badge icon

Bu madde henüz onaylanmamıştır.

Madde

Arap Baharı

Alıntıla
AA arap baharı kapak fotoğrafı.jpg

Arap Baharı

Sonuç(lar)

Rejim değişiklikleri

anayasal süreçler ve iç savaşlar.

Başlama Nedeni

Zabıta şiddeti, işsizlik ve onur kırıcı muamele.

Başlatan Kişi

Muhammed Buazizi

Kullanılan Araç

Sosyal Medya (Facebook, Twitter).

Önemli Meydan

Tahrir Meydanı (Mısır).

Dış Güçler

Rusya, Fransa, Türkiye, İran.

Devrilen Liderler

Bin Ali (Tunus), Mübarek (Mısır), Kaddafi (Libya), Salih (Yemen).

Katılan Ana Ülkeler

Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Yemen, Bahreyn.

Başlama Tarihi

17 Aralık 2010

Arap Baharı'nın başlangıcı, 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’un küçük bir şehri olan Sidi Buzid’de, 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin yaşadığı dramatik olaydır. Üniversite mezunu olmasına rağmen iş bulamayan ve ailesine bakabilmek için ruhsatsız olarak seyyar satıcılık yapan Buazizi, belediye zabıtalarının müdahalesiyle karşılaştı. Kadın bir zabıta memurunun Buazizi’yi toplum içinde tokatlaması, terazisine el koyması ve hakaret etmesi, geçim derdiyle boğuşan genç adam için bardağı taşıran son damla oldu. Hakkını aramak için gittiği belediye binası önünde de muhatap bulamayınca, uğradığı bu aşağılanmayı ve çaresizliği protesto etmek amacıyla üzerine benzin dökerek kendini yaktı. Buazizi'nin hastanede hayatını kaybetmesi, sadece Tunus'ta değil; tüm bölgede benzer baskılar, işsizlik ve polis şiddetiyle yaşayan milyonlarca insan için bir "onur" mücadelesine dönüştü. İnsanlar, Buazizi’nin şahsında kendi ezilmişliklerini gördüler ve "Artık yeter!" diyerek sokaklara döküldüler. Bu bireysel acı, on yıllardır koltuğunu bırakmayan diktatörlerin sonunu getiren devasa bir halk hareketinin sembolü haline geldi. Bu hareketlenme Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Suriye ve Yemen’e kadar her ülkede farklı bir yol izlemiştir; bazı ülkelerde yeni seçimlerin ve yasaların önü açılırken, bazılarında ise devlet düzeni tamamen bozulmuş ve yabancı devletlerin de dâhil olduğu uzun süreli iç savaşlar başlamıştır. Özellikle internetin ve sosyal medyanın insanların bir araya gelmesindeki hızı, bu isyanların kontrol edilemez bir güce dönüşmesini sağlamış ve bölgedeki tüm dengeleri günümüze kadar etkileyecek şekilde kökten değiştirmiştir.


Tunus, seyyar satıcı Muhammed Buazizi'nin kendisini yakmasıyla fitili ateşlenen halk ayaklanmasının yıldönümünü kutlaması.(AA)

Tunus: Yasemin Devrimi ve Bin Ali Döneminin Sonu

Muhammed Buazizi’nin eylemiyle başlayan gösteriler, kısa sürede yerel bir isyandan çıkarak başkent Tunus’a sıçramış ve "Yasemin Devrimi" olarak adlandırılan sürece dönüşmüştür. 23 yıldır ülkeyi demir yumrukla yöneten Zeynel Abidin Bin Ali, protestoları önce şiddetle bastırmaya çalışmış; ancak sendikaların, avukatların ve nihayetinde ordunun halkın yanında saf tutmasıyla köşeye sıkışmıştır. 14 Ocak 2011 tarihinde Bin Ali’nin ülkeyi terk ederek Suudi Arabistan’a kaçması, Arap dünyasında "yıkılmaz" sanılan diktatörlüklerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu tüm dünyaya kanıtlayan ilk büyük zafer olmuştur. Bu kaçış, bölge genelinde bir domino etkisini başlatırken, Tunus içerisinde ise çok daha zorlu bir demokratikleşme ve anayasa yapım sürecinin önünü açmıştır. Bin Ali sonrası Tunus sadece sokak hareketleriyle değil, yoğun bir yasama ve hukuk mücadelesiyle şekillenmiştir. 2011 yılında yapılan seçimlerle oluşturulan Kurucu Meclis, ülkenin yeni kimliğini belirlemek için laik ve muhafazakâr kesimler arasında uzun süren tartışmalara sahne olmuştur. Özellikle İslam’ın anayasadaki yeri, kadın hakları ve ifade özgürlüğü gibi konularda yaşanan fikir ayrılıkları, Nahda Hareketi ile seküler grupları karşı karşıya getirmiştir. Ancak Tunus, diğer Arap Baharı ülkelerinden farklı olarak, diyalog mekanizmalarını işleterek 2014 yılında bölgenin en demokratik ve özgürlükçü anayasalarından birini kabul etmeyi başarmıştır. Buna rağmen, devrimin ekonomik vaatlerinin (işsizliğin azalması, refahın artması gibi) tam anlamıyla karşılanamaması, ülkede siyasi istikrarsızlığın ve toplumsal hayal kırıklığının bir tortu olarak kalmasına neden olmuştur.

