılmalıdır; aksi ise kabul edilebilir değildir. Bu durum, kapitalist sistemin üretimde olan modern insanın zihnine uyguladığı büyük bir yanılgıdır. Post-modernite, insanın bu yanılgısını bilerek en zayıf noktasını hedef almaktadır. İnsan beyni, doğası gereği belirsizlikleri belirli etme ve ona bir çerçeve sunma eğilimindedir. İnsan bu belirsizliği çözdüğü anda çevresel ve içsel oluşan kaygısı gider; kaygı gittiği an muhakeme yeteneği devreye girer ve aklıselim düşünmeye başlar.
Fakat modern sistem için bu, pek istenilen bir şey değildir; çünkü böyle bir toplumu yönetmek de ikna etmek de zordur. Biraz kaygı ve biraz belirsizlikle insanı telaşlı yaşamaya alıştırırsak, çocuklaşmış bir toplum elde ederiz. Cenap Şahabettin’in dediği gibi “her kalabalık biraz çocuktur.”【3】 Kapitalist sistem bu çocuk kalabalığı kolaylıkla eğiterek toplumun sürekli belirsiz bir çarkın içinde bulunmasını ister. Tüketim çılgınlığı denilen durum tam burada mükemmel işlemeye başlar; belirsizlik kaygısı ile telaşa kapılan toplumu yönetmek pekâlâ çok kolaydır.
Bu çarktan çıkmaya çalışan insansa bilime koşar fakat burada da yanılır, zira sadece "bilmek" eylemi onu kurtarmaz. Herkesin her şeyi bilme duygusu, yalnızca onları dünyanın bütünüyle anlaşılabilir olduğuna ikna eder; bu ise bir algıdan ibarettir. Sonuç; tekdüze bir yaşam, belirlenmiş bir hayat ve ikna edilmiş bir yoldur. Herkesin her konuda bir fikri olduğu için bilime karşı güvensizlik de bu anlamda artmaktadır. Hâl böyle olunca "insanlar neden bir uzmana ihtiyaç duysun ki?" sorusu doğar ki bu da bir diğer büyük yanılgıdır.
Bauer, T. (2018). Dünyanın tekdüzeleşmesi: Müphemlik ve çeşitlilik kaybı üzerine (T. Bora, Çev.). Albaraka Yayınları.
Hofstede, G., Hofstede, G. J., ve Minkov, M. (2010). Cultures and organizations: Software of the mind (3. baskı). McGraw-Hill.
Şahabettin, C. (2021). İstanbul'da bir ramazan. Dergâh Yayınları.
[1]
Hofstede, G., Hofstede, G. J., & Minkov, M. (2010). Cultures and organizations: Software of the mind (3. bs.). McGraw-Hill Education.
[2]
Thomas Bauer, Dünyanın Tekdüzeleşmesi: Müphemlik ve Çeşittlilik Kaybı Üzerine, çev. Tanıl Bora (İstanbul: Albaraka Yayınları, 2018), s. 112.
[3]
Cenap Şahabettin, İstanbul'da Bir Ramazan, (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2021), s. 213.