---
title: Var Oluşun Sancılı Günlüğü
slug: var-olusun-sancili-gunlugu-2fa1b
url: /detay/var-olusun-sancili-gunlugu-2fa1b
type: blog
language: Türkçe
entity:
  primary: Var Oluşun Sancılı Günlüğü
  type: blog
  categories:
    - name: Edebiyat
      slug: edebiyat
      url: /kategori/edebiyat
    - name: Psikoloji
      slug: psikoloji
      url: /kategori/psikoloji
  tags:
    - ruhhali
    - Psikoloji
    - Felsefe
author: Gözde Cabadak
created_at: 2026-05-05T05:41:34.838950+03:00
updated_at: 2026-05-05T09:37:42.706542+03:00
image: https://cdn.t3pedia.org/media/uploads/2026/05/05/uHs5P9Efad5ZDsEaUHPeaQXrpdFXTbEc.png
---

# Var Oluşun Sancılı Günlüğü

<!-- CONTEXT: Article Content for "Var Oluşun Sancılı Günlüğü" -->

## Article Content

Sevgili günlük,

![Image](https://cdn.kureansiklopedi.com/media/uploads/2026/05/05/WkhCoeUtZf25UmNiT5BailaxD2tAlFVG.png)
*Var Oluşlar Sancılar Çeken Genç (Görsel Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)*

Bugün de o tanıdık, ağır ve nereden geldiği belli olmayan o sızıyla uyandım. Hani bazen insanın [göğüs kafesine](/tr/detay/insirah-suresi-2/llms.txt) bir kaya oturur da, nefes almak bile bir mesaiye dönüşür ya, tam olarak öyle. Pencereyi açtım ve dışarıya baktım.  Dışarıda gri bir gökyüzü değil, aslında masmavi bir gökyüzü vardı ama benim gözlerimde her şeyin doygunluğu alınmış gibiydi. Sanki birisi dünyanın renk paletiyle oynamış, o canlı yeşilleri, heyecan verici mavileri soluk birer anıya dönüştürmüş.

Var oluşun o bitmek bilmeyen sancısı, bugün yine en sevdiğim şarkının nakaratı gibi zihnimde dönüp duruyor. Sahi, [biz neden buradayız?](/tr/detay/ibadet-2/llms.txt) Ve daha da önemlisi, neden böyleyiz?

Bugün sokağa çıktım. Amacım sadece yürümekti, belki biraz [kalabalığa karışınca](/tr/detay/kalabalik-icinde-yalniz-hissetmek-cd6eb/llms.txt) içimdeki o boşluk hissi dağılır diye düşündüm. Ama tam tersi oldu. İnsanların arasındayken kendimi hiç bu kadar [yalnız](/tr/detay/yalnizlikta-6664b/llms.txt), hiç bu kadar "başka" hissetmemiştim. Yüzlere baktım tek tek. Binlerce yüz geçti yanımdan. Hepsi bir yerlere yetişme telaşında, hepsi birer hayalet gibi kendi zihinlerindeki labirentlerde kaybolmuş. Birine rastladım, göz göze geldik. Sadece bir saniyeliğine. İçimden bir selam vermek geçti, şöyle samimi, hiçbir beklentisi olmayan bir "merhaba". Ama o kadar donuk, o kadar "uzak" bir bakışı vardı ki, kelimeler boğazımda düğümlendi. İnsanlar neden bir gülümsemeden bu kadar kaçıyor? Bir selam vermek, karşısındakinin varlığını onaylamak neden bu kadar ağır bir yük haline geldi?

[Dünya](/tr/detay/surgun-2/llms.txt) mı kötüleşti, yoksa biz mi dünyayı bu hale getirdik? Eskiden, belki de çok eskiden, insanların birbirinin gözünün içine bakarken içlerinin ısındığı zamanlar olmuştur diye hayal ediyorum. Şimdi ise herkes birbirine birer engel, birer rakip ya da daha kötüsü, birer hiçlikmiş gibi davranıyor. Bir otobüs durağında beklerken bile aramızdaki o [görünmez duvarlar](/tr/detay/gorunmez-yuz-02e7f/llms.txt) o kadar kalın ki, sanki her birimiz kendi cam fanusumuzun içinde hapsolmuşuz. Oksijenimiz bitiyor ama farkında değiliz.

Günlük, biliyor musun, bugün şunu fark ettim: İnsanlar [kötü](/tr/detay/aytmatovun-eserlerinde-kotuluk-kavrami-a1c29/llms.txt) mü, yoksa sadece ["eksik"](/tr/detay/sevgi-sozluk-2/llms.txt) mi? 

