NaNakîbü'l Eşraf, İslâm devletlerinde Hz. Muhammed’in soyundan gelen seyyid ve şeriflerin doğum, ölüm, nesep ve hukukî durumlarını kayıt altına alan; onların işlerini düzenleyen ve bu zümreye dair idarî, hukukî ve sosyal meseleleri yürüten kurumsal yapının başında bulunan görevliye verilen unvandır. Bu görevi yürüten makam ve teşkilat ise Nakîbü'l Eşraflık olarak adlandırılır. Nakîb kelimesi sözlük ve kullanım alanı itibarıyla gözeten, denetleyen ve temsil eden anlamlarını taşır. Nakîbü'l Eşraf is
TR
Nursena Güller
Kelimenin Pehlevîce’den geldiği ve aslının katak-xvatai olduğu belirtilir. Farsça’da kedhudâ şeklini almış, Türkçe’de hem bu şekilde hem de bundan gelen kâhya biçiminde kullanılmıştır. Kedhudanın Farsça’da “ev, köy; taht” anlamındaki ked ile “sahip ve mâlik, efendi” mânasına gelen hudâ kelimelerinden oluştuğu ileri sürülür. Kedhüdânın Osmanlı Türkçesi’ne kehaya, kâya şekillerinde geçip halk ağzında kâhya biçiminde kullanıldığı yolundaki görüşe rağmen kâhya kelimesinin menşei henüz kesin olarak a
TRİslam Ansiklopedisi
Gelibolu müftüsü olan babasına nisbetle daha çok Müftîzâde lakabıyla meşhur olmuştur. Medrese tahsilinden sonra çeşitli ilmiye görevlerinde bulundu. 1772 Rus seferine Mekke pâyesiyle ordu kadısı olarak katıldı. 1782’de İstanbul kadısı, 1785’te Rumeli kazaskerliği pâyesiyle Anadolu kazaskeri ve 10 Şubat 1786’da şeyhülislâm oldu. 1787’de Rusya’ya sefer açılıp açılmaması hususunda devlet erkânı arasında farklı görüşler belirdiği zaman Sadrazam Koca Yûsuf Paşa, Şeyhülislâm Ahmed Efendi ile birlikte
TRİslam Ansiklopedisi
Selçuklular’dan itibaren siyasî ve askerî bir unvan olarak kullanılan mîr-i alem, Arapça emîrin kısaltılmış biçimi mîr ile (bey) alem (sancak, bayrak) kelimelerinden oluşur (emîrü’l-alem → emîr-i alem → mîr-i alem). Livâ ve râye de alemle aynı mânaya gelir. İslâm tarihi kaynaklarında Hayber’in fethine kadar (7/628) daha çok livâ kelimesinin kullanıldığı kaydedilmektedir. İbn Sa‘d da bu tarihten evvel râye kelimesine rastlanmadığını belirtir (eṭ-Ṭabaḳāt, II, 106). Selçuklular’dan önceki dönemlerd
TRİslam Ansiklopedisi

Andrew Mountbatten Windsor (Prens Andrew), Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi’nin bir üyesidir. Kraliçe II. Elizabeth ile Edinburgh Dükü Prens Philip’in üçüncü çocuğu ve ikinci oğludur. 19 Şubat 1960 tarihinde Londra’daki Buckingham Sarayı’nda doğmuştur. 30 Ekim 2025'te Birleşik Krallık Kralı III. Charles’ın kararıyla kendisine ait olan tüm kraliyet unvanları, nişanları ve ayrıcalıkları geri alınmış ve yalnızca “Andrew Mountbatten Windsor” adıyla anılacağı bildirilmiştir. Erken Yaşamı ve Ailesi An
TR
Edanur Karakoç
“Emîrü’l-evtân” olarak da geçen bu unvan “vatanın, beldenin, memleketin, yurdun beyi, yerli bey” anlamına gelir. Osmanlı belgelerinde, Tunus’un yerli kaynaklarında ve Batı kaynaklarında, başlangıçta Tunus’ta Osmanlı sultanının gönderdiği paşalarla (beylerbeyiler) yeniçeriler (yoldaşlar) arasından sivrilerek seçilen dayılar dışında ayrı bir makamı ifade etmek üzere kullanılır. Tunus’ta vatan beyi tabiri ve memuriyeti XVI. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. 982’de (1574) Tunus’un Koca Sinan Paşa ta
TRİslam Ansiklopedisi
1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin gelişmesiyle 1831’de miralaylıkla birlikte feriklik rütbesi de ihdas edilmiş ve ilk defa Firârî Ahmed Fevzi Paşa Hassa, Vâsıf Mehmed Paşa da Mansûre ferikliğine getirilmiştir. 1835 yılına kadar feriklerin teşrifattaki yeri hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte Vak‘anüvis Ahmed Lutfi Efendi, 1836 başlarında bu rütbenin Anadolu kazaskerliği ve rütbe-i sâniyenin sınıf-ı evvel mütemâyiziyle aynı d
TRİslam Ansiklopedisi
Bizans Rumcası’ndan (aféndis) Türkçe’ye geçmiş olan ve “sahip, mâlik” anlamına gelen kelime Mevlânâ’nın şiirlerinde geçtiğine göre XIII. yüzyıldan önce Anadolu’da kullanılmış olmalıdır. Kastamonu emîrinin kardeşine efendi unvanının verildiği bilinmektedir. Bu unvan Osmanlılar’da daha yaygın şekilde görülür. Âşıkpaşazâde’deki kayda göre Kara Rüstem, Kazasker Çandarlı Kara Halil’e efendi şeklinde hitap etmişti (Târih, s. 54). Fâtih Sultan Mehmed de Galata ahalisine verdiği Rumca fermanda kendisi i
TRİslam Ansiklopedisi