Hüsün (hüsn) “güzel olmak” anlamında masdar ve “güzellik, rağbet edilen ve sevilen şey” anlamında isim olarak kullanılır (çoğulu mehâsin). Karşıtı olan kubuh ise (kubh) “çirkin olmak” ve “çirkinlik, nefret edilen şey” mânasında masdar-isimdir (çoğulu mekābih; Lisânü’l-ʿArab, “ḥsn”, “ḳbḥ” md.leri). Râgıb el-İsfahânî hüsün kelimesini “güzel olan, rağbet edilen şey” diye tanımladıktan sonra bir şeye akıl, duygu (hevâ) veya duyu (his) yönünden olmak üzere üç şekilde güzellik değeri yüklenebileceğini
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “yapılan bir iyiliğin sahibini övgü ile anmak” mânasındaki şükr (şükrân) kökünden türeyen şekûr “çokça teşekkür eden” demektir. Allah’a nisbet edildiğinde “az da olsa kulun iyi bir ameline fazlasıyla karşılık veren” anlamına gelir (İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, II, 493; Kāmus Tercümesi, II, 446). Şekûr dört âyette Allah’a nisbet edilmiş, bunların üçünde gafûr isminden sonra, birinde halîmden önce yer almıştır. Şekûrun bu kullanılışı, kelimenin içeriğinde kulun günahını bağışlaması veya cezala
TRİslam Ansiklopedisi

İlahi adalet bağırmaz, savunmaz, açıklama yapmaz. Sessizce not alır. Belki de teslimiyet tam olarak burada başlar: Sesin bittiği, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde. İnsan anlatmak ister. İçinde birikenleri dökmek, haklılığını ispatlamak, yaşadıklarının bir karşılığı olduğunu görmek ister. Bazen sadece anlaşılmak için konuşur, bazen incinmemek için savunur kendini. Çünkü çoğumuz, sesimiz duyulmazsa yok sayılacağımızı düşünürüz. Oysa hayat, her zaman en çok konuşana cevap vermez. Çoğu zaman en de
TR
Mustafa Güven
Sözlükte “bir şeyin arkasından gelmek, yerine geçmek” mânasına gelen akb kökünden türemiş bir kelime olup “yapılan kötü işlerin ardından gelen ceza” demektir. Terim olarak “ilâhî emirlere uymayanlara dünyada, âhirette veya her iki yerde verilen ceza” diye tanımlanabilir. İkāb Kur’an’da “ceza” anlamında kullanılan azap, be’s, ricz gibi kelimelerle yakın anlamlı, imana ve sâlih amele mükâfat olarak verilen sevap ve ecirle de karşıt anlamlı bir terimdir. On dokuz âyette yer alan ikāb kelimesi üç ây
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “bir topluluğu bulunduğu yerden zor kullanarak çıkarıp bir meydanda toplamak” mânasına gelen haşir (haşr) kelimesi, kıyamet gününde yeniden diriltilen (ba‘s) bütün varlıkların hesaba çekilmek üzere bir meydana sevkedilip toplanmasını ifade eder. Toplanılacak yere mahşer, mevkıf veya arasât denir. Buna göre haşir, kıyamet halleri arasında ba‘stan sonra ikinci merhaleyi oluşturur ve “hesap görüldükten sonra cennet veya cehenneme sevkedip dağıtmak” anlamındaki neşirin karşıtı olur. Gelenek
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “iyileştirmek amacıyla menetmek, düzeltmek, hükmetmek” anlamlarına gelen hükm masdarından türemiş bir sıfat olup “bilgisi ve adaletiyle nihaî hükmü veren” demektir. Bu kökten türeyen hâkim sıfatının da aynı veya benzer bir mâna taşıdığı kabul edilmekle beraber aralarında fark bulunduğunu söyleyenler de vardır. Râgıb el-İsfahânî’ye göre hakem, hüküm vermekte maharet kazanmış bir kişi olup verdiği hüküm diğer şahısları bağlayıcıdır, hâkimin verdiği hüküm ise bağlayıcı değildir (el-Müfredâ
TRİslam Ansiklopedisi
AhAhlaki şans, bir failin ahlaki konumunun veya maruz kaldığı ahlaki değerlendirmenin, kendi kontrolü dışındaki faktörlerden, yani şanstan etkilenmesi durumunu ifade eden felsefi bir kavramdır. Bu problem, ahlaki değerlendirmenin yalnızca bireyin kontrol edebildiği unsurlara dayanması gerektiği yönündeki yaygın sezgi ile şansın, kişinin ahlaki statüsünü kaçınılmaz olarak etkilediği gözlemi arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Tartışmalar genellikle ahlaki sorumluluk kavramıyla yakından ilişkili olar
TRYunus Emre Yüce
Mekke devrinde muhtemelen Duhân sûresinden sonra ve Ahkāf sûresinden önce nâzil olmuştur. “Hâ-mîm” ile başlayan ve Mushaf’ta ardarda gelen yedi sûrenin altıncısıdır. Kûfeliler’in sayımına göre otuz yedi, diğerlerine göre otuz altı âyettir. Bu fark, sûre başındaki “hâ-mîm” harflerinin müstakil bir âyet sayılıp sayılmamasından ileri gelmektedir. Fâsılaları م، ن harfleridir. Adını, yirmi sekizinci âyette geçen ve “diz çökmüş” veya “bir araya gelmiş” anlamlarına gelen câsiye kelimesinden alır. Ayrıc
TRİslam Ansiklopedisi
Kur’an’da kitâb ve suhuf adlarıyla geçen amel defterine kitâbü’l-a‘mâl, sahîfetü’l-a‘mâl de denir. Kur’ân-ı Kerîm’in belirttiğine göre insanın dünyada benimsediği inanç ve işlediği bütün fiiller tesbit edilmiş olup kıyamet gününde bir kitap halinde kendisine sunulacak; okuma bilen ve bilmeyen herkesten kendi kitabını okuması istenecektir (bk. el-İsrâ 17/13-14). “Kirâmen Kâtibîn”, “hafaza”, “rusül”, “rakīb-atîd” adlarıyla anılan meleklerin yazıp kaydettikleri (bk. el-En‘âm 6/61; el-Enbiyâ 21/94;
TRİslam Ansiklopedisi
Sâlikin haline göre zaman zaman kalbinde zuhur eden tecelliler ve murakabe anında gönlünde meydana gelen hitap ve ilham niteliğindeki müşahede parıltıları tavârik, tavâli‘, levâmi‘, levâih, kādih, vâkı‘ ve bâdî (çoğulu bevâdî) gibi adlarla anılır. Sühreverdî bütün bu kelimelerin birbirine yakın anlamlar taşıdığını söyler. Kalpteki bütün tecellileri ortadan kaldırarak onların yerine geçen ilâhî tecelliye “bâdî bilâ-bâdî” veya “Hak bâdîsi” denilir. İbrâhim el-Havvâs’ın, “Zuhur eden Hakk’ın bâdîsi
TRİslam Ansiklopedisi