badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Blog
Blog
Avatar
YazarZeynep Meryem Şimşek10 Mayıs 2026 18:19

Beethoven'ın Dokuzuncu Senfonisinde Saklı Bir Sır: Türk Müziği Etkisi

Alıntıla

Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi muhtemelen dünyanın en bilindik müzik parçalarından bir tanesi. 1824’te Viyana’da ilk kez seslendirildiğinde Beethoven neredeyse on yıldır tamamen sağırdı ama bu sahneye çıkıp orkestrayı yönetmesine engel olmadı. Bugün hâlâ Avrupa Birliği’nin resmî marşı olarak çalınan senfoni müzik tarihinde önemli bir noktaya sahip. Bu kadar popülariteye sahip olmasına rağmen, parçayla ilgili çok da konuşulmayan bir unsur var: sonlara doğru patlak veren Türk marşı

 

Herkes duyuyor ama kimse pek kulak vermiyor

 

Türk Marşı kısmını fark etmemek mümkün değil çünkü davullar, trompetler ve marş ritmi ile müziğin tonu tamamen değişiyor ve dinleyiciyi adeta sarsıyor. Buna rağmen müzik tarihinde uzun dönem bu kısım görmezden gelinmiş ve üzerine pek konuşulmamış, genelde “dönemin modası” diye adlandırılmış. 

 

Müzikolog Lawrence Kramer 1998'de yazdığı bir makalede tam bu noktaya değiniyor. Herkes dinliyor ama neden kimse analiz etmiyor diye sorguluyor ve Türk marşının burada ne işi var diye sorusuyla makalesini yazıyor. 

 

Üç Dünya, Bir Senfoni

 

Kramer'in cevabı ilginç. Beethoven bu finalde aslında üç farklı kültürel dünyayı yan yana koyuyor: Antik Yunan, Hristiyan Avrupası ve Osmanlı. Dönemin Avrupa’sında Antik Yunan bir obsesyondu ve popülaritesi oldukça yüksekti. Hristiyanlık öğesi denilebilecek trompetler parçaya sessiz ve ağır bir şekilde giriyor. Türk dünyasını temsil eden kısım ise parçaya sert marş temposuyla ve davullarla giriş yapıyor. Bence en etkileyici kısımlardan biri parçada bu kısımların kopuk bir şekilde yer almaması, Beethoven bu üç dünyayı birbiriyle öyle iyi birleştirmiş ki çoğu zaman bir bütün olarak duyuluyor. 

 

Kramer'e göre bu tesadüf değil, tam da Beethoven'ın yapmak istediği şey. 【1】Kramer bunu Hegel'in tarih felsefesiyle ilişkilendiriyor.【2】Hegel'e göre tarih Doğu'dan Batı'ya doğru ruhsal bir yolculuktur; farklı medeniyetler bu yolculuğun farklı duraklarıdır. 【3】Beethoven'ın finali de bu yolculuğu müzikle anlatıyor ama Hegel'den farklı olarak, bir duraktan diğerine geçerken öncekini silmiyor. Hepsini aynı anda tutmaya çalışıyor.

 

Krameri okuduktan sonra aklımda kalan en güçlü fikir şu oldu, senfonideki Türk Müziği sadece dönemin modası olmakla açıklanabilecek bir unsur değil. Daha çok bir bellek taşıyor; Yunan mitolojisinin ya da Hristiyan korosunun parçada bir bellek taşıması gibi ve bir şeyleri hatırlatıyor. Viyana kapılarına dayanan Osmanlı ordularını mı, Avrupa'nın "Doğu" hakkındaki derin korkularını ve büyülenişini mi anlatmaya çalışmış Beethoven, tam olarak bilemesek de, parçayı bu gözle dinlemek onu çok daha anlamlı kılıyor.

Kaynakça

Burnham, Scott. "Beethoven's Ninth Symphony." In The Cambridge Companion to Beethoven, edited by Glenn Stanley. Cambridge: Cambridge University Press, 2000. https://books.google.com/books?id=p2y_AwAAQBAJ.

Kramer, Lawrence. "The Harem Threshold: Turkish Music and Greek Love in Beethoven's 'Ode to Joy.'" 19th-Century Music 22, no. 1 (1998): 78–90. https://www.jstor.org/stable/746793.

Dipnotlar

  • [1]

    ¹ Kramer, "The Harem Threshold," 79.

  • [2]

    ² Kramer, "The Harem Threshold," 79–80.

  • [3]

    ³ Kramer, "The Harem Threshold," 79; Kramer burada Hegel'in şu eserine atıfta bulunur: G.W.F. Hegel, The Philosophy of History, çev. J. Sibree (New York: Dover, 1956), 53, 63, 103.

Blog İşlemleri

İçindekiler

  • Herkes duyuyor ama kimse pek kulak vermiyor

  • Üç Dünya, Bir Senfoni

KÜRE'ye Sor