Mısır: Tahrir Meydanı ve Demokrasi Denemesinin Kırılması

Tunus'taki devrimin başarısı, 25 Ocak 2011'de Mısır'da "Öfke Günü" adıyla başlayan ve 30 yıldır ülkeyi yöneten Hüsnü Mübarek rejimini hedef alan devasa bir hareketi tetiklemiştir. Kahire’deki Tahrir Meydanı, milyonlarca insanın toplandığı ve dünya siyasetinin kalbinin attığı bir merkeze dönüşmüştür. Mısır ordusunun protestoculara doğrudan ateş açmayı reddetmesi ve halkın geri adım atmaması sonucunda, 11 Şubat 2011'de Mübarek istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu gelişme, Mısır tarihinde ilk kez demokratik yollarla bir yönetim kurma fırsatı doğurmuş; ancak bu süreç, ülkedeki köklü askeri vesayet ile yeni filizlenen sivil siyaset arasında büyük bir güç savaşına sahne olmuştur. Mısır’daki dönüşüm sadece bir liderin gitmesi değil, devletin tüm hukuk sisteminin yeniden inşa edilmesi çabasıdır. 2012 yılında yapılan ilk demokratik seçimleri Muhammed Mursi’nin kazanmasıyla başlayan süreç, Mısır toplumu içindeki kutuplaşmaları daha da derinleştirmiştir. Mursi yönetiminin yeni bir anayasa yapma girişimi ve bürokrasideki eski rejim kalıntılarıyla mücadelesi, muhalif kesimler ve özellikle ordu tarafından sert tepkiyle karşılanmıştır. Bu gerilim, 3 Temmuz 2013 tarihinde Abdülfettah es-Sisi liderliğindeki askeri müdahaleyle sonuçlanmış ve Mısır’da Arap Baharı ile başlayan demokrasi denemesi ağır bir darbe almıştır. Müdahale sonrası yaşanan şiddet olayları ve binlerce insanın hayatını kaybettiği Rabaa Meydanı katliamı, Mısır’ın sadece siyasi değil, hukuki ve insani açıdan da büyük bir gerileme yaşamasına neden olmuştur.


Arap Baharı kapsamında halk ayaklanmalarının patlak verdiği diğer ülkelerden görüntüler.(AA)

