AiAizanoi Örenyeri, günümüzde Kütahya ilinin Çavdarhisar ilçesi sınırlarında yer alan ve tarihî kökenleri M.Ö. 3. binyıla kadar uzanan bir antik yerleşimdir. Frigya'ya bağlı Aizanitis halkının ana yerleşim yeri olan Aizanoi, Roma döneminde büyük bir gelişim göstermiş ve özellikle M.S. 2. yüzyılda kentleşme sürecini tamamlamıştır. Şehir, ticaret, tarım ve dini yapılarıyla öne çıkarken, Roma İmparatorluğu'nun önemli kentlerinden biri hâline gelmiştir. Kent, antik dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapına
TR
Nazlı Kemerkaya
Amasyalıdır. Şirvânî İsmâil Efendi’nin oğlu, Sadrazam Şirvânîzâde Rüşdü Paşa’nın kardeşidir. Tahsilini Amasya ve İstanbul’da yaptı. Önce müderris, Mayıs 1867’de de Galata mollası oldu; aynı yılın aralık ayında Mekke-i Mükerreme ve daha sonra da İstanbul pâyelerini aldı. Kendisine 1874’te fiilen İstanbul kadılığı, ardından Anadolu kazaskerliği pâyesi verildi. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (Doksanüç Harbi) sırasında Afganistan’ın Rusya’ya taarruz ederek Osmanlı Devleti’ne yardımda bulunmasını ve aynı
TRİslam Ansiklopedisi
IzKöken Iztırar kelimesi, Türkçeye Arapça ḍrr kökünden gelen iḍṭirār (اضطرار) sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük, “aşırı sıkıntı, mecburiyet” anlamlarına gelir ve Arapçada “eksiltti, bozdu” manasındaki ḍarra (ضَرَّ) fiilinden türetilmiştir. Kelime köken olarak, bir zaruret veya sıkıntı karşısında “zorunda kalma” durumunu ifade eder. Kullanım Alanları Hukuk ve Mecelle: İslam hukuku ve Osmanlı medeni kanunu olan Mecelle'de, kişinin kendi iradesi dışında, hayati bir tehlike veya ağır bir baskı (ikrah
TR
Tuğba Aygün
Kastamonuludur. Meslekî hayatına Kazasker Zeynelâbidin Efendi’nin çocuklarına muallimlik yaparak başladı. 1859’da Galata, 1866’da da Sofya mollası oldu. Ardından Mekke-i Mükerreme pâyesini elde etti. 1868’de Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye âzalığına getirildi; daha sonra İstanbul pâyesini kazandı. Ekim 1875’te Mahkeme-i Temyîz reisi olduktan sonra Anadolu kazaskerliği pâyesini aldı. Nisan 1888’de mâlulen emekliliğini istedi. 6 Zilhicce 1305’te (14 Ağustos 1888) vefat etti ve Fâtih Camii hazîresine defne
TRİslam Ansiklopedisi
Kur’an ve hadis metinlerinin yorumu konusunda fıkıh usulünde geliştirilen terminoloji içinde önemli bir yere sahip olan mutlak ve mukayyed lafzın delâletinin vasıf, şart, zaman, mekân gibi kayıtlarla sınırlandırılmış olup olmadığını belirten bir kavram çiftidir. Mutlak için “gayri muayyen bir ferdi veya fertleri gösteren ve herhangi bir sıfatla kayıtlanmış olmayan lafız”, mukayyet için de “gayri muayyen bir ferdi veya fertleri gösteren ve herhangi bir sıfatla kayıtlanmış olan lafız” şeklinde bir
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “toprağa tohum atmak, ekin ekmek” anlamındaki zer‘ kökünden türeyen müzâraa kelimesi, fıkıh terimi olarak tohum ekmek ve mahsulü belli oranda paylaşmak üzere arazi sahibiyle emek sahibi arasında yapılan ziraî ortaklık sözleşmesini ifade eder. Muhâbere, karâh ve hakl terimleri de müzâraa ile eş anlamlıdır; fakat Şâfiîler’e ve bazı Hanbelîler’e göre muhâbere tohum sağlama yükümlülüğünün emek sahibine ait olması durumunu belirtir. Konusu boş tarlaya fidan dikip yetiştirme olan mugārese ile
TRİslam Ansiklopedisi