Kötülük dediğimiz şey, belki de içimizdeki o iyilik ve nezaket damarlarının kurumasıdır. [Hayata dair olan inancın, ümidin bitişidir](/tr/detay/umut-431c5/llms.txt). Birine omuz attığında dönüp özür dilemeyen, bir kapıyı tuttuğunda teşekkür etmeyen, markette sırasını beklerken önündekini ezmeye çalışan bu kitle... Hepsi sanki gizli bir savaşın içindeler. Ama karşılarındaki düşman kim? Kendileri mi, yoksa hayatın ta kendisi mi? Bu amansız yarışta neyi kazanmaya çalışıyoruz? Daha çok para mı, daha çok kariyer mi? Yoksa sadece "[hayatta kalmak](/tr/detay/yasamak-cf92c/llms.txt)" mı bu kadar [zalimleştiren](/tr/detay/israil-2/llms.txt) bizi?

Sokaklarda yürürken binalara bakıyorum hepsi devasa beton yığınları. Doğanın o eşsiz estetiğini katledip yerine diktiğimiz bu cansız kuleler, aslında [ruhlarımızın birer yansıması](/tr/detay/ruh-hali-degiskendir-6c27d/llms.txt) gibi. Soğuk, köşeli ve gri. [Dünyanın renkleri neden renksiz](/tr/detay/kaybolan-renkler-ef5bf/llms.txt) biliyor musun? Çünkü biz [bakmayı unuttuk](/tr/detay/bakmak-ile-gormek-18d26/llms.txt). Görmeyi değil, sadece bakmayı. Bir ağacın rüzgarda nasıl dans ettiğini, bir kedinin kaldırım kenarında nasıl huzurla uyuduğunu, yağmurun toprağa değerken çıkardığı o eşsiz kokuyu hissetmek yerine, telefonlarımızın ışıklı ekranlarındaki sahte dünyalara gömüldük. Kendi iç sesimizden o kadar korkuyoruz ki, dışarının [gürültüsünü](/tr/detay/gurultu-05613/llms.txt) hiç bitmeyen bir uğultuyla besliyoruz.

Bazen düşünüyorum da, belki de bu "[var oluş sancısı](/tr/detay/afakta-ve-enfuste-arayista-olmak-9c550/llms.txt)" dediğim şey, bir uyarı sinyalidir. Sistemin dışına çıkmaya çalışan bir ruhun feryadıdır. "Hey, burada bir yanlışlık var!" diyor içimdeki o ses. İnsanların bu kadar sevgisiz, bu kadar birbirine yabancı olduğu bir evrende, ben nerede durmalıyım? Onlar gibi mi olmalıyım? Ben de mi bir selamı esirgemeli, ben de mi bakışlarımı yerlere dikerek yürümeliyim? [Karamsarlığa](/tr/detay/kordugum-70af9/llms.txt) doğru çok hızlı bir sürükleniş bu, biliyorum. Sanki bir uçurumun kenarındayım ve rüzgar arkamdan çok sert esiyor. Aşağısı kapkaranlık, hiçbir ışık süzmesi yok gibi görünüyor. Neden kötü insanlar bu kadar çok? Yoksa sadece sesleri mi çok çıkıyor? Merhametin zayıflık, nezaketin ise saflık sayıldığı bir çağda yaşıyoruz. Birine yardım etmek istediğinde altında bir çıkar aranıyor. Birini karşılıksız sevmek istediğinde "delilik" ya da "takıntı" damgası yiyorsun. [Kalplerimiz](/tr/detay/kalbin-sucu-cf677/llms.txt) o kadar nasır tutmuş ki, en küçük bir yumuşaklıkta canımız yanacak sanıyoruz. O yüzden de koruma kalkanlarımızı sonuna kadar açıp, birbirimizi kılıçlarla selamlıyoruz.

Bugün bir parkta oturdum biraz. Bir [çocuk](/tr/detay/sevgi-sozluk-2/llms.txt) gördüm, henüz dünyanın o kirli paslı elleri ona değmemişti. Bir kelebeğin peşinden koşuyordu düşüyordu, gülüyordu, tekrar kalkıyordu. O an bir şey fark ettim. [Dünya](/tr/detay/dunyayi-dogru-yorumlamaliyiz-1228e/llms.txt) aslında kötü değil. Dünya muazzam bir dengeyle, inanılmaz bir zarafetle dönmeye devam ediyor. [Güneş](/tr/detay/aydinlik-ba272/llms.txt) her sabah hiçbir ayrım yapmadan herkesi ısıtmak için doğuyor. Toprak, üzerine ne kadar beton döksek de bir çatlak bulup yeşermeye çalışıyor. Kötü olan, bu güzelliği göremeyecek kadar körleşen, kendi kibrinde boğulan insanoğlu. Biz, bu gezegenin üzerindeki en gelişmiş ama aynı zamanda en yıkıcı canlılarız. Hem birbirimizi hem de yuvamızı yok etmek için bitmek bilmeyen bir iştaha sahibiz.