Libya: Kaddafi’nin Devrilmesi ve Devlet Yapısının Çöküşü

Libya’da 2011 yılının Şubat ayında Bingazi şehrinde başlayan isyanlar, Tunus ve Mısır’daki barışçıl gösterilerden farklı olarak çok kısa sürede silahlı bir çatışmaya evrilmiştir. 42 yıldır ülkeyi "Yeşil Kitap" adını verdiği kendine has bir sistemle yöneten Muammer Kaddafi, protestolara ordu gücüyle ve çok sert bir şekilde karşılık vermiş, bu durum olayları bir iç savaşa dönüştürmüştür. Sürecin en kırılma noktası ise Birleşmiş Milletler’in "sivilleri koruma" kararıyla birlikte Fransa ve İngiltere öncülüğündeki NATO güçlerinin Libya’ya başlattığı askeri müdahaledir. Bu müdahale, Kaddafi’ye bağlı birliklerin gücünü kırmış ve muhaliflerin ilerlemesini sağlamıştır. 20 Ekim 2011’de Kaddafi’nin memleketi Sirte’de yakalanarak öldürülmesiyle Libya’da bir devir kapanmış; ancak bu son, ülkeye istikrar getirmek yerine tam bir kaosun kapılarını aralamıştır. Kaddafi sonrası Libya’da merkezi bir devlet otoritesi kurulamamış, ülkedeki aşiret yapıları ve farklı silahlı gruplar arasında büyük bir güç savaşı başlamıştır. Libya, kurumların neredeyse hiç olmadığı bir sistemden geldiği için demokratik bir geçiş süreci yaşayamamış; aksine "iki başlı" bir yönetim krizine sürüklenmiştir. Ülkenin doğusunda (Tobruk) ve batısında (Trablus) kurulan iki farklı hükümet, Libya’yı uluslararası güçlerin (Rusya, Fransa, Mısır, Türkiye, BAE gibi) kendi çıkarları doğrultusunda saf tuttuğu bir rekabet alanına çevirmiştir. Bu durum, Libya’nın zengin petrol kaynaklarının kontrolü üzerine dönen küresel bir satranca dönüşmesine ve anayasal süreçlerin sürekli tıkanmasına neden olmuştur. Bugün Libya, hala toprak bütünlüğünü sağlama ve meşru bir seçim süreciyle tek bir yönetim altında birleşme mücadelesi vermektedir.

Suriye: Barışçıl Gösterilerden Küresel Bir Krize Uzanan Süreç

Suriye’de Arap Baharı, 2011 yılının Mart ayında Dera şehrinde bir grup öğrencinin duvarlara rejim karşıtı sloganlar yazması ve sonrasında tutuklanıp işkence görmesiyle fitillenmiştir. Tunus ve Mısır’daki gibi barışçıl gösterilerle başlayan süreç, Beşşar Esed yönetiminin protestolara ordunun ağır silahlarıyla karşılık vermesi üzerine çok kısa sürede kanlı bir iç savaşa dönüşmüştür. Suriye’yi diğer ülkelerden ayıran en büyük fark, bölgedeki mezhepsel dengelerin ve stratejik ittifakların merkezinde yer almasıdır. Gönderdiğin kaynaklarda da belirtildiği üzere, Suriye’deki kriz sadece bir rejim değişikliği meselesi olmaktan çıkmış; Rusya’nın Akdeniz’deki varlığını koruma çabası, İran’ın bölgedeki nüfuz hattını (direniş ekseni) savunması ve Batılı güçlerin müdahaleleriyle küresel bir vekalet savaşına dönüşmüştür. İç savaşın derinleşmesiyle birlikte ortaya çıkan otorite boşluğu, DEAŞ gibi radikal örgütlerin zemin bulmasına ve milyonlarca insanın evini terk ederek dünya tarihinin en büyük göç krizlerinden birinin yaşanmasına neden olmuştur. Rusya'nın 2015 yılında sahaya doğrudan askeri müdahalede bulunması, Esed rejiminin devrilmesini engellerken; Türkiye ise sınır güvenliğini korumak ve insani felaketi önlemek adına hem diplomasi masasında hem de sahada aktif bir rol üstlenmiştir. Bugün Suriye, toprakları farklı güçler tarafından kontrol edilen, anayasa yazım süreçleri sürekli tıkanan ve toplumsal yapısı ağır hasar almış bir kriz merkezi olarak kalmaya devam etmektedir.


Tunus'ta, 23 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yöneten Zeynel Abidin bin Ali'nin devrilmesiyle sonuçlanan 17 Aralık 2010'da başlayan halk hareketinin 15. yıl dönümü kutlandı.(AA)

Arap Baharı’nın etkisi sadece Akdeniz hattıyla sınırlı kalmamış, Körfez ve Arap Yarımadası’na da sıçramıştır. Yemen’de 33 yıllık Ali Abdullah Salih iktidarına karşı başlayan isyanlar, uzun süren çatışmaların ardından bir iktidar devriyle sonuçlansa da ülke huzura kavuşamamıştır. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesi ve İran destekli Husilerin ilerleyişi, Yemen’i dünyanın en büyük insani krizlerinden birine hapsetmiştir. Bahreyn’de ise Şii çoğunluğun Sünni yönetime karşı başlattığı gösteriler, Suudi Arabistan ve BAE’nin askeri müdahalesiyle statükonun korunması adına sert bir şekilde bastırılmıştır. Bu iki örnek, Arap Baharı’nın sadece "demokrasi" talebi değil, aynı zamanda bölgesel güçlerin (S. Arabistan-İran) rekabet alanı olduğunu göstermektedir.

