DiKöken Dilber kelimesi, Farsça dil-ber (دلبر) sözcüğünden dilimize geçmiş birleşik bir yapıdır. Sözcüğün temelini, "gönül" manasındaki dil (دل) ile “alan, götüren” anlamını taşıyan ber (بر) unsurlarının birleşimi oluşturur. Kullanım Alanları Edebiyat: Klasik metinlerde ve Divan şiirinde sevgiliyi niteleyen temel bir sıfat olarak yer alır. Günlük Dil: Günlük anlarda "alımlı, güzel kadın" anlamıyla, fiziksel çekiciliği ve zarafeti ifade etmek için kullanılır.
TR
Rabia Karabulut
RaKöken Kelimenin kökeni, Fransızca "coşkulu edebi veya müzikal eser" manasındaki rhapsodie terimine dayanır. Bu ifadenin aslı ise Eski Yunanca rhapsōidós (ῥαψῳδός) sözcüğüdür. Tarihsel olarak "destan okuyan ozan" anlamına gelen bu terim; "birbirine eklemek, dikiş dikmek" anlamındaki rháptō (ῥάπτω) ile "şarkı" anlamındaki ōidḗ (ᾠδή) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Kullanım Alanları Müzikal Kompozisyon ve Teori: Müzikolojide; klasik sonat veya senfoni gibi katı ve simetrik yapısal formlara
TR
Cemile YAKAÇ
HuKöken Hunriz kelimesi, Farsça kökenli bir birleşik sıfattır. Bu kelime, Farsçada “kan” anlamına gelen hûn (خون) ile “döken, akıtan” anlamına gelen rîz (ریز) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Dolayısıyla kelime, kelime anlamıyla tam olarak “kan döken” demektir. Kullanım Alanları Klasik Türk Edebiyatı: Özellikle divan şiirinde, âşığa eziyet eden ve onu canından bezdiren zalim sevgiliyi, onun öldürücü bakışlarını (gamze-i hunrîz) veya gaddar bir hükümdarı nitelemek için kullanılan yerleşik bi
TR
Tuğba Aygün
VaVâsûht, klasik Türk edebiyatında âşığın sevgiliden ve aşktan usanarak yüz çevirmesini, sevgilinin cefalarına katlanmak yerine ondan vazgeçmesini konu alan bir şiir tarzıdır. Farsça kökenli bu terim, “sûhten” (yanmak, âşık olmak) fiiline “vâ-” ön ekinin getirilmesiyle oluşmuş olup “usanmak, yüz çevirmek, terk etmek” anlamına gelir. Bu yönüyle klasik divan şiirindeki geleneksel aşk anlayışına zıt bir tavrı temsil eder. Geleneksel divan şiirinde âşık, sevgilinin cefasına katlanmayı yücelik sayarken
TR
Meryem Şentürk Çoban
Di"Die Lorelei", Alman şair Heinrich Heine’nin 1824 yılında yazdığı şiiridir. İlk olarak Buch der Lieder (1827) içinde yayımlanmış, kısa sürede Alman edebiyatının en bilinen lirik şiirlerinden biri hâline gelmiştir. Şiir, Lorelei kayasıyla ilişkilendirilen halk efsanelerinden beslenmiş olup Heine’nin metni doğrudan bir halk şarkısı değil, edebî bir kurgu olarak kaleme alınmıştır. Daha sonra Friedrich Silcher tarafından bestelenmiş ve bu ezgi aracılığıyla geniş kitlelere ulaşarak adeta Alman ulusal
TR
Meryem Şentürk Çoban
Tahminen 309 (921) yılında Tarsus yakınlarındaki Massîsa’da (Adana-Ceyhan arasındaki Misis, Yakapınar) doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları burada geçti. Soyu Temîm kabilesinin kolu olan Dârim b. Mâlik’e dayanır. Kendisine “Nâmî” (yetişen, gelişen, artan) lakabının ne sebeple verildiği bilinmemektedir. Gençliğinde kasaplık yapan ve bu sebeple Serî er-Reffâ gibi rakiplerince hicvedilen Nâmî ilk öğrenimini Massîsa’da gördükten sonra tahsilini ilerletmek için Irak’a gitti. Ardından Halep’e geçerek Ha
TRİslam Ansiklopedisi
SaKöken Samut kelimesi, Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Kelime, Arapçada “susmak” anlamına gelen samt (صمت) kökünden türetilmiş olan ṣamūt (صموت) sıfatından alıntıdır. Kullanım Alanları Edebî Dil: Günümüzdeki “suskun” veya “sessiz” kelimeleri yerine, özellikle klasik şiirde ve eski metinlerde, bir kişinin veya bir ortamın (mahşer, gece vb.) derin sessizliğini betimlemek için kullanılır. Betimleme: Bir mekânın veya anın mutlak sessizliğini, hareketsizliğini veya durgunluğunu vurgulamak amacıyla, gene
TR
Tuğba Aygün
ÖzKöken Türkçe kökenli olan özge kelimesi, Orta Türkçedeki “başka, öteki” anlamlarına gelen özge sözcüğünden evrilmiştir. Bu kelime, Eski Türkçede “kendi, benlik” anlamına gelen öz sözcüğüne +ge ekinin eklenmesiyle türetilmiştir. Kelime, köken olarak “kişinin kendisinden olmayan, dışarıda kalan” anlamından "başka" ve "farklı" manalarını kazanmıştır. Kullanım Alanları Edebi Dil (Edat Olarak): Özellikle klasik şiirde ve eski metinlerde (Fuzûlî, Karacaoğlan örneklerinde olduğu gibi), bir varlığı veya
TR
Tuğba Aygün
İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed olup esmer olmasından dolayı Kara Nâzım diye şöhret bulmuştur. Medrese tahsilinden sonra Şeyhülislâm Ebûsaidzâde Feyzullah Efendi’ye mülâzım oldu ve 40 akçelik müderrisliğe kadar yükseldi. Kaynaklarda yer alan “kirli, Nâzım-ı bî-intizâm” ifadelerini zâhire önem vermemesine, kılık kıyafetine ve temizliğe aldırış etmemesine bağlamak mümkündür. Bir müddet müderrislik yapmasının ardından kılık kıyafeti sebebiyle azledildiği bildirilmekteyse de medreseden çıkarıldık
TRİslam Ansiklopedisi
ŞaTanım isim. Örnek, model, bir tür kalıp. Harf, yazı veya şekillerin bir levhaya çizilip istenilen yere çıkarılabilmesi için çevre çizgilerinin kesilip oyulması ve buradan kalem geçirilmesiyle elde edilen kalıp. Düzeltme, ölçü, kontrol gibi işlerde kullanılan alet. İnşaat: Yol, demir yolu veya herhangi bir toprak yapının eğimini kontrol etmeye yarayan alet. Mecaz: Kullanıla kullanıla asıl anlamını veya önemini kaybetmiş, basma kalıp haline gelmiş söz veya örnek. Köken Şablon kelimesi, Almanca Sch
TR
Meryem Şentürk Çoban