İnsan büyüdükçe şunu fark ediyor; hayat herkese bir şeyler öğretiyor ama bazı insanlara sadece dayanmayı öğretiyor.
Öyle insanlar var ki çocuk yaşta "Güçlü ol." sözünü duyuyor. Ağlamamayı, derdini içinde tutmayı, kırıldığında bile gülümsemeyi öğreniyor. Zaman geçiyor, yıllar değişiyor ama o alışkanlık hiç değişmiyor. Herkesin yükünü omuzluyor, herkesin derdini dinliyor, herkes için çabalıyor... Fakat ne zaman sıra kendisine geliyor, sessizce geri çekiliyor.
Çünkü bazı insanlar kendilerini sevmeyi değil, kendilerinden vazgeçmeyi öğreniyor.
Bir başkası üzülmesin diye susuyorlar. Haksızlığa uğrasalar bile ses çıkarmıyorlar. Affetmedikleri halde affetmiş gibi davranıyor, unutamadıkları şeyleri unutmuş gibi yaşamaya devam ediyorlar. Kalplerinde taşıdıkları ağırlığı kimse fark etmesin diye yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmiyorlar.
Oysa insanın en çok kendine merhamet etmesi gerekir.
Kendine kızmak yerine biraz anlamaya çalışması gerekir. Her şeyi doğru yapmak zorunda olmadığını kabul etmesi gerekir. Yorulabileceğini, kırılabileceğini, bazen hiçbir şey yapmadan sadece dinlenmeye ihtiyacı olabileceğini kendine hatırlatması gerekir.
Çünkü dünya zaten yeterince sert.
İnsanların yargıları, hayatın yükü, beklentiler, kayıplar ve hayal kırıklıkları... Bunların arasında bir de insanın kendi kendine yüklenmesi, taşıdığı yükü daha da ağırlaştırıyor.
Belki de bu yüzden bazı insanlar küçük bir iyilik görünce gözyaşlarını tutamıyor. Çünkü yıllardır herkese gösterdikleri şefkati, ilk kez kendilerine gösteren biriyle karşılaşıyorlar. Bir "Nasılsın?" sorusu, içten bir sarılma ya da "Sen de yorulmuşsundur." cümlesi, içlerinde sessizce bekleyen bütün duyguları ortaya çıkarıyor.
Ne garip değil mi?
Başkaları için saatlerce düşünebilen insan, kendisi için birkaç dakika ayırınca kendini suçlu hissediyor. Dinlenmek istese tembellik yaptığını sanıyor. Hayır demek istese bencil olduğunu düşünüyor. Oysa insanın kendini koruması bencillik değil, yaşamaya devam edebilmesi için bir ihtiyaçtır.
Kimse sonsuza kadar güçlü kalamaz.
En sağlam görünen duvarların bile bir çatlağı vardır. En çok gülen insanların bile geceleri kimseye anlatamadığı dertleri vardır. Sessiz insanlar konuşmadıkları için değil, bazen anlatacak birini bulamadıkları için susarlar.
Belki de bu yüzden kendine biraz daha yumuşak davranmalısın.
Geçmişte yaptığın hatalar için kendini yıllarca cezalandırmayı bırakmalısın. Herkesin senden memnun olmasını beklemekten vazgeçmelisin. Herkese yetişmeye çalışırken kendini geride bırakmamalısın.
Çünkü sen de bu hayatın içinde değer verilen, anlaşılmayı hak eden, yorulduğunda dinlenebilen bir insansın.
Unutma, kırılmış bir kalp başkalarını iyileştirmeye çalışırken kendi yaralarını görmezden gelirse, bir gün tamamen yorulur. Ve bazen insanı hayata küstüren şey büyük acılar değil, yıllarca kendine göstermediği merhamettir.
Bu yüzden bugün bir an dur.
Geçmişte üzülmüş o haline, kimseye anlatamadığın gecelerine, sustuğun cümlelere, içinde sakladığın yaralara dönüp bak.
Ve belki de ilk defa, kimseye söylemediğin o cümleyi kendine söyle:
"Elinden geleni yaptın. Yoruldun, düştün, kırıldın ama yine de ayağa kalktın. Şimdi biraz da kendine iyi davran. Çünkü senden başka, seni ömrün boyunca taşıyacak kimse olmayacak."
İnsan bazen dünyadan değil, kendi kalbine karşı acımasız olmaktan yorulur.
Belki de iyileşmek, tam da burada başlıyordur...
Kendine biraz merhamet ettiğin yerde.