Sosyal Medyanın Rolü: "Facebook ve Twitter Devrimleri"

Arap Baharı, dünya tarihine "ilk dijital devrimler" olarak geçmiştir. Geleneksel medyanın devlet kontrolünde olduğu bu ülkelerde; Facebook, Twitter ve YouTube gibi platformlar halkın örgütlenmesinde, meydanlardaki olayların anlık olarak dünyaya duyurulmasında ve devlet baskısının deşifre edilmesinde hayati bir rol oynamıştır. Sosyal medya, liderlerin "halk her şeyden memnun" imajını yıkarak, muhaliflerin birbirlerinden haberdar olmasını ve ortak bir dil geliştirmesini sağlamıştır. Ancak bu dijitalleşme süreci, ilerleyen yıllarda dezenformasyonun yayılması ve radikal grupların eleman kazanma aracı olarak kullanılması gibi olumsuz sonuçları da beraberinde getirmiştir.


Arap Baharı’ının Ülkeler arasında Baş Göstermesini Temsil Eden Bir Tablo. (AA)

Uluslararası Tepkiler: Rusya, Fransa ve Türkiye’nin Politikaları

Arap Baharı, yerel birer halk hareketi olarak başlasa da kısa sürede küresel güçlerin nüfuz savaşına dönüştüğü bir arena halini almıştır. Özellikle Rusya, Fransa ve Türkiye; bölgedeki tarihsel bağları, güvenlik endişeleri ve ekonomik çıkarları doğrultusunda birbirinden farklı, zaman zaman da çatışan stratejiler izlemişlerdir.

Rusya: Statükonun Korunması ve Bölgeye Dönüş

Rusya için Arap Baharı, Batı’nın (özellikle ABD’nin) "rejim değişikliği" operasyonlarının bir devamı olarak görülmüştür. Moskova, Libya’daki NATO müdahalesinin Kaddafi’nin öldürülmesiyle sonuçlanmasını bir aldatmaca olarak değerlendirmiş ve benzer bir senaryonun Suriye’de yaşanmaması için sert bir duruş sergilemiştir. Suriye, Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesi ve Tartus’taki deniz üssü sayesinde Akdeniz’e açılan tek kapısıdır. Bu sebeple Vladimir Putin yönetimi, Esed rejimini devirmek isteyen muhaliflere karşı 2015 yılında doğrudan askeri müdahalede bulunarak savaşın seyrini değiştirmiştir. Rusya bu hamlesiyle sadece mevcut rejimi korumakla kalmamış, aynı zamanda bölgede ABD’ye alternatif bir güç merkezi olduğunu kanıtlayarak Ortadoğu denkleminin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Fransa: Aktif Müdahale ve Tarihsel Nüfuz Arayışı

Fransa, özellikle Tunus ve Libya üzerinden Arap Baharı’nın en aktif Avrupalı aktörü olmuştur. Sürecin başında Tunus’taki müttefiki Bin Ali’yi desteklemekte geç kaldığı için eleştirilen dönemin Sarkozy yönetimi, bu imajı düzeltmek ve Kuzey Afrika’daki tarihsel etkisini korumak için Libya krizinde öncü rol üstlenmiştir. Fransa, Kaddafi’ye karşı hava harekâtını başlatan ilk ülke olmuş ve Libya’nın geleceğinde söz sahibi olmayı hedeflemiştir. Ancak Libya’nın iç savaşa sürüklenmesiyle birlikte Fransa, bölgedeki radikal örgütlerin yayılmasını kendi güvenliği için bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. İlerleyen süreçte ise Fransa, Libya'nın doğusundaki General Hafter güçlerine destek vererek hem terörle mücadeleyi hem de enerji kaynakları üzerindeki etkisini garanti altına almaya çalışmış, bu durum çoğu zaman Avrupa Birliği’nin diğer üyeleriyle fikir ayrılıklarına düşmesine neden olmuştur.

