
Long before the sky turned cloudy and the earth was stained with blood and suffering, in an age when stars shone brightly and spirits were pure, there stood a city at the foot of the highest mountain. The city was called Havsala. During the day, its inhabitants were bathed in sunlight; at night, they found their way by moonlight. The people of Havsala survived by cultivating crops and using meat, milk, and hides from their animals. Nearly all homes were simple, single-story structures built of w
EN
Onur Çolak

Göğün puslanmasından, yerin kan ve acıyla kirlenmesinden binyıllar önce; yıldızların parlak, ruhların saf olduğu zamanlarda, en yüksek dağın eteklerine kurulmuş bir şehir vardı. Şehrin ismi Havsala'ydı. Sabahları güneşin ışığıyla aydınlanan şehirde yaşayan insanlar geceleri yollarını ay ışığıyla bulurdu. Burada yaşayan insanlar ektikleri ekinlerle ve hayvanlarından elde ettikleri et, süt ve derilerle geçinir, hayatta kalırlardı. Evlerin neredeyse tamamı tek katlı, ahşap ya da kerpiçten yapılma b
TR
Onur Çolak
HaKökenHavsala kelimesi, Arapça ḥawṣala(t) (حوصلة) sözcüğünden alınmıştır ve “kursak”, “kuş midesi” gibi somut anlamlarının yanı sıra mecazi olarak “kavrayış” ya da “algılama yetisi” anlamında kullanılır. Bu sözcük, Arapçada “elde edilmek” veya “bir şeyin içine alınması” gibi anlamlara gelen ḥaṣala (حصل) fiilinden türetilmiştir. Hawṣala, fawˁala(t) kalıbında bir isim olup, içine alma, toplama ya da özümseme fikrini taşır. Dolayısıyla, havsala kelimesi hem fiziksel bir boşluğu hem de zihinsel bir k
TR
Ayşenur Bayraktar