
Toshihiko Izutsu, çok dilli yetkinliği, semantik analiz yöntemi ve karşılaştırmalı Doğu felsefesi çalışmalarıyla tanınan Japon düşünür, dilbilimci, İslâm araştırmacısı ve filozofudur. Otuzdan fazla dili yüksek düzeyde okuyabilen Izutsu, dil/düşünce ilişkisini merkeze alan semantik bir yaklaşım geliştirmiş; özellikle Kur’an semantiği, tasavvuf, İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd anlayışı ve Doğu mistik gelenekleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Erken Yaşamı ve Eğitimi Toshihiko Izutsu, 19
TR
Nazlı Kemerkaya

"Fusûsü’l-hikem", 13. yüzyıl İslam düşünürü Muhyiddin İbnü'l-Arabî tarafından kaleme alınmış olup, tasavvuf felsefesinin temel metinleri arasında yer alır. Eser, her biri bir peygamber ismiyle anılan 27 bölümden oluşmakta ve her bölümde ilgili peygamberin temsil ettiği "hikmet" türü işlenmektedir. Bu hikmetler aracılığıyla İbnü'l-Arabî, varlık, ilim, nübüvvet ve vahiy gibi temel metafizik ve epistemolojik meseleleri ele alır. İşlenen Temalar Varlığın Birliği (Vahdet-i Vücûd): Eserin temel felsef
TRElyesa Köseoğlu
Sözlükte “alışkanlık, yakınlık, samimi olma, nazlanma” gibi anlamlara gelen üns (ünsiyyet) kelimesi, tasavvuf literatüründe çoğunlukla Allah’ın cemâl tecellilerine mazhar olan sûfînin kalbinde bu ilâhî tecellileri müşahede etmesi ve Hak ile huzurda bulunma halini ifade etmek üzere kullanılır. Ünsiyet kazanmaya, yakınlık kurmaya istînâs denir. Hakk’ın celâl tecellileri karşısında kulun varlığının silinmesi heybet terimiyle ifade edilir ki üns halinin zıddıdır. Ünsü şevk ile itminan halleri arasın
TRİslam Ansiklopedisi
Halvetiyye tarikatının dört ana kolundan (Cemâliyye, Ahmediyye, Rûşeniyye, Şemsiyye) Cemâliyye’nin bir şubesidir. II. Bayezid devrinde İstanbul’a gelip kendisine tahsis edilen Kocamustafapaşa Dergâhı’nda irşad faaliyetine başlayan Cemâl-i Halvetî tarafından kurulan Cemâliyye, Sünbüliyye ve Şâbâniyye adlı iki büyük kola ayrılmıştır. Cemâl-i Halvetî’nin halifelerinden Sünbül Sinan’a nisbet edilen Sünbüliyye, İstanbul merkezli bir tarikat olma özelliği taşırken seyrüsülûkünü Bolu’da Cemâl-i Halvetî
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “hareket etmek, sarsılmak, taşmak” gibi anlamlara gelen şatah kelimesi, yatağı dar olan bir ırmağın sel ile kenarlarına taşması gibi sûfînin kalbinden taşan ilâhî hakikatleri ifade eder (Serrâc, s. 422, 453). II. (VIII.) yüzyıldan itibaren sûfîler arasında kullanılmaya başlanan şathiyye (çoğulu şatahât/şathiyyât) sûfînin sekr, vecd, cezbe, galebe, inbisat, istiğrak, cem‘, fenâ ve tevhîd-i zâtî gibi kendini kontrol edemediği tasavvufî haller içinde söylediği sözlerdir. Bâyezîd-i Bistâmî,
TRİslam Ansiklopedisi
“Varlığın zıddı, yokluk, hiçlik” ve “varlığın yaratılmasından önceki hal” gibi anlamlarda kullanılan adem, felsefe kaynaklı bir kavramdır. Kur’an’da yer almaz. Antikçağ Yunan felsefesinde başlayan varlık-yokluk tartışmasında Parmenides, Herakleitos ve Anaksagoras gibi presokratik filozoflar, yokluktan bir şeyin meydana gelemeyeceği düşüncesinden hareketle yokluğun reel bir varlığı bulunmadığını, yokluk fikrinin bir kuruntudan ibaret olduğunu, dolayısıyla varlığın ezelî ve ebedî olduğunu savunmuş
TRİslam Ansiklopedisi
Horasan Selçukluları’nın son zamanlarında, büyük bir ihtimalle 537-540 (1142-1145) yılları arasında Nîşâbur’da dünyaya geldi. Eczacılık ve tıp ile meşgul olduğu için “Attâr” lakabını aldı ve bu lakapla meşhur oldu. Çocukluk ve gençlik devresi hakkında kaynakların verdiği bilgiler çok farklı ve yetersizdir. Ancak eserlerinden, gençliğinde bir taraftan attarlıkla uğraştığı, diğer taraftan da ilim tahsil ettiği, tasavvufî bilgiler edindiği ve çeşitli şeyhlere hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Kendisi,
TRİslam Ansiklopedisi
Adını Bâyezîd-i Ensârî’nin “Pîr-i Revşen” (aydınlığın pîri) lakabından almaktadır. Ancak Seyyid Ali Tirmizî, Ahund Dervîze ve Molla Muhammed Asgar’ın başını çektiği dinî muhalifler grubu ile Revşenîler’i siyasî bir tehdit olarak gören Bâbürlü tarihçileri onu “Pîr-i Târîk” (karanlığın pîri), taraftarlarını da “Târîkiyân” diye adlandırmıştır. Kendisini teftiş eden Kâbil Kadısı Kādî Han’a verdiği cevapta Üveysî olduğunu, Hz. Peygamber’in doğrudan mânevî terbiyesiyle kemale erdiğini söyleyen Bâyezîd
TRİslam Ansiklopedisi
Muhyiddin İbnü’l-Arabî birçok şeyhle görüşmüş, onların telkin ve tavsiyelerinden faydalanmış, hatta kendilerinden hırka giymiş, bunları üstatları ve şeyhleri olarak saygıyla anmış olmakla beraber bir şeyhe intisap edip sülûkünü tamamlamış bir mutasavvıf değildir. Bu husus, doğuştan sahip bulunduğu mânevî istidadın ve kendi ifadesiyle “hâtemü’l-velâye” (velîliğin mührü) oluşunun ona verdiği bir istiğnâ hali olarak değerlendirilebilir. Nitekim İbnü’l-Arabî yirmi yaşında tasavvuf yoluna girdiğini v
TRİslam Ansiklopedisi
XIV. yüzyılın ikinci yarısında, bir şeyhe bağlanmadan kitaplarla yetinerek tasavvuf hayatı yaşamanın mümkün olup olmadığı konusunda Endülüs âlimleri arasında bir tartışma çıkmış (Şifâʾü’s-sâʾil, s. 3-5), bunun üzerine İbrâhim b. Mûsâ eş-Şâtıbî, Mağrib’in tanınmış âlimlerine birer mektup göndererek bu konudaki düşüncelerini sormuştu (bu soruya İbn Abbâd er-Rundî ile Ebü’l-Abbas el-Kabbâb’ın verdikleri cevaplar için bk. Şifâʾü’s-sâʾil, tekmile kısmı, s. 111-134). Söz konusu mesele kendisine sorulm
TRİslam Ansiklopedisi