Peki ya [ben](/tr/detay/sasirdim-kaldim-iste-siir-b8e24/llms.txt)? Ben bu tablonun neresindeyim? Bazen kendimi o kadar [güçsüz](/tr/detay/gorunmez-yorgunluk-e3195/llms.txt) hissediyorum ki. Bir yazıyla, bir düşünceyle neyi değiştirebilirim? Bu karanlık denizde küçük bir mum ışığı bile olamıyormuşum gibi geliyor. İşte o zaman [karamsarlık](/tr/detay/kalabalik-yalnizlik-e3c6a/llms.txt), sinsi bir sarmaşık gibi ruhumu sarıyor. Her şey anlamsızlaşıyor. Neden çaba gösteriyoruz ki? Neden yazıyorum, neden okuyorum, neden öğrenmeye çalışıyorum? Var oluşumun ağırlığı altında eziliyorum. [Sancı](/tr/detay/sanmak-ve-sancimak-b20ad/llms.txt), mideme vuran bir krampa dönüşüyor.

Ama sonra... Sonra garip bir şey oluyor Günlük.

Akşamüzeri eve dönerken, mahallenin o aksi amcasıyla karşılaştım. Hani kimseye selam vermeyen, her şeye homurdanan o adam. Tam yanından geçerken, bahçesindeki küçük bir gülü, sanki dünyanın en nadide elmasıymış gibi okşadığını gördüm. Yüzünde belli belirsiz bir yumuşama vardı. O an anladım ki en kötü dediğimizin içinde bile ulaşılamamış, bastırılmış bir incelik var. Belki o da [yorgun](/tr/detay/zihinsel-yuk-ve-tukenmislik-bfbd3/llms.txt), belki o da [kırgın](/tr/detay/kirildigimiz-yerden-yeseririz-2de04/llms.txt), belki o da benim gibi bu sancının içinde boğuluyor ama dışarıya sadece dikenlerini gösteriyor.

Evet, insanlar bazen çekilmez oluyor. Evet, dünya bazen yaşanmaz bir yer gibi görünüyor. Renkler soluyor, selamlar azalıyor, kalpler taşlaşıyor. Karamsarlık uçurumunun dibini gördüğüm anlar çok oluyor. Evet, evet, evet.. Ama o uçurumun kenarında dururken bile yüzüme çarpan rüzgarın o diri ama yumuşak serinliği bana bir şeyi hatırlatıyor. Hissedebiliyorum. Sancıyı bile hissedebilmek, aslında hala hayatta olduğumuzun, bir ruhumuz olduğunun kanıtı değil mi?

İçimdeki o karanlık bulutların biraz dağıldığını hissediyorum. Belki de bu yüzden [yazıyoruz](/tr/detay/neden-yazariz-25a43/llms.txt). içimizdeki zehri kağıda döküp, geriye sadece saf olanı bırakmak için. 

İnsanlar kötü olabilir, dünya adaletsiz olabilir ama tüm bunlara rağmen, hatta tüm bunlara inat, nefes alabiliyor olmak, bir fikrin peşinden koşabilmek, bir müziğin ritminde kaybolabilmek...

Şu an dışarıya doğru bakıyorum. 

Sokak lambaları yanmış. 

Şehir, tüm o karmaşasına ve kabalığına rağmen bir ışık denizi gibi parlıyor. 

Belki yarın yine birine selam verdiğimde karşılık alamayacağım. 

Belki yine insanların bencilce tavırlarına şahit olup sinirleneceğim. 

Ama biliyor musun Günlük?

Tüm bu sancılara, tüm bu "neden"lere ve tüm bu renksizliğe rağmen... 

Yaşamak yinede çok güzel.

Hem neden güzel olmasın ki ? 

Bunları çok düşünürsek [delirmez miyiz?](/tr/detay/deli/llms.txt)[^1]

<!-- CONTEXT: Academic Sources and References for "Var Oluşun Sancılı Günlüğü" -->

## Academic Sources and References

1. Cabadak, Gözde. "Yayımlanmamış Blog Yazısı." Yazım Tarihi 5 Mayıs 2026.

<!-- CONTEXT: Citations for "Var Oluşun Sancılı Günlüğü" -->

## Citations

[^1]: Cabadak, Gözde. "Yayımlanmamış Blog Yazısı." Yazım Tarihi 5 Mayıs 2026.