Türkiye: Demokratik Dönüşüm ve Bölgesel Liderlik

Türkiye, Arap Baharı’nın başlangıcında halkların meşru taleplerini destekleyen "yumuşak güç" odaklı bir politika benimsemiştir. Ankara, bölge halklarının demokrasi ve adalet arayışını, Türkiye’nin kendi demokratik tecrübesiyle birleştirerek bölge için bir "model" olma vizyonuyla hareket etmiştir. Mısır’da halkın oyuyla seçilen ilk başkan Muhammed Mursi’ye verilen güçlü destek ve sonrasında gerçekleşen askeri darbeyle kurulan Sisi yönetimine karşı takınılan mesafeli tavır, Türkiye’nin ilkeli siyasetinin bir yansıması olmuştur. Suriye krizinde ise Türkiye, önce barışçıl çözüm için yoğun diplomasi yürütmüş; ancak şiddetin artması ve sınır güvenliğinin tehdit edilmesiyle birlikte "açık kapı politikası" uygulayarak milyonlarca mülteciye kucak açmıştır. Türkiye, hem sınırındaki terör oluşumlarını (DEAŞ ve PKK/YPG) engellemek hem de siviller için güvenli alanlar oluşturmak adına Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi askeri harekâtları icra etmiştir. Bu süreçte Türkiye, bölgedeki insani felaketleri önleyen en büyük aktör olurken aynı zamanda masada kurulan çözüm mekanizmalarında (Astana ve Soçi süreçleri gibi) belirleyici bir güç haline gelmiştir.

İran: "İslami Uyanış" Söylemi ve Bölgesel Nüfuz Mücadelesi

İran, Arap Baharı’nı başlangıçta "İslami Uyanış" olarak adlandırmış ve bu halk hareketlerini 1979 İran İslam Devrimi’nin bir yansıması gibi pazarlamaya çalışmıştır. Ancak bu destek, sadece Tahran’ın çıkarlarına hizmet eden ülkelerle sınırlı kalmıştır. Mısır ve Tunus’taki devrimleri Batı yanlısı diktatörlerin yıkılışı olarak alkışlayan İran, sıra en yakın müttefiki olan Suriye’ye geldiğinde tamamen farklı bir tavır takınmıştır.

İran için Suriye, Lübnan’daki Hizbullah üzerinden İsrail’e karşı kurduğu "Direniş Ekseni"nin kilit taşıdır. Bu yüzden Beşşar Esed rejiminin devrilmesini engellemek için sadece siyasi destekle yetinmemiş; Devrim Muhafızları ordusunu, Kudüs Gücü komutanlarını ve bölgedeki Şii milis gruplarını doğrudan sahaya sürmüştür. Aynı stratejik hamleyi Yemen’de de uygulayan İran, Suudi Arabistan’ın arka bahçesi sayılan bu bölgede Husi hareketini destekleyerek hem Körfez ülkelerini baskı altına almış hem de bölgedeki mezhepsel rekabette elini güçlendirmiştir. Tahran'ın bu hamleleri, Arap Baharı'nın birçok ülkede mezhepsel bir kutuplaşmaya ve uzun süreli vekalet savaşlarına evrilmesindeki en temel faktörlerden biri olmuştur.

Sonuç ve Günümüz: Arap Baharı’nın 15. Yılı

Bugün Arap Baharı’nın üzerinden 15 yıl geçerken, bölgenin bilançosu oldukça karışıktır. Başlangıçtaki o büyük "bahar" havası; birçok ülkede ekonomik çöküş, iç savaş ve radikalleşme gibi sorunların yaşandığı bir "Arap Kışı"na dönüşmüştür. Tunus’un yaşadığı demokratik tıkanıklık, Mısır’ın güvenlik odaklı yönetimi ve Suriye-Libya-Yemen üçgenindeki bitmeyen savaşlar, sürecin ne kadar sancılı olduğunu göstermektedir. Ancak her şeye rağmen, Arap Baharı bölge insanının zihninde "yönetimlerin değişebileceği" ve "halkın bir iradesi olduğu" gerçeğini kalıcı olarak yerleştirmiştir. Bugün Ortadoğu, bu büyük sarsıntının ardından yeni bir denge ve kimlik arayışı içerisindedir.

