AnAnlıyor musun içimde sakladıklarımı, Söyleyemediğim, içimde kalan cümleleri? Gözlerimden okuyabilir misin beni, Kalbimde büyüttüğüm sessiz düşünceleri? Bilir misin geceler boyunca düşündüklerimi, Geçmişte kalan bazı anıları? Duyabilir misin içimde kopan fırtınaları, Kimseye anlatamadığım duygularımı? Görür müsün yüzümdeki gülümsemenin ardını, Sakladığım kırgınlıkları, içimdeki sessizliği? Bir gün gerçekten anlayabilir misin beni, Ben bile bazen anlayamazken kendimi? Bazen susarım, anlatmam içimd
TREsmanur Aykut

Bir otonom aracın çarpışma anında verdiği ani manevrayı düşünün. Ya da bir kredi başvurusunu reddeden algoritmanın kararını. Ya da bir savaş alanında hedef önceliklendirmesi yapan bir sistem. Bu senaryoların ortak noktası şu: bir "karar" var, bir "sonuç" var, ama geleneksel anlamda bir "fail" yok. Kararı veren şey ne pişmanlık duyabilir, ne hesap verebilir, ne de cezalandırılabilir. İnsan zihni binlerce yıldır sorumluluğu bir özneye bağlamak üzere evrildi. Bir şey ters gittiğinde sorduğumuz ilk
TR
Ömer Said Aydın
BiBazı eşyalar vardır; ilk bakışta sıradan görünür ama sahibi için çok daha fazlasını ifade eder. Başkası için eski ve kullanılmayan bir kolye, sararmış bir mektup ya da yıpranmış bir oyuncak olabilir. Ancak onu saklayan kişi için o eşya, yalnızca bir nesne değil; geçmişten kalan küçük bir parçadır. İnsanların bazı eşyaları yıllarca saklamasının nedeni çoğu zaman ihtiyaç değildir. Çünkü mesele eşyanın ne kadar değerli olduğu değil, neyi hatırlattığıdır. Bir çekmecenin içinde unutulmuş eski bir fot
TR
Ebrar Sıla Peri

Evlerin kuytu köşelerinde, çekmecelerin en dibinde ya da bir rafın üzerinde sessizce bekleyen bazı nesneler vardır. Yüzeyleri biraz aşınmış, renkleri solmuş, belki de artık asıl işlevlerini çoktan yitirmişlerdir. Kırık bir saat, sayfaları sararmış bir defter, eski bir anahtarlık ya da çocukluktan kalma bir oyuncak... İlk bakışta sıradan birer "madde" gibi görünen bu eşyalar, yanlarından öylece geçip giden yabancılar için hiçbir şey ifade etmez. Ancak bizim için durum bambaşkadır. Onlara her doku
TR
Nida Üstün

Boşluğun Çağrısı (L'appel du Vide), Fransızca bir tabir olan ve Türkçeye "boşluğun çağrısı" şeklinde tercüme edilen L'appel du vide, yüksek bir mevkide bulunan bireyin kendisini aşağıya bırakma yönünde hissettiği ani ve izah edilemeyen dürtüyü tanımlayan psikolojik bir fenomendir. Genellikle yüksek bir uçurumun kenarında, bir köprü üstünde veya metro peronunda tren yaklaşırken deneyimlenen bu durum, kişinin içinde bulunduğu tehlikenin içine kendisini kasten bırakma isteğiyle karakterize edilir.
TR
Uğur Taş
Gü"Güneşe Bakmak: Ölümle Yüzleşmek", psikiyatrist ve yazar Irvin Yalom'un kaleme aldığı felsefi ve psikolojik romandır. Yalom, bu eserinde ölüm, varoluş, yaşamın anlamı ve insanın en temel korkuları üzerine önemli sorular sorar. Kitap, aynı zamanda Yalom'un yazdığı bir özyaşam öyküsü gibi de düşünülebilir, çünkü kendi hayatından ve profesyonel deneyimlerinden izler taşır. Kitabın Konusu "Güneşe Bakmak", Yalom'un bir felsefi sorgulama ve terapist olarak yaşamına dair gözlemlerini içeren bir kitap o
TR
Ömer Said Aydın