
Johatsu, Japoncada kelime anlamıyla "buharlaşma" veya "buharlaşmış insanlar" anlamına gelen ve bireylerin kendi istekleriyle mevcut yaşamlarını, ailelerini, işlerini ve kimliklerini hiçbir iz bırakmadan geride bırakarak ortadan kaybolma eylemini tanımlayan sosyolojik bir terimdir. Tarihsel Gelişim Bu olgu tarihsel süreçte ilk olarak 1960'lı yıllarda, boşanma süreçlerinin zorlu olması nedeniyle mutsuz evliliklerinden kaçmak isteyen kişilerin eşlerini terk etmesiyle toplumsal literatüre girmiştir.
TR
Nursena Şahin

Almanca'da "Torschlusspanik" diye bir kelime var. Kelimenin kökeni, ortaçağ Avrupa'sındaki surla çevrili şehirlere dayanır: gece belirli bir saatte şehrin büyük kapıları kapatılır, dışarıda kalanlar ise vahşi hayvanlara, eşkıyalara, soğuğa terk edilirdi. "Kapı kapanma paniği" — tam da bu görüntüden doğmuş bir korku. Zamanında içeri girememe, geç kalma, dışarıda kalıp kapatılan bir şeyin ardında kalakalma korkusu. Bugün kimse şehir kapılarından korkmuyor elbette. Ama bu kelime, modern hayatın ort
TR
Ömer Said Aydın

Kahve henüz sıcakken bitirildi. Bardaktan yükselen buhar hâlâ havadaydı ama masadaki kişi çoktan kalkmıştı. Gideceği yere geç kalmıyordu aslında. Ortada gerçek bir telaş da yoktu. Yine de her şey biraz hızlı olmuştu. Kahvenin tadı tam hatırlanmıyordu. Pencerenin dışındaki yağmur fark edilmemişti. Masanın yanından geçen insanların yüzleri seçilmemişti. Kahve içilmişti ama sanki yaşanmamıştı. Günün geri kalanında bu durumun üzerinde durulmadı elbette. Çünkü hayatın içinde buna benzeyen yüzlerce kü
TR
Ebrar Sıla Peri
HeKalabalık bir masada herkes aynı anda konuşurken bazen biri birkaç saniyeliğine tamamen sessizleşiyor. Gözleri bir noktaya kayıyor. Sanki kısa bir an için bulunduğu yerden çıkıp başka bir yere gitmiş gibi oluyor. Sonra biri ona bir şey soruyor, tekrar gülümsüyor, konuşmaya devam ediyor. Kimse o birkaç saniyeyi fark etmiyor bile. Belki de insanların görünmeyen tarafı tam olarak böyle anlarda ortaya çıkıyor. Çünkü insanın dışarıya gösterdiği hayatla içinde yaşadığı hayat çoğu zaman aynı değil. Hat
TR
Ebrar Sıla Peri

Salı sabahı işe giderken, ayaklarımın altındaki çimenleri hissetmek için lastik bir botun içinde olmadığımı fark ettim. O an, doğayla aramdaki kopukluğun ne kadar derin olduğunu anladım. O gün, şehir hayatının tam ortasında doğayla yeniden bağ kurmanın yollarını aramaya karar verdim. Sabah 07:30 - Parkta Çıplak Ayak Yürüyüşü İşe gitmek yerine, mahallemin yanındaki küçük parka yöneldim. Ayakkabılarımı çıkardığımda, çimenlerin serinliği ve nemi ayaklarımda garip ama bir o kadar da tanıdık hissetti
TR
Enes Fırat Toksöz
DüAkşamın kalabalığı yavaş yavaş bir kafeye doluyordu. Masalar neredeyse tamamen dolmuştu. Bir köşede arkadaş grupları yüksek sesle konuşuyor, bir başka masada insanlar telefon ekranlarını birbirine göstererek gülüyordu. Garsonlar ellerinde tepsilerle masaların arasında kaybolup yeniden ortaya çıkıyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi. Şehrin sıradan bir akşamı. Ama pencere kenarında oturan biri vardı; kahvesi çoktan soğumuş, gözleri ara sıra dışarıdaki caddeye kayıyordu. O da oradaydı. Aynı hav
TR
Ebrar Sıla Peri
İnBir zamanlar ezbere bildiğin bir şarkıyı tekrar açıyorsun. Eskiden ilk birkaç saniyesinde bile içinde bir şey kıpırdayan o şarkıyı. Belki gece yürürken dinlemiştin ilk kez, belki birini hatırlatıyordu, belki sadece gençliğinin belli bir dönemine aitti. Şimdi aynı şarkı çalıyor ama hiçbir şey olmuyor. Ne özlem. Ne heyecan. Ne hüzün. Şarkı bitiyor. Sen de devam ediyorsun. Ve bazen insanı en çok bu korkutuyor. Üzülmek değil. Hiçbir şey hissedememek. Çünkü insan mutsuz olduğunda en azından bir şeyle
TR
Ebrar Sıla Peri