---
title: Zamanın Sustukları
slug: zamanin-sustuklari-cf951
url: /detay/zamanin-sustuklari-cf951
type: blog
language: Türkçe
entity:
  primary: Zamanın Sustukları
  type: blog
  disambiguation: Zamanın Sustukları: Yalnızlığın, sessizliğin ve umudun hikayesi. Yarın var mı?
  categories:
    - name: Edebiyat
      slug: edebiyat
      url: /kategori/edebiyat
  tags:
    - zamanın sustukları
    - öykü
author: Zeynep Gök
created_at: 2025-07-07T18:10:15.511285+03:00
updated_at: 2025-07-22T08:45:26.601236+03:00
---

# Zamanın Sustukları

<!-- CONTEXT: Article Content for "Zamanın Sustukları" -->

## Article Content

Hava kararmaya yüz tutmuştu. Akşam, sokakların üzerine yavaşça seriliyordu.

Sokakta oynayan çocuklar, ocağa yemeğini koyup mahalleye çıkan kadınlar, fabrikadan dönen gençler… Hepsi, [ezan sesiyle](/tr/detay/ezanla-gelen-huzur-kalbin-derinliklerine-dokunan-s/llms.txt) birlikte usulca dağıldı evlerine. Köşe başları, caddeler, pencereler… Sessizlik, ezanın ardından selamladı kenti.

Evlerin ışıkları birer birer yanmaya başladı. Arifiye sokakları, sönük bir sarı ışıkla nefes aldı. Ama ne fark ederdi?

Hava kararmış, ışıklar yanmış, yağmur yağmış ya da fırtına kopmuş… O, artık fark etmiyordu. Bu evin kuytusunda, kendi içine kapanmış münzevi bir hayat sürüyordu. [Yalnızlıkla](/tr/detay/yalnizlikta-6664b/llms.txt) yoğrulmuş, [sessizlikle](/tr/detay/sessizligin-sesini-dinlemek-bir-gunluk-inziva-dene/llms.txt) mühürlenmiş bir yaşam.

Balkonun en tenha köşesine geçti. Uzun zamandır ilk defa bu kadar sessizdi. Bu kadar kendiyle baş başa... Eskiden sesler zihnindeydi; şimdi sadece dışarıdan geçip gidiyorlardı. Bir anda, rüzgârla çarpan kapı sesiyle irkildi. Kuşların kanat çırpışına kaydı gözü. Fark edilmek istercesine dönen kuşlar… O an, [çocukluğuna](/tr/detay/cocuklugumuz-4f3c5/llms.txt) gitti. Uzun uzun manzaraya daldı. [Zamanı](/tr/detay/1-saniye-oncesi-1000-yil-sonrasindan-daha-mi-uzak-/llms.txt) orada durdurmak istedi. Belki de o anın içinde kalmak...

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Kızgınlıklarına, kırgınlıklarına, pişmanlıklarına… Dokunsalar, ağlardı. Ama kimse dokunmadı. O kadar yalnız olduğunu fark etmemişti.

Santurun içli sesi sarıyordu sessizliğini. Bir de kâğıt, kalemi vardı. Kalemi olan biri, yalnız olur muydu hiç? Bilmiyordu... 

Bilmenin de artık bir anlamı yoktu onun için. Başına gelen her şeyin toplamı olmaktan çoktan yorulmuştu. Sadece geçip gidiyordu artık zaman. Ayağa kalktı. Duvara asılı aynaya döndü. Aynadaki kişiyi uzun uzun süzdü. Uzun zamandır görmediği bir yüzdü bu. Önce, ince bir gülümseme belirdi dudaklarında; çok geçmeden de silindi. Donuk ve boş bakışlara bıraktı yerini. Kim bilir, ne düşünüyordu. 

Bir zamanlar öğretmen olacaktı. Onlarca çocuğun kalbine dokunacaktı. Dizi kanayan çocuklara şefkatle yaklaşacak, bayraklarla süslenmiş sınıflarda, ülkenin umutlarını büyütecekti. Yıllar sonra bir sokakta karşılaşıp, “Hatırlıyor musun öğretmenim?” diyen bir sesle, eskiyi yâd edecekti belki.

Ya da müziğin izini sürecekti. Dinlediği santur parçalarına bir beste de o katacaktı. İnsanlar onun melodilerinde dinlenecek, ruhundan süzülen nağmeler nice hatıraları yâd edecekti. Bir şiirinde durup düşünecekti insanlar. Bir dizesinde hayatlar, tek kelimesinde umutlar yeşerecekti. Ve o da yeşerecekti...

Kalem, yalnızlıktan kurtaracaktı onu. Defterle olan münasebeti ise sessizlikten...

Donuk bakışlarının yansıdığı aynada bu kez yaşlı gözleri vardı. Çehresinden süzülen her damla, nereye gideceğini biliyor gibiydi. Balkon pervazına konan bir kumru dağıttı, aynaya takılı kalan kırgın bakışlarını. Ve yeniden hatırlattı [yalnızlığını](/tr/detay/kalabaliklar-icerisindeki-yalnizlik-b6655/llms.txt).

Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Yanındaki deftere uzandı. Kalemi eline alıp, o iki kelimeyi özenle işledi kağıda:

“[Yarın var](/tr/detay/sonrakine-9bf44/llms.txt).”