Kaynakça

 “Arap Baharı 1 Yaşında.” Anadolu Ajansı. 17 Aralık 2011. Erişim 9 Mart 2026. Link

Aras, İlhan. “Fransa’nın Arap Baharı Politikası.” Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi 4, no. 2 (2017): 137–169. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Ataman, Muhittin. “Arap Dünyasında Değişim Talebi Devam Ediyor.” Anadolu Ajansı. 23 Aralık 2019. Erişim 9 Mart 2026. Link

Bal, Sümeyye. “Arap Baharı Sürecinde Obama Dönemi Amerikan Dış Politikası: Mısır Örneği.” Orta Doğu ve Orta Asya-Kafkaslar Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi 4, no. 1 (2024) Erişim Tarihi: 9 Mart 2026.Link

Canlı, Enes. “Arap Baharı'nın Fitilini Ateşleyen Ayaklanmaların Üzerinden 11 Yıl Geçti.” Anadolu Ajansı. 17 Aralık 2021. Erişim 9 Mart 2026. Link

Canlı, Enes. “Arap Baharı'nın İlk Devriminin Üzerinden 10 Yıl Geçti.” Anadolu Ajansı. 14 Ocak 2021. Erişim 9 Mart 2026. Link

Doğan, Battal. “Türkiye ve İran’ın Arap Baharı Dönemi Dış Politikası ve Arap Basınına Yansımaları, 2011–2015.” Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi 9, no. 1 (2022): 149–186. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026.Link

Gün, Mehmet Salih. “Filistin’de Arap Baharı.” Yasama Dergisi 23 (2013): 118–126. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Gün, Mehmet Salih. “Yemen’de Arap Baharı.” Yasama Dergisi 22 (2012): 0–21. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Hacıoğlu, Necdet, ve Uğur Saylan. “Arap Baharı’nın Turizme Yansımaları: Arap Ülkeleri ve Türkiye.” Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 17, no. 32 (2014): 55–80. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Hasanov, Ibragim. “Rus Basınında Arap Baharı.” Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 10 (2020): 93–128. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Kibar Önder, Neslihan. “Kaddafi Dönemi Libya İç ve Dış Siyaseti: Libya Arap Baharında Türkiye Politikası.” Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi 5, no. 1 (2021): 136–148. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Meral, Kevser Zeynep. “Sosyal Medyanın Arap Baharındaki Rolü.” Yeni Medya Elektronik Dergisi 5, no. 1 (2021): 26–34. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026.Link

Çırakoğlu, Ahmet. “İran’ın Gözüyle Arap Baharı.” Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1, no. 2 (2017): 99–110. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026.Link

İzzetgil, Elşan, ve Rovshan Murshudlu. “Suriye Krizi Bağlamında Rusya’nın Ortadoğu Politikasının Türkiye-Rusya İlişkilerine Etkisi.” Bölgesel Araştırmalar Dergisi 5, no. 1 (2021): 269–311. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Şen, Yağmur. “Suriye’de Arap Baharı.” Yasama Dergisi 23 (2013): 54–79. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

Şen, Yağmur. “Ürdün’de Arap Baharı.” Yasama Dergisi 22 (2012): 141–156. Erişim Tarihi: 9 Mart 2026. Link

“Arap Baharı'nın Yıl Dönümünde 8 Ülke Yeniden Gösterilere Sahne Oluyor.” Anadolu Ajansı. 30 Aralık 2018. Erişim 9 Mart 2026. Link

Ayrıca Bakınız

Yazarın Önerileri

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarElif KARDAŞ13 Mart 2026 14:52

Etiketler

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Arap Baharı" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Tunus: Yasemin Devrimi ve Bin Ali Döneminin Sonu

  • Mısır: Tahrir Meydanı ve Demokrasi Denemesinin Kırılması

  • Libya: Kaddafi’nin Devrilmesi ve Devlet Yapısının Çöküşü

  • Suriye: Barışçıl Gösterilerden Küresel Bir Krize Uzanan Süreç

  • Sosyal Medyanın Rolü: "Facebook ve Twitter Devrimleri"

  • Uluslararası Tepkiler: Rusya, Fransa ve Türkiye’nin Politikaları

  • Rusya: Statükonun Korunması ve Bölgeye Dönüş

  • Fransa: Aktif Müdahale ve Tarihsel Nüfuz Arayışı

  • Türkiye: Demokratik Dönüşüm ve Bölgesel Liderlik

  • İran: "İslami Uyanış" Söylemi ve Bölgesel Nüfuz Mücadelesi

  • Sonuç ve Günümüz: Arap Baharı’nın 15. Yılı

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor