
Özbekistan (resmi adıyla Özbekistan Cumhuriyeti), Orta Asya’nın merkezinde yer alan; doğusunda Tanrı Dağları’nın batı uzantıları, batısında ise Turan Ovası bulunan, topraklarının önemli bir bölümü Kızılkum Çölü ile kaplı bir ülkedir. Yüz ölçümü yaklaşık 447.400 km² olan ülke, denize kıyısı olmayan ve komşularının da denize kıyısı bulunmayan dünyadaki iki "çift karasal" ülkeden biridir.【1】 Güncel verilere göre 37,7 milyon olan nüfusuyla Orta Asya’nın en kalabalık ülkesi konumundadır.【2】 Nüfusun b
TR
Bahtışen Kabak
Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin hem hocası hem ders arkadaşı olduğu yolundaki kayıtları dikkate alınırsa Semerkant’ta III. (IX.) yüzyılın ilk yarısında doğduğu söylenebilir. Tabakat kitapları Sa‘d b. Ubâde’nin soyundan geldiği hususunda görüş birliği içindedir. Nesefî’nin verdiği soy zincirine göre İyâzî onuncu göbekte Sa‘d b. Ubâde’ye ulaşmaktadır. Kaynaklar, İyâzî’nin Mâtürîdî ile birlikte Ebû Bekir el-Cûzcânî’den ders aldığını kaydeder; İyâzî, ancak o devrin diğer âlimler
TRİslam Ansiklopedisi
461 (1068-69) yılında Buhara yakınlarındaki Nesef (Nahşeb) şehrinde doğdu. İlk tahsilini burada yaptı. Çok sayıda hocadan ders aldığı, 550 üstattan hadis naklettiği ve haklarında Taʿdâdü şüyûḫi ʿÖmer adıyla bir eser yazdığı kaydedilmektedir. Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî, Cemâleddin Hâmid b. Muhammed er-Rîğadmûnî, Muhammed b. Mâhân el-Kebindevî, Ömer b. Muhammed el-Buhârî el-Hoşnâmî, Ahmed b. Abdullah es-Sıbgī, İsmâil b. Muhammed et-Tenûhî, Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Ebû Ali Hasan b. Abdülmelik en-Nesefî hoc
TRİslam Ansiklopedisi
893’te (1488) Buhara’da doğdu. Özbekler’in XV. yüzyılda Mâverâünnehir’de güçlü bir siyasî birlik etrafında toplanmalarını sağlayan Ebülhayr Han’ın oğlu Şah Budak Sultan’ın ikinci çocuğu Mahmud Sultan’ın oğlu ve Muhammed Şeybânî Han’ın yeğenidir. Buhara sarayında eğitim gördü. Şeybânî Han döneminde (1500-1510) devlet işlerine faal olarak katıldı. Şeybânî Han’ın 1510 yılında öldürülmesinden sonra tahta kısa bir süre için Suyunç Hoca Han getirildi. Suyunç Hoca tahta geçer geçmez bazı bölgeleri nüfu
TRİslam Ansiklopedisi
Karahanlılar’dan İlig Nasr b. Ali b. Mûsâ b. Satuk’un iki oğlundan biri olan Ebû İshak İbrâhim, Mâverâünnehir’i zaptetmek üzere harekete geçtiği ve ilk defa tarih sahnesine çıktığı 428’de (1036-37) Böri Tegin unvanını taşıyordu. Onun esas hedefi, 403 (1012-13) yılında babasının ölümüyle kaybedilen Mâverâünnehir’i yeniden ele geçirmekti. Bu amaçla Mâverâünnehir’in hâkimleri Ali Tegin oğullarına karşı saldırıya geçti ve Hucend’i zaptetti. Ancak bu mücadeleler sırasında onlara esir düştü. Kısa bir
TRİslam Ansiklopedisi

Uluğ Bey (1394-1449), Türk-İslam tarihinin en büyük astronom ve matematikçilerinden biri olmasının yanı sıra Timur İmparatorluğu'nun dördüncü hükümdarıdır. Emir Timur’un torunu ve Şahruh’un oğlu olan Uluğ Bey, hüküm sürdüğü dönemi sadece siyasi başarılarla değil, bilimin ve aklın zirveye ulaştığı bir "Semerkant Rönesansı" ile taçlandırmıştır. Asıl adı Muhammed Taragay olan hükümdar, dedesi Timur’un seferleri sırasında İran’ın Soltaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaştan itibaren sarayda se
TR
Mustafa Cem İnci
Babası Nasr b. Ahmed’in 27 Receb 331’de (6 Nisan 943) ölümünün ardından Şâban 331’de (Nisan 943) Buhara’da Sâmânî tahtına çıktı. Abbâsî Halifesi Müttakī-Lillâh, Mâverâünnehir ve Horasan’ın kendisine verildiğine dair bir menşur ve sancak gönderip hükümdarlığını onayladı. Devlet işlerini vezir tayin ettiği hocası Hanefî fakihi Hâkim eş-Şehîd’e (Ebü’l-Fazl Muhammed b. Muhammed el-Mervezî) bırakan Nûh, tahta çıkışının üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden Hârizm Valisi Abdullah b. Eşkām’ın isyanıyla
TRİslam Ansiklopedisi
Mâverâünnehir bölgesinde bugün Özbekistan sınırları içinde yer alan Şâş (günümüzde Taşkent) şehrinden olup hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Iraklı Hanefî fakihi Ebü’l-Hasan el-Kerhî’nin, ömrünün sonlarına doğru kendisine felç indiğinde ders vermek için öğrencisi Şâşî’yi, fetva için de Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed ed-Dâmegānî’yi görevlendirdiği bilinmektedir. Kerhî’nin, “Bize hâfızası Ebû Ali’den daha sağlam ve güçlü biri gelmemiştir” dediği kaydedilmektedir. Şâşî, hocasının vefatından (340/9
TRİslam Ansiklopedisi