
Bocce ilk bakışta çoğu gence “fazla sakin” gelebilir. Ne yüksek tempo var, ne ter içinde kalmak, ne de sürekli koşmak… Sadece birkaç top, küçük bir hedef ve yumuşak hareketler. Ama işte tam da bu yüzden bocce ilginç. Çünkü bocce, seni hızdan çok düşünmeye, güçten çok dengeye, aceleden çok sabıra çağıran bir oyun. Biz genelde hızlı olmayı seviyoruz. Hızlı konuşmak, hızlı karar vermek, hızlı kazanmak… Sosyal medyada bile her şey birkaç saniyelik. Bocce ise tam tersini yapıyor. Sana diyor ki: “Bir
TR
Mustafa Güven
HaHayat üç gün derler: Dün, bugün ve yarın. Dün geçti… Belki de en çok orada bekledim seni. Gelmedin. Bekledim. Sustun. Bugün bitmek üzere. Zaman ağır ağır akıyor ama içimdeki boşluk aynı. Kalabalıklar var etrafımda ama sen yoksun. Şimdi aklımda tek bir soru var: Acaba yarın gelir misin? Yoksa yarın da bugünün tekrarı mı olur? Bazen insan bir başkasını beklerken aslında kendini tamamlamayı bekler. Belki de mesele sen değilsin… Belki mesele, eksik hissettiğim yanım. Yarın gelir mi bilmiyorum. Ama b
TRMelisa Yıldırım

Küçük Mutlulukların Gücü... Hiç durup etrafına baktın mı ve “Aslında hayat ne kadar güzel” dedin mi? Çoğu zaman büyük olayları, büyük başarıları bekleriz; oysa gerçek mutluluk, çoğu zaman fark etmediğimiz küçük anlarda saklıdır. Sabah pencereni açtığında içeri süzülen güneş ışığı, hafif bir rüzgarın yüzüne dokunuşu, eski bir dosttan gelen beklenmedik bir mesaj… Bu küçük detaylar, ruhumuzda derin bir sıcaklık bırakır ve günün tüm karmaşasını hafifletebilir. Küçük mutlulukların gücü, görünmez ama
TR
Zeynepnur Karagülle
BiBazı defterler vardır; satın alındıkları günün heyecanını yıllarca ilk sayfalarında taşırlar. Rafın bir köşesinde beklerler. Kapakları hâlâ temizdir, sayfaları hâlâ serttir. İnsan onları sıradan bir günde kullanmaya kıyamaz. Daha önemli bir zaman gelecektir çünkü. Daha düzenli hissedilen bir dönem, daha net düşüncelerin olduğu bir mevsim, daha “doğru” bir başlangıç anı... O yüzden defter bekler. İnsan da onunla birlikte bekler. Ve fark etmeden, kullanılmamış sayfaların içinde yalnızca mürekkep d
TR
Ebrar Sıla Peri

JOMO (Joy of Missing Out) , short for "The Joy of Missing Out," is a psychological and cultural concept that has gained widespread popularity in the digital age. This term represents a counterpoint to our age's pressure to be constantly connected and informed. It emerged as the polar opposite of the increasingly popular concept of the constant fear of missing out on social activities or important developments (FOMO). JOMO refers to a conscious choice to stay away from social media, events, or de
EN
Nursena Şahin

Kahve henüz sıcakken bitirildi. Bardaktan yükselen buhar hâlâ havadaydı ama masadaki kişi çoktan kalkmıştı. Gideceği yere geç kalmıyordu aslında. Ortada gerçek bir telaş da yoktu. Yine de her şey biraz hızlı olmuştu. Kahvenin tadı tam hatırlanmıyordu. Pencerenin dışındaki yağmur fark edilmemişti. Masanın yanından geçen insanların yüzleri seçilmemişti. Kahve içilmişti ama sanki yaşanmamıştı. Günün geri kalanında bu durumun üzerinde durulmadı elbette. Çünkü hayatın içinde buna benzeyen yüzlerce kü
TR
Ebrar Sıla Peri

İbibik kuşlarına sır verdiğimiz kayalar, Beni sırtında taşıyıp sarmalayan o kollar, Şakaklarından dökülür bir bir anılar, Özlemin büyür içimde sensiz geçen bu yıllar. Şimdi bir beyaz taştır durur dibimde, Ne söylesem dökülür sessizce dilimde, Bilirim dualarım sana varır her akşamüstünde, Bizi sensiz bıraktın o beyaz mermer önünde.
TRGönül Şevval Erbaş
İnTelefonunda kaydedilmiş yerler vardır bazen. “Bir gün giderim” diye işaretlenmiş kafeler, sahiller, küçük kitapçılar. Aylarca orada dururlar. Hatta bazen şehir değişir, mevsim değişir, hayat değişir ama o kayıtlı yerler aynı kalır. Gidilmemiş hâlleriyle. Bazı defterler de böyledir. Büyük hevesle alınır. İlk sayfası bile açılmaz bazen. Çünkü insan onu sıradan bir günde kullanmak istemez. Daha doğru bir zamanı bekler. Daha düzenli hissedeceği bir dönemi. Daha “kendisi gibi” olacağı bir versiyonunu
TR
Ebrar Sıla Peri
GüEskiden sıkılmak, hayatın doğal bir parçasıydı. Uzun otobüs yolculuklarında camdan dışarı bakmak, sıra beklerken etrafı izlemek ya da evde yapılacak bir şey bulamayıp zamanın yavaş geçtiğini hissetmek oldukça sıradan deneyimlerdi. İnsan bazen boşlukta kalır, düşünür, hayal kurar ve zamanın ağır ilerlediğini hissederdi. Sıkılmak can sıkıcı olsa da hayatın ritmi içinde kendine ait bir yere sahipti. Bugün ise aynı boşluklar eskisi kadar uzun sürmüyor. Çünkü elimizin altında sürekli bizi meşgul edec
TR
Ebrar Sıla Peri
ŞeŞehir hayatı çoğu zaman hızla akan bir nehir gibidir. İnsanlar bir yerden bir yere yetişir, kalabalıklar arasında kaybolur, günler birbirine karışır. Gürültü, trafik, yapılacaklar listesi ve bitmeyen bir tempo… Tüm bunların içinde insan bazen sadece durmak ve nefes almak ister. Büyük bir değişim değil, kısa bir mola… Küçük bir kaçış. Çoğu kişi bu kaçışı uzak yerlere gitmekte arar. Oysa şehirden tamamen uzaklaşmak her zaman mümkün değildir. Ama belki de kaçış, düşündüğümüz kadar büyük olmak zorun
TR
Ebrar Sıla Peri