
Bugün teknoloji hakkında konuşmak, artık yalnızca yeni cihazlar, yazılımlar, uygulamalar veya yapay zekâ modelleri hakkında konuşmak değildir. Teknoloji, insanın nasıl düşündüğünü, nasıl öğrendiğini, nasıl çalıştığını, nasıl hatırladığını, nasıl karar verdiğini ve hatta neyi gerçek kabul ettiğini dönüştüren büyük bir çevre hâline gelmiştir. Bu yüzden teknoloji meselesi, mühendislerin, girişimcilerin veya yatırımcıların alanıyla sınırlı görülemez. Teknoloji artık doğrudan doğruya insan, toplum, b
TR
Ali Ömer Yurddaş

“İnsanın içinde, hiçbir simülasyonun tamamen susturamayacağı aşkın bir hakikat çağrısı vardır.” The Truman Show, modern insanın yalnızca medya tarafından kuşatılmışlığını değil, temsilin hakikatin yerine geçtiği bir dünyada insanın ontolojik statüsünün nasıl dönüştüğünü anlatan güçlü metafizik bir alegoridir. Film çoğu zaman televizyon kültürü, gözetim toplumu ya da medya manipülasyonu bağlamında okunmuştur; ancak bu okumalar filmin merkezindeki daha derin soruyu çoğu zaman ıskalar: İnsan, kendi
TR
Ali Ömer Yurddaş
Neİnsanlar yürüyorlar İnsanlar koşuyorlar İnsanlar bekliyorlar Peki neden? Bir koşuşturma var etrafta Bir acele, telaşlı gözlerler ile bakışlar var Bir serzeniş var suretlerde Gitmek isteyiş, fakat sanki bir mıh gibi kitleniş var Her gün, her gün bitmeyen bir çile gibi yataklardan kalkıp gidiş Bir de dönüş var, kornalar arasında siren seslerini duyurmaya çalışan bir ambulans gibi Bir telaş var etrafta Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan saklanış gibi Ne için bu acele, diye sorsan Cevabını vere
TRİrem Kırmıt
HüYıllardır sormaktan vazgeçmediğim bir soru vardır: Hakikat neden bu kadar acı gelir? Ya da daha doğru soruyla: Hakikati konuşmak neden delilik sayılır? Hüseyin Nihal Atsız’ın 1941’de kaleme aldığı Dalkavuklar Gecesi, bu soruları yalnızca soran değil, cevabını da haykıran bir başyapıttır. Bu eser, yalnızca edebî bir roman değil, bir millet evladının düzenle hesaplaşmasıdır. Dalkavuklar Gecesi, görünüşte Hattuşaş adlı bir krallıkta geçiyor gibi görünse de aslında her satırı bizden, her karakteri b
TR
Kürşat Ziyadoğlu

Hayatta çoğu kez ölüm kavramıyla bir yerlerde tanışık olduk. Hatta inancımızın gerektirdiği düsturla bunun korkunç bir şey olmadığına inandırıldık. Ama sanki ölüm bize ya da çevremize hiç uğramayacakmış gibi ya da çok uzun bir süre sonra uğrayacakmış gibi, ölüm telaşına düşmeden yaşadık. Evet, ölüm var ve bu hakikatle ansızın yüzleşebiliriz. Ama bu fikir bize epey uzaktı. Nitekim, hakikat kavramını belli bir yaşa geldikten sonra ölümle bağdaştırdığımda, bana ve yakınlarıma hiç uğramayacak gibi g
TR
Nursena Şahin
VaSanat eserleri, yalnızca görsel ya da estetik nesneler değildir; bazen bir düşünceyi, bir felsefi sorunu ya da varoluşsal bir hakikati görünür kılabilirler. Martin Heidegger’in 1936 yılında taslaklarını hazırladığı “Sanatın Kökeni” başlıklı metninde Vincent van Gogh’un bir çift köylü ayakkabısı resmi üzerinden yaptığı yorum, bu türden bir felsefi okumanın çarpıcı örneklerinden biridir. Ancak bu yorum zamanla yalnızca bir felsefi tez değil, aynı zamanda sanatın doğası, temsil ve yorum üzerine sür
TRZehra Dede
SoSokrates'in Savunması (Grekçe: Ἀπολογία Σωκράτους - Apología Sokrátous), Platon'un erken dönem diyalogları arasında yer alan ve felsefe tarihinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilen bir eserdir. Metin, M.Ö. 399 yılında Atina'da, Sokrates'in 501 kişilik bir halk mahkemesi (dikasterion) önünde "gençlerin ahlakını bozmak" ve "kentin tanrılarına inanmamak" suçlamalarıyla yargılanmasını konu alır. Eser, yalnızca tarihsel bir olayın dökümü olmayıp, aynı zamanda felsefe ile kent-devlet (polis
TRYunus Emre Yüce

Masaldan Hakikate: İnsanın Anlam Yolculuğundan Hikâyeler, Mona A. Tufan tarafından kaleme alınan, insanın varoluşsal anlam arayışını masal dili ve irfan geleneği üzerinden inceleyen bir eserdir. Kitap, 2025 yılında İnsan Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Eserin Konusu Eser, masalların insanın varoluşsal ve anlam arayışındaki işlevini merkeze alır. Masallar, burada yalnızca anlatı yoluyla aktarılan geleneksel hikâyeler değil; insanın yaratılış, varlık ve hakikat arayışını semboller aracılığıyl
TRElyesa Köseoğlu
HaKöken (Ar. ḥaḳīḳat < Ar. ḥaḳḳa “doğru idi”) Arapça kökenli ḥaḳīḳat (حقيقة) “gerçeklik, doğruluk” anlamına gelir. Bu sözcük, Arapça ḥaḳḳa (حقّ) “doğru olmak” fiilinden türemiş olup faˁīlā(t) vezninde dişil sıfattır. Kullanım Alanları • Felsefe: Gerçeklik kavramı, varlık ve bilgi teorisi üzerine tartışmalarda kullanılır. • Din ve Tasavvuf: Manevi gerçeklikler ve ilahi hakikatler bağlamında ele alınır. • Edebiyat: Gerçekçi anlatımlar ve hakikat arayışı içeren metinlerde sıkça yer alır. • Hukuk v
TR
Hamza Aktay
ReKöken Realite terimi, Türkçeye Fransızca réalité sözcüğünden geçmiştir. Fransızcadaki bu sözcük, kökenini Geç Latince’de "gerçeklik" anlamına gelen realitas sözcüğünden almaktadır. Latince realis sözcüğü "gerçek" anlamına gelir ve bu sözcüğe, -itas eki eklenerek realitas oluşturulmuştur. Böylece, realite sözcüğü tarihsel olarak "gerçeklik" ve "hakikat" kavramlarını dile getirmek amacıyla türetilmiştir. Kullanım Alanları Edebiyat ve Felsefe: Realite sözcüğü, edebi metinlerde ve felsefi tartışmala
TRAyşe İkbal Özsakın