
The red flag is a symbol inscribed in Arabic as “یالثارات الحسین” within the Iranian Shia tradition. This flag is most commonly raised on the domes of sacred mosques during periods of intense grief and a strong sense of justice, particularly in reference to the martyrdom of Imam Husayn in Karbala. Traditionally, this symbol carries the meaning of an “appeal for vengeance” by emphasizing that innocent blood has been shed. Raising the Vengeance Flag (Euro News) " youtube-video-element-format="righ
EN
Hümeyra Yılmaz

Red flag, in the Iranian Shia tradition, is a symbolic inscription in Arabic: “یالثارات الحسین”. This flag is most commonly raised on the domes of sacred mosques during periods of intense emotion surrounding justice and vengeance. Traditionally referencing the martyrdom of Imam Husayn in Karbala, this symbol carries the meaning of an “appeal for revenge” by emphasizing that innocent blood has been shed. Meaning and Impact of the Flag This flag is a powerful symbol in Shia belief. It signifies “B
EN
Hümeyra Yılmaz

Kırmızı bayrak, İran Şiî geleneğinde Arapça ifadesiyle “یالثارات الحسین” yazılı bir semboldür. Bu bayrak en çok efkar ve adalet duygusunun yoğun yaşandığı dönemlerde, özellikle kutsal sayılan cami kubbeleri üzerine çekilir. Geleneksel olarak Kerbela’daki Hz. Hüseyin'in şehitliğine atıf yapan bu sembol, haksız bir kanın döküldüğünü vurgulayarak “intikam çağrısı” anlamı taşımaktadır. Bayrağın Anlamı ve Etkisi Bu bayrak, Şiî inancında güçlü bir semboldür. “Kan haksız yere döküldü, adalet talep edil
TR
Hümeyra Yılmaz
1156’da (1743) Necef’te doğdu. Arap asıllı Benî Mâlik kabilesine mensup olan babası, Hille’nin Cenâce veya Cenâciye (Kanâkiye) köyünden Necef’e göç eden tanınmış bir âlimdi. Ca‘fer burada ve Kerbelâ’da tahsil gördü. İlk eğitimini babasından aldıktan sonra Muhammed Mehdî Fütûnî, Muhammed Takī-i Devrakī, Muhammed Bâkır Vahîd Bihbehânî, Bahrülulûm-i Tabâtabâî gibi âlimlerin derslerini takip etti. Özellikle fıkıh ve usulü alanında derinleşti. Şeyh-i Ekber ve Şeyh Necefî unvanları yanında bilhassa Ke
TRİslam Ansiklopedisi
Sözlükte “durmak, tereddüt edip karar verememek” anlamındaki vukūf kökünden türeyen vâkıf kelimesine çoğul anlamı ifade eden “tâ”nın eklenmesiyle meydana gelen vâkıfe “duranlar; tereddüt edip karar veremeyenler” demektir. Bazan vâkıfiyye şeklinde de kullanılır. Genelde, Şîa mezhebinde mensup bulunduğu imamın ölümünün ardından onun ölmeyip gaybete girdiği, tekrar ortaya çıkarak imâmet görevini sürdüreceği düşüncesini benimseyen ve onun yerine geçecek imamı kabul etmeyenleri ifade eder. Bu durumda
TRİslam Ansiklopedisi
Bütün hukukî ve siyasî yetkilerin imama ait olduğunu kabul eden İmâmiyye Şîası’nın anlayışına göre on birinci imam Hasan el-Askerî’nin 15 Şâban 255’te (29 Temmuz 869) doğan oğlu Muhammed b. Hasan, babasının 8 Rebîülevvel 260 (1 Ocak 874) tarihinde ölümü üzerine önce 260-329 (874-941) yılları arasında kısa süreli gaybete (el-gaybetü’s-suğrâ) girmiş, bu devrede imam “en-nüvvâbü’l-erbaa” (es-süferâü’l-erbaa) denilen Ebû Amr Osman b. Saîd, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Osman, İbn Rûh ve Ali b. Muhammed es-
TRİslam Ansiklopedisi
Tam adı Kitâbü’l-İntiṣâr ve’r-red ʿale’bni’r-Râvendî el-mülḥid’dir. Mu‘tezile âlimlerinden Câhiz i‘tizâl mezhebini savunmak, diğer mezheplere karşı olan üstünlüğünü ortaya koymak amacıyla Fażîletü’l-Muʿtezile adlı bir eser yazmış ve kitabın Şîa ile ilgili bölümlerinde bu mezhebe ağır hücumlarda bulunmuştu. Bunun üzerine, önceleri Mu‘tezilî iken Şiîliği benimseyen ve daha sonra dinsiz olduğu ileri sürülen İbnü’r-Râvendî, Câhiz’in eserindeki eleştirilere cevap vermek ve görüşlerini yakından bildiğ
TRİslam Ansiklopedisi
Şîa geleneğinde imamzâde, genel olarak imamların oğulları ve torunlarını ifade etmekle birlikte zaman içinde onların mezarları da bu isimle anılmaya başlanmış, özellikle İran, Pakistan ve Hindistan’da onların türbeleri için kullanılmıştır. Kelime imamların kızlarını ve kız torunlarını kapsamamaktadır. İmamların neslinden gelen şahısların Hicaz ve Irak bölgelerinden doğuya göçleri, Emevîler devrine ve bilhassa Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî zamanına rastlamaktadır. Bu dönemde İran’a göç eden imamzâdel
TRİslam Ansiklopedisi
237 (851-52) yılında Bağdat’ta doğdu. II. (VIII.) yüzyıldan itibaren Bağdat’ta âlim, mütercim ve müneccim yetiştiren İran asıllı Nevbahtîler ailesine mensuptur. Ailenin ismini aldığı Nevbaht ile oğlu Ebû Sehl el-Fazl, Abbâsî Halifesi Mansûr ve Hârûnürreşîd zamanında müneccimlik görevinde bulunmuştu. Nevbahtî’nin belirli bir ilmî seviyeye gelince felsefî düşünceye yakın ilgisi dolayısıyla Sâbiî filozofu, mantıkçı ve matematikçi Sâbit b. Kurre ile irtibat kurduğu, onun ders halkalarına katıldığı v
TRİslam Ansiklopedisi
80 (699) veya 83 (702) yılında Medine’de doğdu. Babası İsnâaşeriyye’nin beşinci imamı Muhammed el-Bâkır, annesi Hz. Ebû Bekir’in torunu olan Kāsım b. Muhammed’in kızı Ümmü Ferve’dir. Böylece Ca‘fer es-Sâdık’ın soyu baba tarafından Hz. Ali’ye, anne tarafından da Hz. Ebû Bekir’e ulaşmaktadır. Künyesi büyük oğlu İsmâil’e nisbetle Ebû İsmâil ise de onun kendisinden önce vefat etmesi sebebiyle daha çok Ebû Abdullah, bazan da Ebû Mûsâ diye anılmıştır. Lakaplarının en meşhuru Sâdık olup Sâbir, Fâzıl, T
TRİslam Ansiklopedisi